TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Jeopolitik riske küresel kalkan

 

Ben tatildeyken piyasalar ve ekonomiyi etkileyen yeni gelişmeler devreye girdi. Bunların başında Suriye’ye müdahale geliyor. Bu müdahale sonrası da Türkiye’de terörün sıçramasına tanık olduk. Artık her gün 3-5 şehit haberi geliyor. Şimdi buna Suriye’den de şehit haberleri eklenmeye başladı. Ülkenin anamuhalefet partisi liderine suikast teşebbüsüne kadar vardı iş. Suriye savaşına 5 yıldır hiç bu kadar doğrudan müdahil olmamıştık. Ancak bir asır sonra güneyimizdeki sınırlar yeniden çizilirken ve bu işin finaline yaklaşıldığı izlenimini alırken, Türkiye uzun vadeli güvenliğini de tehlikeye atamazdı. En az kayıpla ve en kısa zamanda sorunun çözülmesi ve Türkiye’nin güvenliğinin sağlanması dileğimiz. Öyle anlaşılıyor ki, Suriye meselesi en can alıcı aşamasını yaşıyor ve bu sorunla bir dönem boğuşmak zorunda kalacağız. Bunun belirsizliğini de, riskini de gögüsleyeceğiz.

-Türkiye son yıllarda iç ve dış terörün tüm olumsuzluklarını zaten yaşıyor. Suriye’ye müdahale jeopolitik riskleri kısa vadeli olarak artırabilir. Türkiye riskini yükseltebilir.

-Burada Türkiye için tabloyu yumuşatan boyut ise tek başına olmayışımız ve ABD’nin de içinde olduğu bir koalisyonun varlığı. Zaten bu nedenledir ki, normalde yükselmesi gereken Türkiye riskine paralel finansal piyasalarda da bir tansiyon yükselmesi olmadı, finansal piyasalara yansımanısını pek göremedik. Piyasalar şimdilik bu riski fiyatlamaya hevesli değil.

-Bunun böyle olmasının bir nedeni koalisyonun varlığı ise ikinci ve belki de asıl nedeni küresel piyasalarda risk alma iştahının şimdiye kadar yüksek seyretmesidir. Bol ve ucuz paranın devam etmesi ve getiri arayışının varlığıdır. Hatta gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımları beklenmediği kadar iyi gidiyor ve yılın önemli bir döneminde pozitif seyetti. Hatta geçen yılki 735 milyar dolarlık net sermaye çıkışının ardından bu yıl gelişmekte olan ülkelerden 446 milyar doların daha çıkması bekleniyordu. Ancak gerçekleşmeler bunun tersine gelişiyor.

-Bu durumu da küresel büyük merkez bankalarının yürüttüğü politikalara borçluyuz. Aralık ve ocak aylarındaki fırtınalı atmosferi, başta FED olmak üzere merkez bankalarının eşgüdüm içinde hareketi, yönlendirmesi ve politikalarında revizyona gitmesi değiştirdi. Şubat ayından başlayan pozitif atmosfer yedinci aydır devam ediyor. Yılın yarıdan fazlasında küresel risk alma iştahı yüksek ve gelişmekte olan piyasalara sermaye akımları da pozitif seyertti. Bir anlamda finansal piyasalardakiler için kârlı bir yıl oldu. Şimdi bu kârı almanın zamanını kollayacak ve zeminini hazırlamak isteyeceklerdir. Tıpkı geçen yıl olduğu gibi.

-Sermaye hareketlerinin güçlenmesine paralel olarak gelişen ülkelerin para birimleri genelde değerlendi, TL de bu paralar içinde yerini aldı. Yılbaşındaki 2.92 dolar kuru bugünkü ortamda ve aradaki enflasyona rağmen halen 2.95 düzeyinde. Yani TL’de değer kazanımı bile var.

-Faizler küresel bazda düşüyor, negatif faiz yaygınlaşıyor. Türkiye’de de faiz oranları enflasyonun düşmemesine rağmen iniyor. Hem küresel gelişmelere uyum hem de Merkez Bankası’nın faiz indirimine ve hükümetin baskısına bağlı olarak faiz oranlarında yılbaşına göre 1-1.5 puan arasında azalma meydana geldi.

-Dışarıdan güçlü sermaye girişleri sayesinde ekonomi bu dönemde coğrafi ve siyasi risklerden çok fazla etkilenmedi. Ön saflarda gideceğine şimdi orta yerlerde gidiyor. Sermaye akımları sürdüğü sürece de bu etki sürebilir.

-Piyasalar ağustos ayındaki pozitif hareketten sonra sanki uzatmaları oynuyor gibi. Ama sermaye hareketlerini pozitif kılan etkenler de varlığını sürdürüyor. Brexit belirsizliği devam ediyor. Çin ekonomisi henüz yeni rotasını bulmuş değil. AB sorunlarını çözmüş değil. ABD de dünyada tek başına yaşamıyor. Böyle bir ortamda ve ABD’de seçim öncesinde faiz artırım ihtimalini düşük görüyoruz. Geçen haftanın son günü bu ihtimal yeniden canlandırıldı. Buna bağlı dolar yükseldi, faizler yükseldi, borsalar düştü. Ama 21 Eylül geldiğinde faiz artırımı yapılması yine de soru işareti.

SERMAYE HAREKETLERİ 7 AYDIR POZİTİF, GELEN PARA 10 MİLYARI BULDU

Geçen yıl jeopolitik riskler bu kadar yüksek değildi. Hatta 15 Temmuz darbe girişimini dikkate alırsak siyasi riskler de değildi. Ama piyasalar daha kötüydü. Hatta kurda yaşanan oynaklığa ve yüksekliğe paralel reel sektörde de bilanço bozulmaları söz konusuydu. Çünkü geçen yıl portföy yatırımları yoluyla Türkiye’ye para gelmedi hatta çıktı. Geçen yılın ilk yarısına ait ödemeler dengesi verilerine göre net bazda 1.225 milyon dolar Türkiye’den çıktı.

KAVRULMAKTAN KORUYOR: Bu yıl ise ilk yarıda gelen net tutar 9 milyar 21 milyon doları buldu. Temmuz ve ağustos ayındaki rakamları da buna eklediğimizde 9.799 milyon dolarlık bir tutara ulaşıyoruz. Şubattan ağustosa kadar ardı ardına 7 aydır sermaye hareketleri pozitif seyrediyor. Ama az ama çok belli bir para Türkiye’ye geliyor. Gelen bu para dövizden TL’ye geçmiş, hisse senedine, devlet tahvillerine ve özel sektör tahvillerine yönelmiş. Bize yaptığı güzellik de, ateş çemberi içinde olmamıza rağmen, kavrulmaktan kurtulmak ve kendimizi iyi hissetmek olmuş.

SONUÇ: “Paran varsa cümle alem kulun, paran yoksa tımarhane yolun.” Türk atasözü

Yukarı