TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Diken battığı yerden çıkar

 

İçerideki siyasi gelişmeler dışarıdaki satış dalgasıyla birleşince mayıs ayına Türkiye piyasaları yüksek türbülansla girdi. Bir haftayı geride bırakırken türbülans azaldı gibi ama belli bir hasar da oluştu. Aşağıdaki tablodan finansal varlıkların bir haftalık değişimi izleniyor.

Küresel çapta türbülansı başlatan gelişme, doların değer kaybetmesi ve bunun karşılığında varlık fiyatlarının kısa sürede hızlı prim yapması sonucu kâr realizasyonunun tetiklenmesiydi. Dolar Endeksi 3 ay 10 gün içinde yüzde 7.6 düştü ve 99 bin düzeyinden 3 Mayıs’ta 91.514’e kadar indi. Ardından gelen 3 günde ise yüzde 2.1 toparlandı ve 94 bine dayandı.

 

Gelişmekte olan ülkelerin kurları ise aynı dönemde dolar karşısında yüzde 10 değerlendikten sonra son 3 günde yüzde 1.9 değer yitirdi. TL ise değerlenme yarışında yüzde 9.6 ile geri kalmadı ama iç siyasi gelişmelerin etkisiyle değer kaybı yüzde 4.5 ile daha yüksek gerçekleşti.

Benzer bir durum borsada da var. Gelişen borsaların değer kaybı yüzde 4.1’i bulurken, Türkiye Borsası’nın kaybı yüzde 8.1’e vardı.

”Diken battığı yerden çıkar” diye bir atasözümüz var. Negatif eğilimde etkili iki gelişmede düzelme olursa bunun piyasalara yansıması da gerekir.

Bunlardan biri olan doların dibe vurduktan sonra çok sert sıçramasının, kesintiye uğraması olasılığı belirdi. En azından yoluna aynı sertlikte devam edemeyebilir. Cuma günü açıklanan ABD tarım dışı istihdam verisi zayıf geldi ve haziran ayında faiz artırım ihtimalini iyice geriletti. Bu yeni durumun değerlenmekte olan doların en azından hızını kesmesi beklenir. Bağlı olarak küresel piyasalardaki dalgalanmanın boyutu da azalabilir.

İkinci gelişme olarak, iç siyasi belirsizlik ise en çok istifa akşamı tavan yapmıştı. İşin, bir siyasi kavgaya ve parti içi ayrışmaya doğru gitmeyeceği anlaşıldı. Kurultay tarihi de olabildiğince öne alındı. İlk şok atlatıldı.

Bu konudaki belirsizliğin önemli bölümünün en azından 22 Mayıs’ta hatta ondan da önce bitmesi muhtemel. Çünkü kurultaya tek adayla gidilecek ve genel başkanlığa kim aday olacaksa veya gösterilecekse o seçilecek. Ekonomi yönetiminin ne olacağı üzerinde elbette durulacak. Ama Başbakan adayı ile eğer durum acilleşirse bu da netleşebilir.

Siyasetteki belirsizliğin azalıp azalmayacağını belli ölçüde muhalefet partilerinden MHP’nin mahkemelere taşınan kurultayının olup olmayacağı da belirleyecek. Yönetimini yenilemesi iktidar partisi için de seçimlerin tarihi için de belirleyici olabilir. En azından finansal piyasaların algılaması bu yönde.

Bu geçiş ve türbülans sürecinde yatırım yapılabilir kredi notunu korumak önemli olacak. En azından kredi kuruluşlarının kendi aralarındaki rekabetten Türkiye yararlanma yoluna gidebilir. Dikenin battığı yerden çıkmasını veya çıkarılmasını beklemekten veya acıya dayanmaktan başka çare yok.

S&P 'MOODY'S YOKSA BEN VARIM' DİYOR 

Moody’s 2 yıldan beri Türkiye’yi negatif izlemeye almış, lafı dolandırıp duruyor. JP Morgan da tüyoyu almış gibi müşterilerine “Türkiye tahvillerinın ağırlığını azaltın” tavsiyesinde bulunuyor.

 

Moody’s’in not kırması ile üç büyükten ikisinin yatırım yapılabilir notundan biri gidiyor. Yatırım kategorisinde kalmak için, bir büyükten notu almak yeterli değil. Bu durum ülke varlıkları, sermaye akışı ve risk primi için önemli bir gelişme. Ancak Türkiye’ye negatif yaklaşmakla tanınan ve notu yatırım seviyesinin altında olan Standart & Poors cuma günkü değerlendirmesinde yeni bir kapı açtı. Çünkü kurum Türkiye kredi notunu BB+ olarak korurken görünümünü negatiften durağana çevirdi. Bunun bir ileri aşaması yatırım yapılabilir seviye. Kurum pozitif tutumunu iki gerekçeye dayandırdı:

”Türkiye ekonomisinin dayanıklılığı, ılımlı mali açığın bölgesel ve iç riskleri dengelediğini gösteriyor."

Türk ekonomisi seçim takvimi, PKK ile çözüm sürecinin sona ermesi ve yükselen bölgesel istikrarsızlığın yarattığı zorluklar karşısında dirençli.”

SP’nin açıklaması ve tutumundan benim anladığım “Moody’s bu işte yoksa ben varım” diyor. Değerlendirmek gerek.

İÇ TASARRUFLARIN ARTMASI ŞİMDİ ÇOK DAHA ÖNEMLİ

Türkiye’de tasarruflar artmıyor. Yukarıda yer alan tablo yurtiçi yerleşiklerin toplam finansal varlıklarının yılın 4 ayında artmadığını gösteriyor. TL mevduatta yüzde 1.9 artış, 4 ayda alınan faiz gelirinin bile yarısında. Boşluğu dışarıdan gelen sermaye dolduruyor. Nitekim net kısa vadeli sermaye tutarı nisanda 1.33 milyar dolar, son 4 ayda 4 milyar dolar oldu. Sıcak para stoku ise 16 milyar dolar arttı. Nisan ayı artışı 4.7 milyar dolar kadar.

Mayıs ayına gelişmekte olan piyasalarda daha sert olmak üzere genel bir satış eğilimiyle girdik. İç siyasi belirsizlikler bu satışlarda Türkiye’yi öne çıkardı. Sermaye akımlarının belirsizlikler karşısında kısılması, içeride tasarruf oranlarının artırılmasını her zamankinden daha önemli hale getirdi.

SONUÇ: 'Bütün gün ne düşünürsek, yarın onu yaşarız" Emerson

Yukarı