TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Çeke senede yok konuta gelince var

 

Piyasalarda işlerin nasıl gittiğine verilen yanıt hemen hemen aynıdır, “kesat.” Satışlar iyi olsa da esnaf “bereketi gider” diye belirtmez. Geçen yıl yurtiçi talep fena değildi. 9 aydaki yüzde 3.4’lük büyümede toplam tüketimin payı yüksek olmakla birlikte bunun ticarete yansıması sınırlı oldu. Ticaret sektörü ilk çeyrekte yüzde 1.1, ikinci çeyrekte yüzde 2.5 ve üçüncü çeyrekte yüzde 0.4 büyüyebildi. Suriye ve Irak sınırlarında ticaret zor. Güneydoğu’da kepenkler kapalı. Bir dolar zıplar moral bozar, bir koalisyon çıkar, sonra hükümet kurulamaz, yeniden seçime gidilir, siyasi belirsizlik artar. Terör tırmanır, Suriye’deki gelişmeler sonucunda düşürülen Rusya uçağından yine Türkiye ekonomisi zarar görür. Tüketici güveni bir dip yapar, bir tavan.

-Tüketicilerin çoğu da zaten alışveriş merkezlerine gitmektedir. Alışveriş iyice durur, ticaretin temposuna güven kaybolur. Hazır karşılıksız çekten hapis cezasının kaldırılması da imkânsızlıkla birleşince, ödenmeyen çekler ve senetler çoğalır. 2015 yılında böyle bir durum yaşadık gibi geliyor bize.

-2015 yılına ait çek ve senet bilgileri TBB Risk Merkezi tarafından açıklandı. Ödenmeyen çeklerin tutarı yüzde 37, protesto edilen senetlerin tutarı yüzde 22.6 arttı. Bu açıdan tam olarak 2009 sonrasının en kötü yılı. Bankalara ibraz edilen çeklerin toplamı yüzde 11.9’luk artışla 673 milyar liraya yükseldi. Bu çeklerin 27.3 milyar lirası karşılıksız çıktı.

-Karşılıksız işlemi yapılan çeklerin 4.4 milyar lirası daha ödendi. Ancak bu ödeme geçmiş yıla göre yüzde 20 azaldı. Çek piyasasındaki en olumsuz gelişme bu. Ödenmeyen çeklerin toplama oranı ise yüzde 4.1. Bu oran da bankalardaki batık kredi oranından yüksek. Sonuç itibarıyla 2015 yılında ticaret hayatının 27 milyar lirası karşılıksız çeklerde kilitli kaldı.

-Ödenmeyip protesto edilen senetlerin tutarı da yüzde 22.6 artarak 10 milyar liraya yükseldi.

-Ticaretin yavaş dönen çarkları, ileriye yönelik ödeme zorluklarıyla karşılaşma ihtimali, çek ve senet ödememe durumunda yine de ticari hayatın sürdürülebilmesi veya başka açıdan yaptırımların azlığı böyle bir eğilime yol açıyor olabilir.

-Ticaret sektöründeki bu tıkanmaya, ödeme alışkanlık veya olanaklarının aksamasına karşılık, hanehalkının konut edinmesi ve otomobil satın alması tam gaz gidiyor. Konut ve otomobil alanlarla ticarette ödeme sıkıntısına düşenler aynı kişiler veya şirketler olabilir de olmayabilir de. Ancak ortada iki ayrı görünüm olduğu kesin. Bir taraf çek ve senedini ödeyemiyor, diğer taraf harıl harıl ev ve araba alıyor.

-Konut alanlar borçlarına en sadık kesim ve geçen yıl Türkiye’de toplam 1.3 milyon konut satıldı. Otomotiv sektörü de ilk kez 1 milyon adetlik satışa ulaştı. Paralar hanehalkının en büyük harcamaları olan konut ve otomobile gitti. Çünkü konutların peşin alımı çok az, bu nedenle taksitleri hâlâ ödeniyordur. Paranın bu iki alana tahsis edilmesi, diğer harcamalara kaynak ayrılamaması gibi bir durumu doğuruyor. Konut alan, bunun için taksit ödemelerini sürdüren veya para biriktiren hanehalkı giysi, yemek, sağlık gibi birtakım harcamalarını erteleyebiliyor.

-Sonuçta arka arkaya her yıl konut satışlarını artırıyoruz. Konutta biriken bir borç var. Halkın da en titiz olduğu ödeme türü konut. “Konutumda ailemi kimse rahatsız etmesin, hacze gelmesin, gerisi kolay, hallederiz” anlayışı yaygın. Bu da bizi, konuta para var ama çek ve senet ödemeye gelince para yok, gibi bir sonuca çıkartıyor.

-Şüphesiz herkes böyle davranmıyordur ama davrananların varlığı rakamları büyütmeye yetiyor. Yoksa ne para politikası bu kadar sıkışık, ne de ekonomi. Parayı sıkan vatandaşın kendisi.

SONUÇ: “İnsan, her zaman eğildiği tarafa düşer.” George Herbert

Yukarı