TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Türkiye güvercin sever


Yılın ilk toplantısını yapan FED’den faiz artırımı beklenmiyordu. Çünkü aralıktaki ilk artırımın ardından, iyi koşullarda bu yıl 4 faiz artırımı ve ilk artırımın da martta yapılması bekleniyordu. Ancak Çin etkisi ve petrol fiyatlarındaki dramatik düşüşler, FED’in 4 faiz artırımını da yapamayacağı ihtimalini kuvvetlendirdi. Bu nedenle dün küresel piyasalarda FED’in akşam açıklayacağı kararı için “güvercin mi, şahin mi” çıkacağı tartışıldı ve fiyatlandı. Güvercin taraf ağır bastı ki, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere yönelik risk iştahı kısmen arttı. En azından dün borsa, günü 72 bin puanın üzerinden ve yükselişle kapatırken öyleydi.

Aynı saatlerde döviz kurlarında da önceki güne göre bir gevşeme vardı ve dolar 3 liranın altına düşerek 2.98’i gördükten sonra 2.9920’den işlem görüyordu. Yarım dolar ve yarım Euro’dan oluşan döviz sepetine karşı TL’nin değerlenmesi yüzde yarım düzeyine vardı. Ancak piyasaların bu günlük hareketlerine öyle fazla güvenilemez de. Çünkü iki üç haftalık sert kötüleşmenin ardından oynaklık iyice arttı. Dünkü pozitif harekette de, FED’in açıklamasının daha çok güvercin olacağı ve petrol fiyatlarının 30 doların üzerinde kalması etkiliydi.

Piyasalarda fiyatların düştükçe oynaklığın artıyor olması ise yorgunluğa, kırılganlığa ve kırılmaya işaret edebilir. Eğilim düşüş yönünde olduğundan kırılma bunun tersine gerçekleşecek demek.

ETE VE EKMEĞE FAİZ NE YAPSIN?

Son Enflasyon Raporu’nda hazine faizlerinin seyri yer aldı. 2009 ortasından bu yana reel faizlerin sıfır düzeyinde gerçekleştiği ortaya çıkıyor.

Reel faizi sıfır düzeyinde tutan gelişmelerden biri de vadelerin giderek kısaltılması.

Reel faiz sıfır ve vade giderek kısalıyorsa burada gidilebilecek fazla bir yol kalmamış demektir. Üstelik, Türkiye’de faiz oranlarının düşmesi, küresel çapta faizlerin ve enflasyonun tarihi en düşük düzeylerine indiği bir döneme denk geliyor. Dünyada faizlerde genel bir yükselme veya enflasyonda artış Türkiye’yi de ister istemez etkileyecek.

Merkez Bankası da yeni bir tutumla “enflasyonu indirmek kolektif bir iş” derken, herhalde yapısal sorunların çözümüne dikkat çekiyor. Mesela et fiyatlarına Merkez Bankası’nın faizi ne yapsın? Faizi artırsan et fiyatları mı düşecek? Hayır, çünkü faiz artışı ile etin üretim maliyetleri azalmayacak, aksine artacak. Peki faiz kalıcı biçimde indirilirse et fiyatları düşer mi? Yine hayır. Kredi maliyeti yoluyla etin maliyetinde marjınal bir azalma meydana gelir ama sadece emlak fiyatlarındaki artış bunu alıp götürür.

Yine faizi artırmak ve indirmekle ekmek fiyatlarına zam yapılması önlenemez. Fırıncıların fiyat artırmalarının gerisinde aşırı rekabet varmış. Aşırı kapasite oluşmuş. Düşük kapasiteyle çalışmak da üretilen ekmek başına maliyeti artırıyor. Fırın başına ekmek üretimi fazlalaşsa maliyetler düşecek ama olmuyor işte. Bu da temel gıda ve enflasyon sepetinde ciddi ağırlığı olan bir ürün. Merkez Bankası ne yapsın, fırın ruhsatlarını mı versin? Tahıl üretimi kıt kanaat yetiyor ama ekmek sanayiinin yapısı bozuk olduğu için, zam yapılıyor. Kırmızı ete, üretim yetersizliğinden zam yapılıyor. Et ve ekmeği halletmedikten sonra da enflasyon sorununu kalıcı olarak çözmek mümkün değil.

Bu da bize gösteriyor ki, enflasyonla mücadelede parasal önlemler şart ama yeterli değil ve tek yolu da bu değil. Tarımın ve ticaretin yapısal sorunlarını da masaya yatırmak gerekiyor ki, enflasyon sorunu kalıcı olarak çözülsün.


Yukarı