TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Yüksek borç, düşük tüketim

 

2004’ten başlayarak Tüketici Güven Endeksi’nin devamlı geri gittiği dikkati çekiyor. Endeksin yıllık ortalaması 2004’te 93.5 iken bu yılın ilk altı ayında 68.6’ya inmiş. Oran çok düşük ve normal sınır değeri 100. Bu sınırın üstü tüketimde iyileşmeyi, altı kötüleşmeyi gösteriyor. Endeksin baz alındığı dönem, 2003’ün son çeyreğinden başlayarak 2004’ün tümünü kapsayan gelmiş geçmiş en yüksek tüketimin ve ekonomik canlılığın yaşandığı dönemdir. Hemen her meslek en yüksek satışı 2013’ün son çeyreği ve 2014’ün ilk yarısında yapmış.

- Bunun en önemli nedenlerinden biri, uzun yıllar ardından tek başına iktidarın kurulmasıyla siyasi istikrarın yakalanacağının beklenmesiydi.

- Bundan da önemlisi AB ile tam üyelik müzakerelerinin başlatılmasına karar verilmesi, çok kısa sürede AB’ye girebileceğimiz gibi bir beklenti de oluşturdu.

- IMF programı zaten yürürlükteydi, yeni hükümet de reformlara ve programa sahip çıktı. Böyle bir ortamda Türkiye uçtu ve 2004 yılında yüzde 9.4 büyüdü.

- Böyle bir ortamda Tüketici Güven Endeksi’nin çok yüksekten başlatılması bir handikap oluşturdu, sonraki yıllar düşük çıktı. Ancak baz etkisi yanında tüketim yıllar itibarıyla giderek de geriledi. Bunda da üç önemli etken rol oynadı.

- Bunlardan biri beklentilerin bozulmasıdır. AB yolunda ilerleyemedik. Böyle bir çıpadan olduk. Tek başına iktidar dönemini de yaşadık ve gördük. İstikrar ve rahat yine yok.

- Serbest dalgalı kur ortamında büyük ölçekli türbülanslar döviz kurunda yüksek oynaklık yaratıyor. Özel sektör aradan geçen 13 yılda aşırı borçlandı. 290 milyar dolara çıkan özel sektör dış borcunun GSYH’ya oranı yüzde 41 ile yüksek bir düzeyde. Bu durum şirketler kesimini kur oynaklarına karşı aşırı hassas hale getiriyor.

- Aradan geçen 13 yılda hanehalkı da aşırı boçlu hale geldi. TCMB’ye göre hanehalkının toplam borcu 441 milyar liraya yükseldi. Bu borcun GSMH’ya oranı da yüzde 22’ye çıktı. Henüz yüksek değil ama hızla artıyor. 20 milyon kişinin tüketici kredisi ve kredi kartı borcu bulunuyor. Bunlardan 2 milyon 660 bini borcunu ödeyemiyor, idari veya yasal takipte. Dolayısıyla borçlanarak tüketimin sonuna gelmişiz. Tüketimi bu yolla artıramıyoruz. Üstelik borç stokundan dolayı normal tüketimden düşenler de oluyor. 2004’te bankalar tüketici kredisi vermeye daha yeni başlıyordu.

AB yolunda ilerleyemedik. Borçlanarak tüketim imkânını sonuna kadar kullandık, artık daha fazla bu imkânı kullanamıyoruz. Yeni bir hikâye ve çıpa ortaya çıkmadıkça, tüketimin çok da fazla toparlanmasını beklememek gerekir.

SONUÇ: “Borçlu güle güle gider, ağlaya ağlaya gelir.” Türk atasözü

 

Yukarı