TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Faiz dipte ama bizim şirketler faizden de kurdan da çarpılıyor


Sanayi Bakanlığı’nın Türkiye’de faaliyet gösteren şirketler üzerinde yaptığı en geniş kapsamlı araştırmanın ilk verileri dün bu sayfada yer aldı. 3 milyon şirketi veya girişimciyi kapsayan araştırmadan ilk bakışta “büyüme var, satış var ama borç çok ve kâr da yok” tespitini yaptık. Şirketler özellikle kriz sonrası dönemde borçla büyümüş. Borç özvarlık dengesi bozulmuş. Toplam şirket kaynakları içinde borçların payı son 5 yılda 7.7 puan artarak yüzde 64’e çıktı. Özvarlıkların oranı ise aynı oranda gerilemeyle yüzde 43.7’den yüzde 36’ya düştü.

- Payı azaldığına göre ister istemez özvarlık kârlılığının artması gerekirdi. Ama şirketler kârlılıklarını koruyamadı. Hatta bu kârlılık 9 yılda yaklaşık üçte bir düzeyinde azaldı ve 3 milyon şirket için yüzde 9 düzeyinden yüzde 6’ya kadar indi.

- 500 Büyük Sanayi Kuruluşu’nun kârlılığı düşüş göstermekle birlikte ortalamanın bir hayli üzerinde. 2013’te yüzde 13 ve 2014’te yüzde 17 özkaynak kârlılığı sağlanmış.

- Bankaların özkaynak kârlılığı da geriledi ve yüzde 17-18 düzeyinden yüzde 12’ye kadar indi.

- Henüz özkaynak kârlılığını ortaboy ve küçük şirketler için hesaplamadık. Ama bankalar ile 500 Büyük Sanayi Kuruluşu’nun ortalamanın bir hayli üzerinde çıkmasından hareketle küçüklerin kârlılığının da genelin çok altında kaldığı sonucunu çıkartabiliriz. Hatta pek çoğunun kârı bile yoktur.

- Kısaca şirketler kesiminin kârlılığı düşük ama kârın büyük kısmını da büyük şirketler ve bankalar elde ediyor. Büyük ve küçük şirket ayrımı yapıldığında durum herhalde çok daha kötü çıkacak.

- Normalde özkaynak kârlılığının yüzde 15 dolayında seyretmesi idealdir. Hem sermayenin korunması hem de yeni yatırımlar yapılabilmesi ve rekabet gücünün korunması açısından bu gereklidir. Bizde de aşağı yukarı küresel krize kadar böyle bir kârlılık hem bankacılıkta hem de şirketler kesiminde sağlanıyordu.

- Kârlılığını etkileyen iki ana unsur dikkati çekiyor. Biri şirketlerin giderek döviz borçlusu haline gelmesi. Bu da döviz kurunun sıçradığı yıllarda şirketlere net bazda kambiyo zararı yazdırıyor. Kurun sıçrama yaptığı 2008, 2011 ve 2013 yıllarında şirketler toplamda ve net olarak döviz pozisyonundan zarar ettiler. 2013’teki zarar 15.8 milyar lira. Mevcut döviz borcu ile şirketlerin kârlı çalışabilmesi için TL’nin değer kazanması veya en azından değer kaybetmemesi gerekiyor.

- Şirketlerin son yıllarda kârlarını eriten asıl unsur ise faiz yükünün artması. Şirketlerde finansman gideri kârların yaklaşık yarısı düzeyindeydi. Kriz yılı 2008’de sıçrama yaptı, bir de kârların düştüğü 2011 yılında. Ancak 2013 ve 2014 yıllarında finansman maliyetinin kârları yakaladığını gördük. Yani finansman giderleri şirket kârları düzeyine çıktı. Bu ise ağır bir yük.

- Üstelik faiz yükü artışı, kredi faizlerinin tarihsel olarak en düşük düzeye indiği bir dönemde gerçekleşti. Mayıs 2013’te ticari kredi faizleri yüzde 6’ya kadar inmişti. Kredi faizleri gerilediğine göre faiz yükünün artması, borç stokunun hızla artmasından kaynaklandı.

- Bugün bu kadar düşük faizin altından kalkamayan ve doğru dürüst kâr edeyen şirketler, faizlerin normalleşmesi sonucunda acaba ne yapacaklar? Kârlılıklarını mı artıracak, kayıtdışılıklarını mı azaltacaklar? Bu kendi istekleriyle mi yoksa hükümetin alacağı önlemlerle mi yapacaklar? Devam edeceğim.

SONUÇ: “Derin olan kuyu değil kısa olan iptir.” Çin atasözü

Yukarı