TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Siyasette, küreselleşmede ve parada yeni dönem

 

ABD’de başkanlık seçimlerini Cumhuriyetçiler’in adayı Donald Trump kazandı. Bunda iki ana faktör etkiliydi.

Birincisi Trump küresel krizin ardından toplumun geniş kesimlerinden gelen değişim isteğine cevap verdi. “Önce Amerika” söylemi ile korumacı politikaların öne çıkarılması, Meksika sınırına duvar örme ile göçün önlenmesi, üslup ve söylemle mevcut sistemi sarsacağı imajı, değişim ihtiyacının bir kısmını karşıladı. FED, Wall Street ve statüko karşıtlığı da, bu imajı daha pekiştirdi. Bu söylem ve tavırlar küreselleşmeden yararlanamayan ve krizden darbe yiyen, işsiz, geliri düşük geniş kesimleri kavradı.

İkincisi Demokrat Parti’nin iki dönemdir iktidarda olması ve başkan adayını iki dönem kuralı nedeniyle değiştirmek zorunda kalması da önemli bir handikaptı. Çünkü yeni başkan adayı Clinton uzun süre ABD kamuoyunun önündeydi. Yüz olarak yeni değildi, yıpranmıştı. Yeni hiçbir şey de söylemedi. Buna Dışişleri Bakanlığı dönemindeki e-mail’lerinden dolayı FBI soruşturması ve sağlık sorunları da eklendi. Tam olarak statükoyu temsil etti ve yenildi. Başka bir adayla Demokratlar daha fazla oy alabilirdi ama bu başkanlığı kazanmaya yine de yetmeyebilirdi.

ABD seçimiyle aslında İngiltere’de Brexit ile başlayan bir küresel eğilimin iyice netleştiğini ve vücut bulduğunu görüyoruz. Bu eğilim küreselleşme karşıtı, ülkeleri ve ekonomileri dışa kapayan, milliyetçi, yerel bir eğilim. Çünkü küreselleşmenin nimetlerinden faydalanamayan geniş kesimlerin isteği ekonomiden daha fazla pay almak. Bu da ancak otoriter liderlikler altında, halka daha yakın duran liderin kararlılığı ve zorlamasıyla yapılabilir. İngiltere ve -ABD seçimlerinden sonra belli başlı ülkelerde yapılacak seçimlerde aşağı yukarı bu ize rastlayabiliriz. Krizin ve küreselleşmeyle gelir dağılımının bozulmasının toplumlarda yarattığı rahatsızlıklar, seçimlerde bu şekilde açığa çıkıyor. -Seçmenlerin siyasileri bu şekilde yönlendirmesi, sadece küreselleşmenin ivme kaybı ve korumacılığın artmasını değil, aynı zamanda ekonomide kamusal ağırlığın artmasını da beraberinde getirebilir. Daha devletçi yaklaşımlar ön plana çıkabilir.

Küresel siyasi konjonktürün bu şekilde değişmesi karşısında merkez bankalarının bol ve ucuz para politikalarını aynen sürdürmeleri zordur. Zaten buradan gelen işaretler uzatmaların oynandığı yönündeyken, siyaset tarafındaki gelişmelerin etkisiyle bol ve ucuz para dönemi sonlanabilir. Krize ilaç diye başlatılan ve 8 yıldır sürdürülen bol ve ucuz paradan geniş kesimler yararlanamadı. Merkez bankaları tarafından yaratılan bol likiditeyi ağırlıklı biçimde finans sektörü kullandığından, finansal varlıkların ve gayrimenkullerin fiyatları arttı. Servetler ve sermayeler büyüdükçe büyüdü. Şimdi geniş kesimler siyasetçe eliyle bu duruma bir son verilmesini istiyor.

Durumu böyle değerlendirince dün piyasalarda ilk başta yaşanan şok etkisinin yatışmasının kısa vadeli olacağı, orta ve uzun vadeli etkilerinin daha yıkıcı olacağı düşünülebilir. 2008’den beri suni bir zemin üzerinde yapılanan ve hareket eden finansal piyasaların oynaklığı yüksek olacak. Ama bol ve ucuz para yapısına bir büyük darbe indiği de kesin. Yapının yıkılması ise belli bir zaman alacak gibi.

Yukarı