TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Çifte köstekten çifte desteğe iyileşmeye giden yol açıldı

 

Küresel piyasalar 2016 yılının en iyi haftasını yaşadı. MSCI endeksiyle gelişmiş borsalar yüzde 3.5, gelişmekte olan borsalar yüzde 4.2 artış kaydetti. Dolar artışı yüzde 0.66’da kalırken Euro yüzde 1.1 geriledi. Gelişmekte olan ülkelerin paraları dolara karşı yüzde 0.63 prim yaptı. Faiz oranları düşüşlerini önemli oranda geri aldığı gibi, önceki hafta kapanışına göre artışa bile geçti. Emtialar yerinde saydı.

-Türkiye piyasaları ise dünyaya ayak uydurmada zorlandığı bir haftayı geride bıraktı. Önce Suriye’de savaş riski vardı, bu risk azalırken yerine Ankara’daki terör girdi. Bu nedenle MSCI endeksiyle borsanın artışı yüzde 1.85 ile sınırlı kaldı. Faiz 10-20 baz puan arasında artarken, TL sepet kur karşısında yüzde 0.15 düştü.

-Küresel piyasaların toparlanmasında iki faktör etkiliydi. Biri, önceki hafta FED Başkanı Yellen’in konuşmaları ve geçen hafta da FED tutanaklarının açıklanmasıyla faiz artırımlarının daha yavaş ve kademeli yapılacağıydı. Bu yıl 4 yerine daha az faiz artışına gidilmesi bekleniyor. Mart ayındaki toplantının da pas geçileceği beklentisi ağır basıyor. Hafta sonunda açıklanan veriler enflasyonda sıçramaya ve faiz artışını desteklemesine rağmen bu böyle.

-ABD’den gelen destekleyici gelişme yanında küresel piyasaların pozitif eğilime geçişinde asıl Çin etkili oldu. Bunun detaylı açıklaması  bitişikte yer alıyor. Yeni yıldan itibaren piyasalar için çifte köstek çifte desteğe dönüşmesiyle negatif eğilimler de pozitife evrilebilir. Küresel piyasalardaki pozitif gelişmelerin yurtiçine yansıması ise savaş riskinin azalmasına bağlı.

ÇİN'DE İÇ TÜKETİM ARTIŞI PARANIN DEĞERİNİ KORUMAKTAN GEÇER

Piyasaları pozitif yönde daha fazla etkileyen Çin para birimi yuanın değerlenmesiydi. Önceki haftayı piyasalar kötü geçirdi ve Çin yeni yıl nedeniyle tatildi. Bu kötüleşmeyi, haftaya başlarken endekslere yansıtacağı beklenirken Çin Merkez Bankası para birimi üzerinde spekülasyonlara izin vermeyeceğini net bir dille açıkladı. Yuanın dolarla ölçülen değerini de 6.5710’dan 6.4870’e çıkardı ve bir gecede yüzde 1.3 artırdı. Çin para birimindeki bu değerlenme hem ters pozisyon alanları zarara uğrattı, hem de piyasaları şaşırttı ve kendine getirdi.

-Çin Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Yi Giang “Çin’in para politikasının aşırı gevşek olmasından kaçınılmalı. Para politikasında aşırı gevşeme yuanda değer kaybına yol açabilir. Cari ihtiyatlı para politikası, kredi şartlarında aşırı gevşemeden kaçınmayı sağlıyor” dedi. Bu sözlerden çıkardığımız ise aşırı gevşek para politikasının tercih edilmediği ve Çin parası yuanın değer kaybının da istenmediğidir.

-Böyle bir politika aslında Çin’in 2013 yılında yürürlüğe koyduğu büyümede ihracat ve yatırımdan, iç tüketim ve hizmetler sektörüne geçişe de uygun ve destekleyici. Çünkü hemen her ülkede para biriminin değeri tüketici güveninin omurgasıdır. Ulusal para değer kaybederse tüketim iştahı azalır, değer kazanırsa da tüketim iştahı artar. Bu durum Türkiye’de aynıdır. Dolar artarken tüketim ve yatırım iştahının arttığı pek görülmemiştir. Ne zaman ki TL değerlenme sürecine girmiştir, her ikisi de artmıştır.

-Çin de, durgunluk nedeniyle dünyaya artık daha fazla mal satılamayacağından hareketle iç tüketimi artırıcı politikalar izlemeye başladı. Tek çocuk sınırlamasının kaldırılması bunun en önemli adımıydı. Çocuk yapanlar harcar, fazla tasarruf edemez. Yaşlılıklarına yönelik de, çok fazla tasarruf etmeye önem vermezler. Çünkü çocukları vardır. Birine bir şey olsa, diğeri hayattadır, biri bakmazsa diğeri bakar anne babayı diye düşünülür. Çin’de tasarrufların yüzde 50’lerde olmasının en önemli nedeni de tek çocuk ve doğru dürüst bir sosyal güvenlik sisteminin olmayışıdır. Yani hayatta kalma içgüdüsü zorunlu biçimde Çin’de tasarrufları yüksek tutuyordu.

