TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Dünyayla rekabette zorlanıyoruz

 

Türkiye, 2016’da Dünya Rekabetçilik Endeksi’nde 4 sıra daha geriledi ve 55’inciliğe düştü. Dünya Ekonomik Forumu tarafından her yıl yapılan rekabet sıralamasında 138 ülke karşılaştırıldı. 2012 yılında 43’üncülüğe kadar yükselmişken 3 yılda 12 basamak birden düştük. 12 ana alt başlıkta incelenen rekabet gücünde Türkiye’yi son yıllarda aşağı çeken konuların başında teknoloji, inovasyon ve finansal piyasaların gelişmişliği geliyor.

- Yukarıda yer alan tablodan izlenebileceği gibi Türkiye 2012 yılında 43’üncü sırayla rekabetçilikte kendisinin en üst sırasına çıktı. Ondan sonra gerileme dönemi başladı. Alt endekslerde ise bu gerilemenin öncüsü olan inovasyonda 50’nci sıraya kadar çıkmıştık. 2016’da 71’inci sırada yer aldık. Buradaki skorumuzu en çok bilimsel araştırma kuruluşlarının kalitesi düşürdü. 138 ülke arasında 103’üncü sıradayız.

- Teknoloji alanında yine aynı dönemde 53’üncü sıradaki yerimizi koruyamadık ve bu yıl 67’nciliğe indik. Hem hükümet ve bürokrasi hem de iş dünyası ile eğitim sektöründe önemi kavranmasına karşılık ilerleme sağlayamadık veya başka ülkeler bizden daha hızlı davrandı.

- Geriye gitmekte olduğumuz bir alan da finansman. Gelişmiş bir bankacılık sistemimiz var. Kredi ve hane halkı borçuluğu artışına bakılınca bu piyasayı iyi kullandığımız anlaşılıyor. Ama sermaye piyasasını geliştirmede ve çalıştırmada yol alamadığımız gibi, mevcut kazanımları da geri verdik. Finansal sistemler banka ve sermaye piyasası olarak iki ayak üzerine kurulur. Hatta gelişmiş ekonomilerde türev piyasaları üçüncü ayak olarak buna katılır. Bizde ise tek ayakla finansman tarafında ilerlemeye çalışıyoruz. İş dünyasının da hükümet ve bürokrasinin de en büyük yakınması kredi faizleri. Ama krediye de talep yüksek. Çünkü sermaye piyasası çalışmıyor.

- Enflasyonun yüksekliği makro ekonomik ortamı en çok bozan kalem. Yine terörizmin varlığını sürdürmesi, kurumlar üzerine getirilen ve rekabetçiliğimizi azaltan en önemli olumsuzluk.

- Rekabetçiliğin 12 alt ana alanında geçmişten beri en kötü durumda olduğumuz ise işgücü piyasası. Burada 2011 yılı, 142 ülke arasında 133’üncülük ile en geride kaldığımız yıldı. Ama bu yılki sıramız da 138 ülke arasında 126’ncılık. Bu endeksi en çok düşüren ise işgücüne kadın katılımının düşüklüğü. Bu da bizim ülkemizin bir toplumsal sorunu.

AMA KENDİ İÇİMİZDE AŞIRI REKABETÇİYİZ

Bunca olumsuzluktan sonra iyi olduğumuz alanları da sıralamak gerekiyor. Mesela HIV virüsü bakımından dünyada en iyi durumdayız. Çoğu yıllarda olduğu gibi 2016 yılında da 1’incilik sırasındaki yerimizi koruduk. Yani AIDS hastalığının nüfusa oranla en düşük olduğu ülkeyiz.

- İç pazarın büyüklüğü bakımından da Türkiye dünyada 16’ncı sırada yer alıyor. Bu bir yerde dünya GSMH büyüklüğü içinde Türkiye’nin payıyla ya da sırasıyla paralel gidiyor. Satın alma gücüne göre dünyanın en büyük 17’nci ekonomisiyiz.

- İyi olduğumuz ve gittikçe de ilerlettiğimiz bir başka alan yerel rekabetin yoğunluğu. Dünyadaki sıralamamız 12’ncilik. Bu gayet iyi bir sıra. Hatta 16’ncı büyük iç pazara sahip bir ekonomi için biraz aşırı rekabet de sayılabilir. Bir yerde şirketler ve iş yapanlar dışarıya hizmet vermekten, ihracata çalışmaktan çok iç pazara yönelmişler ve burada aşırı yoğun bir rekabete tutuşmuşlar. Adeta birbirlerinin gözünü çıkarıyorlar gibi bir durum var sanki.

- Rekabetin özellikle hizmet sektörünün bazı alanlarında yaygın olduğunu gözlemliyoruz. Kahvehane, lokanta, bakkal, büfe, eczane, fırın, doktor, dişçi vs. genişletebiliriz.

- Ama sanayinin yapısına bakınca da rekabeti pek göremiyoruz. Hatta yoğunlaşma yani tekelleşme oranının yüksek olduğunu bize TÜİK’in araştırmaları gösteriyor.

Rekabetçilik Endeksi’ndeki yerimiz bize ekonomide, eğitimde, iç güvenlikte yapılacak çok iş olduğunu gösteriyor. Buna bazı sektörlerde konsolidasyon da dahil.

SONUÇ: “Rekabette iki seçeneğiniz vardır. Kaybedebilirsiniz ya da kazanmak için değişirsiniz.”

L.C Thurow

 

Yukarı