TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Harcayalım mı tasarruf mu edelim?

 

Türkiye’nin tasarruf oranı GSYH’ya göre yüzde 15 düzeyinde. Bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin ortalaması ise yüzde 31. Dünya ortalamasının yaklaşık yarısı düzeyindeyiz. Halbuki yüzde 5 ve üstü oranda büyümek için, GSMH’nin yüzde 20-25’i kadar yatırım yapmalıyız. Tasarruflar yatırımlara yetmeyince aradaki farkı yurtdışından karşılıyoruz. Bunun adına da cari açık deniyor. Hükümet de tasarrufları artırmayı ve cari açığı düşürmeyi hedefliyor. Bireysel emeklilik sisteminin (BES) otomatik hale getirilmesi, Türkiye Varlık Fonu kurulması, Kıdem Tazminatı Fonu kurulmak istenmesi bundan.

Başbakan Binali Yıldırım “Hem tasarruf edecek hem tüketeceğiz” diyor. Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek de “Çinliler gibi tasarruf edelim” derken, tasarruf oranının agresif şekilde artırılmasını istiyor. Çünkü, Çin’de tasarruf oranı yüzde 50 sınırında.

Hükümet ise kredi faizlerini düşürmek yoluyla boçlanmayı artırmak, taksitlendirme olanaklarını genişletmek yoluyla tüketimi teşvik ediyor. İç talebi daha da artırarak büyümeyi ayağa kaldırmaya çalışıyor. Bu nedenle Başbakan’ın sözlerini “Tüketme gücü olanlar tüketsin ki ekonomi canlansın. Ama aynı zamanda tasarruf etmeyi de unutmayalım, paramızı da çarçur etmeyelim” şeklinde anlıyorum. Mehmet Şimşek ise yapılan tasarrufların yastık altı para ve döviz ile altın olan kısmının yanlış değerlendirildiği, bunların finansal sisteme getirilmesi halinde belli bir gelir de elde edileceğini söylüyor. Yastık altı tasarruflar finansal sisteme geldiğinde ise kayda girecek ve tasarruflar artacak. Ekonomiye kaynak yaratılırken tasarruflar atıl durumdan kurtulacak ve cari açık da düşürülecek.

Başbakan, Başbakan Yardımcısı ve ekonomi yönetiminin aldığı tüketimi özendirici önlemler vatandaşa net bazda ne diyor? Harcama mı, tasarruf etme mi, yoksa bildiğini yapma mı?

Açıklamaları, alınan önlemleri ve son olarak açıklanan Orta Vadeli Program’ı değerlendirdiğimde, ölçüp biçip tarttığımda, hükümetin bu konjonktürde vatandaşa söylemek istediğini şöyle anlıyorum:

“Yatırım yapmak isteyenin ayağına turkuvaz halı seriyoruz. Başımızın üstünde yeri var.

- İsteği ve parası olan harcasın.

- Parası olmayıp da harcama yapmak isteyenlere taksitlendirme imkânlarını genişlettik, faizleri de düşürüyoruz, borçlanıp onlar da harcasınlar.

- Yine de yeterince yatırım yapılmayacağını bildiğimizden, artık devlet devreye girecek. Bütçe açıklarını artırmayı ve borçlanmayı yükseltmeyi göze alarak yatırımları ve kamu harcamalarını hızlandıracağız ve bu yolla büyümeyi artıracağız.

- Tasarruf için hükümet olarak önlemleri aldık. BES, Varlık Fonu, Kıdem Tazminatı Fonu ile tasarruflar artacak.

- Siz yeter ki bize güvenin, Türkiye’nin geleceğine güvenin, harcayın ve yatırım yapın.

- Yaptığınız ve yapacağınız küçük tasarrufları finansal sisteme getirin, bu tasarruflar biraz büyünce de konut ve otomobil alın. Gerisini de bize bırakın.”

 

HAYATIN İÇİNDEN

KORKAN TASARRUF EDER GÜVENEN HARCAR

Türkiye’de tasarruflar son yıllarda düşük seyrediyor. Milli gelirin yüzde 25’inden yüzde 12’ye kadar düştü ve toparlanmayla yüzde 15’e geldi.

- Toplumsal yaşamda çeşitli örneklerini gördüğümüz gibi, tasarruf etmek daha çok korkuya dayanır. Gelecek korkusu, gelirini veya işini kaybetme korkusu, yoksullaşma korkusu, yaşlılıkta veya emeklilikte geçinememe endişesi varsa tasarruf edilir. Hastalık, kaza, işsiz kalma gibi kötü gün için, “kefen parası” için, para biriktirilir. Gelir düzeyine bakılmaksızın.

- Bir de çocuklar için, eğitimi, evlenmeleri, ev almaları amacıyla. Sonuçta tasarruf edilenler de, bir gün gelecek harcamaya ya da yatırıma gidecek.

- Kitleleri tasarrufa yönelten asıl etken korkudur. Ekonomiye, ülkeye veya sağlığının geleceğine güvenmeyenler, sosyal güvencesi olmayanlar, çocuklarının kendisine bakmayacağını düşünenler tasarruf eder.

- Güvenenler ise rahatlar ve tüketir, borç altına girer. Son yıllardaki tasarrufların düşmesi de insanların konut, otomobil, mobilya almasından, geleceğe güvenerek borçlanmasından, boçlanma imkânlarının ortaya çıkmasından kaynaklanıyor.

- Eğer hükümet tüketimi artırmak istiyorsa siyasetten dış politikaya, jeopolitik risklerden ekonomiyi yönetmeye kadar güven verirse, tüketici güvenini yükseltirse bu yeterli olur.

- Ortam değişir, korku daha baskın hale gelirse, tüketici ve üretici güveni bozulursa hükümetin veya bir başkasının söylemesine gerek kalmadan tasarruflar artar. Gelirler artmasa dahi.

- Türkiye’nin yetersiz kaldığı asıl alan ise sermaye birikimidir, servet birikimidir ve her ikisinin ülkede ve finansal sistemde tutulma zorluğudur. Bu da başka yazıya.

 

Yukarı