-Sonra Çin iki günlük hafta sonu tatilini 2.5 güne çıkarma kararı aldı. Çalışanlar aileleriyle daha fazla zaman geçirsin, gezilsin, dinlenilsin, harcama yapılsın diye. Bir de kitlesel bir seyir sporu olan futbolda Çin atağa geçti ve dünyadan tanınmış futbolcuları transfer etti. Türkiye’den de GS’lı Burak Yılmaz’ı aldı. Çin hemen dünya şampiyonu olsun diye bu futbolcuları almadı, zaten alınanlar yabancı. Bu spora ilgi artsın, insanları sokağa çıkarsın, harcama yaptırsın diye böyle bir yapılanmaya gidiyor. Bunlar bizim Türkiye’den izleyebildiklerimiz. Hepsi de iç tüketimi canlandırmaya yönelik adımlar.

-Buradan geldiğimiz yer, iç tüketimi canlandırmaya çalışan bir ekonominin para biriminin değerini bilerek ve isteyerek düşürmeyeceği ve izledikleri politikayı baltalamayacağıdır. Olsa olsa parasının değerlenmesine izin verir. Eğer para biriminin değerini kendisi belirleyebiliyorsa. Çünkü büyümesi artık daha çok iç tüketimle olacak, ihracatını eskisi gibi artıramayacak. Bunun için parasının değerini düşürmeye değil, değerinin artmasına ihtiyacı var. Ancak o zaman Çinlilerin alım güçleri yükselir, geleceğe daha bir güvenle bakarlar ve harcarlar. Bu açıdan Çin Merkez Bankası’nın geçen haftaki tavrı, devamı gelecekse bir kırılma aşamasıydı ve piyasaları pozitif yönde etkilemeye devam eder.

-Çünkü Çin’in 2013 yılındaki ekonomi politikalarında radikal bir değişikliğe gitmesine karşılık, geçen hataya kadar buna uyacak şekilde parasının değerini ya koruyamadı ya da korumadı. Dolar yuan karşısında 7 Ocak 2016’ya kadar yüzde 9 arttı. Geçen hafta sonu olan ise doların yuan karşısında yüzde 1.3 değer kaybetmesiydi.

-Aslında 2 yılda yüzde 9 değişim fazla da değil, küçük bir oran. Euro dolara karşı yüzde 27 düştü de ne oldu, dünya mı battı. Ama piyasalar yuanın oynaklığına veya değerine karşı çok hassas. Çünkü hem Çin dünyanın en büyük ithalatçısı ve ihracatçısı yani tam bir açık ekonomi, hem de geçmişte çok devalüasyon yapmış. Bu da hafızalarda kalmış.

-Korkunun başka bir kaynağı da 2013 yılından bu yana rotanın ihracattan iç tüketime doğru kırılmasına karşılık Çin para biriminin değer kaybının sürmesi. Yani izlenen ekonomi politikasına ters bir para politikası var gibi. Piyasaların ikna olamadığı da bu. Söylemle ve gereklilikle ortaya çıkan gerçekleşmeler aynı değil, çelişkili. Çin para politikalarına karşı ihtiyatlılık ve aşırı hassasiyet de buradan kaynaklanıyor.

NAVLUN DİPTEN DÖNDÜ, KARA TALİH KIRILDI MI?

Son dönemde dünya kuru yük taşımacılığına ait navlunlar hızla geriledi. Aralık ayından başlayarak 11 Şubat’a kadar üst üste her gün düştü. 11 Şubat’ta ise 290 puanla 1980 sonrasının tarihi dip seviyesini gördü. Baltic Dry Endeksi bu seviyesi ile Mayıs 2008’deki tarihi en yüksek düzeyinin yüzde 97.5 altına düştü. Akla hayale gelmeyecek bu çöküş yaşandı. 100 dolara yapılan taşıma 2.5 dolara indi.

Bu gerilemede dünya ekonomisinin ve küresel ticaretin yavaşlaması yanında gemi arzının hızla artması da etkiliydi. Yavaşlamanın özellikle denizyolu taşımasına çok bağımlı olan Çin’den gelmesi, navlunları daha bir yere serdi. Ancak hiçbir şey sonsuza kadar düşmediği gibi, navlunlarda da öyle oldu. 11 Şubat’ta 290’la dip olan endeks daha sonraki her işgününde düzenli artarak 19 Şubat’ta 315’e çıktı. 6 işgünündeki artış yüzde 8.6. Bu orandan daha önemlisi soluksuz düşüşün durmuş olması ve tersine dönüşün başlaması. Eğer navlunlarda yukarı dönüş istikrar kazanırsa, bu dünya ticaretinin ve büyümesinin daha kötüye gitmeyeceğine yorumlanabilecek. Elbette gemi arzına ve diğer birkaç veriye de bakarak. Çünkü bu navlunlar en büyük gemilerin taşımalarına ait. Dünya ticaretinin ve ekonomisinin tam bir barometresi ve hatta öncüsü. Biraz daha izlemekte yarar var.

Yukarı