TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Güven barometresi dolar kurudur

 

Dün mayıs ayı Tüketici Güven Endeksi açıklandı. Siyasetteki ve finansal piyasalardaki çalkantıya rağmen tüketici güveni düşmedi, hatta yüzde 0.4 çıktı.

Bu hafta Reel Kesim Güven Endeksi yani üretici güveni ve Ekonomik Güven Endeksi de açıklanacak. Tüketici güveninde sarsılma meydana gelmediğine göre, üreticide de dramatik sonuçlar ortaya çıkmaz. Üretici ve tüketici güvenine hizmet, ticaret ve inşaat sektörlerinin eklenmesiyle Ekonomik Güven Endeksi’ne varılıyor ve benzer sonuçlar üretmesi beklenir.

Soru, yaşanan finansal ve siyasal türbülansa rağmen tüketici güveninin neden düşmediğidir.

-Temel neden dolar kurunun güven yıkacak düzeyde oynaklık göstermemesidir. Nisan sonundan 20 Mayıs’a kadar Türk Lirası dolar karşısında yüzde 6.1 düştü. Ya da olaya dolar açısından bakarsak 2.7945’ten 2.9752’ye çıktı ve yüzde 6.5 arttı. Dolar sadece TL karşısında artsaydı, tek başına TL değer yitirseydi, yüzde 6 yüksekti.

-Ancak TL’nin yanında diğer gelişmekte olan ülke paraları da yüzde 4 değer yitirdi. TL’nin ekstra değer kaybı yüzde 2.1 ile sınırlı kaldı. Bunda da yerlilerin döviz mevduatlarını bozdurmaları ve TL’ye geçmeleri etkili oldu. Mayıs ayının ilk iki haftasını kapsayan verilere göre yerleşikler 7 milyar dolarlık satış yaptı. Bu, yerleşiklerin son yıllarda yaptığı en büyük satış. Hem gerçek kişiler hem de banka dışı tüzeller satış yapmış.

-Kurun önü bu satışlarla kesilince tüketici güveninde de sarsıcı bir gerileme olmadı. Çünkü bizde dolar ve dolar kuru ekonominin temel belirleyicisidir. Hem tüketici hem üretici, ekonomik güvenin öncüsü ve belirleyicisidir. Geçmişte doların oynaklığının arttığı bütün dönemler, ekonominin de sarsıldığı dönemlerdir.

-Buna pek çok neden gösterilebilir. Türkiye tasarruf açığı olan ülkedir. Cari açığı ister istemez dış kaynak girişiyle finanse eder.

-Türkiye özel sektörü aşırı borçludur ve bu borcun yaklaşık yarısı dövizledir. Özel sektörün dış borcu 287 milyar dolardır. Yurtiçinde döviz bazlı krediler de 150 milyar dolardır. Büyük yatırımların çoğu dışarıdan döviz kredileriyle finanse edilir. Kurun arttığı yıllar büyük sanayi şirketlerinin kârı azalır, TL değerlendiğinde kârları artar. Kur artışına en hassas kesim de bu kesimdir.

-Türkiye’de yerleşiklerin toplam mevduatlarının yüzde 39’u dövizledir ve bunun miktarı 158 milyar dolardır.

-İthalat 207.2 milyar dolar, GSYH de 720 milyar dolardır. İthalatın GSYH’ye oranı yüzde 28.8 ile yüksektir. İthal edilen büyük oranda enerji, aramalı ve hammaddedir. Döviz kuru tüm üretim maliyetleri içinde yer almaktadır. Bu yönüyle enflasyon üzerinde de belirleyicidir.

-Bütün bu nedenlerden dolayı ekonominin temel ve öncü göstergesi dolar kurudur.

HAYATIN İÇİNDEN


İNSANIMIZ SİYAH GİYİP BEYAZ OTOYA BİNİYOR

Geçen hafta İstanbul Taksim’de bir toplantı nedeniyle gittiğimiz otelin terasına çıktık. Tepeden meydanı ve meydanda sağa sola giden insanları izlemek, karınca yuvasındaki hareketliliği andırdı. Ardından insanların büyük bölümünün siyah giydiğini gözlemledik. Beyaz veya renkli giyen çok nadirdi. Hâkim renk kesinlikle siyah. Toplantılara katılanlara da siyahın tercih edilme nedenini sorduk. Tatmin edici yanıt yoktu.

Üstelik Türkiye’de satılan otomobillerin çoğu beyaz. 2015 yılında satılanların yüzde 65’i beyaz renk, yüzde 13’ü gri, geriye kalanı da diğer renklerdendi. Siyah giyip, beyaz otomobil tercih ediyoruz gibi bir sonuç çıkıyor ortaya.

Otomobile bir iki neden bulduk. Opak renkler siyah ve beyazda var ve metalik renklere göre otomobil başına 2.500 lira daha ucuz. İş siyah ile beyaz arasında tercihe kalınca da, Türkiye genelde güneş alan bir ülke. Siyaha karşı beyaz, güneşte 2 dereceye kadar azaltıcı koruma sağlıyor. Daha az para ile daha az sıcaklık yanında beyazı toz ve çamurdan korumak daha kolay. Ayrıca filolara toplu satın almalar giderek yaygınlaşıyor. Toplu alımı yapan kiralayıcı şirketler ise maliyete önem veriyor ve beyaz alıyor.

Otodaki beyazı anladık da, giyside siyahı anlayamadık. Siyah kilo mu saklıyor,ayıp mı örtüyor ne? Bilen varsa ses versin.

SONUÇ: “Ot köküne, buğday sapına çeker.” Türk atasözü

Yukarı