TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Girişimcilik kavgaya girişmek değildir

 

Trabzon şehri son yıllarda sık sık futbolda yaşanan olaylarla, ülkeyi sarsan cinayetlerle gündeme geldi. Bu durumu futboldaki başarıyı sürdürememeye, hakemlerin sık sık yaptığı hatalara, 2011 yılında verilmeyen şampiyonluk kupasına, eski Trabzon yerlilerinin buradan göçmesine, yerlerine yeni göçlerin gelmesine ve en çok da artan işsizliğe bağlayanlar oldu. Belki hepsinin payı vardır.

- Bir Trabzonlu olarak benim ekleyeceğim, kentin ekonomik yönden büyüyememesi, gurbete çıkanların sayısının azalması ve mesleksizliğin giderek yaygınlaşmasıdır. Gurbetçilik Karadeniz’in geleneksel geçim kaynağıdır. Almanya bir kapı, Türkiye’nin diğer kentleri ikinci geçim kapısıydı. Şimdi ikisi de kapalı. Almanya’dakiler ya döndü ya da orada kaldı. Artık pek para yolladıkları yok.

- Yurtiçi gurbet kapıları da kapalı. Çünkü bu bölge insanının yaptığı temel işlerden biri inşaatçılıktır. Bu sektörü aşağı yukarı ellerinden kaptırdılar. Kentteki bütün meslek okulları da kapandı. Herkes de üniversiteli çalıştıracak durumda değil. Mesleksiz insan bir de inşaatta çalışamıyorsa nerede çalışıp iş bulacak da gurbette para kazanacak?

- Bir de aradan geçen yıllarda çevrenin etkisi ve baskısı ile hemen herkeste bir Trabzonspor takıntısı ve bağımlılığı oluştu. Ekonomiye fazla kafa yoran, tartışan, gündeme getiren, önemseyen yok. Varsa yoksa futbol. Hatta yıllar önce bu kentte Türkiye Bankalar Birliği’nin yönetim kurulu toplandı. Toplantı akşamında yerel aktörlerle yemek yenilecek. Her masaya bir genel müdür düşürülmüş. Bölge işadamları diyalog kursun, sorunlarını aktarsın, projeleri varsa anlatsın ve finansman sağlasın diye. Ne güzel genel müdür ayağına kadar gelmiş. Ancak masalarda birkaç dakikadan sonra bir Trabzonspor propagandası başladı. Dikkat kesildim. Anlı şanlı genel müdürlerin hiçbirinin bu kulüple gönül bağı yok, kayıtsız kalıyorlar. Yarım saati bile bulmadan banka genel müdürleri bir masada toplandı, Trabzonlu işadamları diğer masalarda, kendi dünyalarına daldılar. Aradan yıllar geçti, birçok olay da yaşandı. Şimdi böyle bir şehirde TEB ile TİM’in daha önce 5 şehirde birlikte kurdukları TEB Girişim Evi’nin altıncısı açıldı. Bunda Varol Civil’in de etkisi var. Girişim Evi ile birlikte Teknokent de açıldı. İkisi bir arada faaliyette, girişimci adaylarını yetiştirecek. Kentin ve memleketin en çok ihtiyaç duyduğu mesleği öğretecek. Eğer girişimciliği kavgaya “girişmek” şeklinde algılayanlar baskın gelmezse tabii.

‘GÖREVİMİZ HER TARAFI GİRİŞİMCİLİK EVİ YAPMAK’

Trabzon Girişimcilik Evi ve Teknokent’in açılışının kendisini heyecanlandırdığını belirten Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu “İhracat yapmayı, ekonomiyi büyütmeyi, finans sektöründe önemli adımlar atmayı, Türkiye’nin risk birimini düşürmeyi hedefliyoruz. Büyümek istiyoruz. Türkiye’yi devlet üzerinden büyütemeyiz. Bundan çoktan vazgeçtik. Türkiye’yi özel sektörle büyüteceğiz. Bize düşen zemini hazırlamaktır. Bu zeminde yatırımcılar heyecanını ortaya koyabilmelidirler. Bizim görevimiz Türkiye’nin her tarafını girişim evi gibi yapmaktır. Dünya, iletişim nereye gidiyor, bütün bunları hareketli bir şekilde takip ettiğimiz bir süreci hep beraber yönetiyoruz. Geri kalamayız” ifadesini kullandı.

Bizim Neslin Uşakları Derneği (BNU), TEB, Trabzon Teknokent ve TİM’in katılımıyla açılan Trabzon Girişim Evi’nde, girişimcilerin iş fikirlerini hayata geçirmek ve geliştirmek, yüksek katma değerli ürün üretimine yönelik projelerin geliştirilebilmesi ve iş fikri/projesi olan girişimcilere; girişimlerine başlamadan önce projeleri ile ilgili doğru iş modelinin oluşturulması süreçlerini de kapsayan konularda danışmanlık hizmeti verilecek. Trabzon Girişim Evi, Trabzon Teknokent’te faaliyette bulunacak.

‘BİR SİMİTLE NERELERE VARDIK’

Trabzon Girişimcilik Zirvesi’nde Simit Sarayı kurucu başkanı Haluk Okutur başarı hikâyesini anlattı. 2002’de 10 bin lira sermaye ile kurulan şirketin bugün 400 mağazaya ve 10 bin çalışana ulaştığını söyleyen Haluk Okutur hedefi 34 bin mağaza ve 100 bin çalışan olarak koyduklarını söyledi. Türkiye’nin ihracatının kg fiyatının 1.5 dolar olduğunu, Simit Sarayı’nın simidi yurtdışına 18 dolara ihraç ettiğini belirten Haluk Okutur şöyle dedi: “Bu markanın gücüdür. Fasonculuktan kurtulmak ve marka olmak çok önemlidir. 2008’de Yunanistan’a açılmak istedik. Onların da simide benzer yiyecekleri var. Görüşmeler ilerledi. Her ay bizden 10 milyon dolarlık simit almak istiyorlar. Yılda 120 milyon dolarlık satış ve 20-25 milyon dolarlık kâr demek bizim için. Bugün 600 milyon dolara yakın ciromuz oluyor. Çok iyi olacak. Ancak simidi Simit Sarayı markasıyla değil kendilerinin yiyeceği gibi satmak istediler. Bütün kârına rağmen ‘Hayır’ dedik. İş olmadı.”

 

Yukarı