TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Konsolidasyon dönemi

18 maddelik Anayasa değişikliğiyle cumhurbaşkanı, güçlendirilmiş başkanlık yetkileriyle donatılıyor, başbakanlık kaldırılıyor. Cumhurbaşkanı yürütmeyi doğrudan üstleniyor, bakanları doğrudan atıyor, bütçeyi yapıyor. Kuvvetler ayrılığı yerine kuvvetlerin birliğine gidiliyor. Cumhurbaşkanı aynı zamanda partisinin başına geçiyor, bu nedenle de genel seçimle cumhurbaşkanı seçimi aynı tarihte yapılacak. Meclis’e hâkim olan siyasi partinin lideri aynı zamanda cumhurbaşkanı olacak. Ülkeyi de partisini de 5 yıllığına yönetecek.

Konsolidasyonun bu ayağı hemen devreye girecek. Referandumun sonuçlarının Resmi Gazete’de yayımlanmasıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AK Parti’nin başına geçmesinin yolu açılacak. Hem cumhurbaşkanlığı hem de milletvekili seçimlerinin birlikte yapılacağı tarih ise Kasım 2019. Cumhurbaşkanı da Meclis’in çoğunluğu da aynı partiden olabilecek. Bu durum ülke yönetiminde tam bir konsolidasyon anlamına geliyor. Yeni yapıyla ilgili hukuki düzenlemeler önümüzdeki dönemde yapılacak. Bu arada Seçim Kanunu da değişecek, belki seçim barajı da inecek.

Cumhurbaşkanlığı seçimi iki turlu olabilecek. Birinci turda yüzde 50 oyu alan aday başkan olacak. Ama yüzde 50’ye ulaşılamazsa, en yüksek oyu alan iki aday arasında iki hafta sonra seçim tekrarlanacak ve ikinci turda oyların çoğunu alan seçilecek. Yeni dönemin en tepe yöneticisinin ve kilit isminin seçilmesi böyle olacak.

Siyasi partiler de belediye başkanlarını, milletvekillerini ve ülkeyi yönetecek cumhurbaşkanını seçmek için varlıklarını sürdürecekler. Ama asıl konsolidasyon da burada olmak durumunda. Çünkü yeni sistemde en önemli başarı cumhurbaşkanlığını almak olacak. Cumhurbaşkanlığını alan aynı zamanda Meclis’e hâkim olacak. Dolayısıyla yasama ve yürütme tek elde toplanacak. Yargı da ilgili kuvvet durumunda kalacak. Bu durumda siyasetin ana amacı cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde 50’yi yakalamak veya ilk iki parti arasına girmek olacak ki, ikinci turda yarışa devam edebilsin. Böyle bir zorunluluk siyasi yelpazeyi iki cephede toplanmaya zorlar. Partiler arasında ittifaklar veya koalisyonlar, işbirlikleri seçim sonrasında değil seçim öncesinden kurulmak zorunda ki, istenilen sonuç alınabilsin. Yoksa yok olup gitmeye veya başarısızlığa mahkûm olurlar. İşte bu zorunluluktan dolayıdır ki, önümüzdeki dönemde siyasi hayatta birleşmeleri, ittifakları, koalisyonları ve uzlaşıları görebiliriz. Yeni Anayasa değişikliği ile ülke yönetiminden sonra asıl konsolidasyon süreci siyasi hayatta yaşanacak gibi.

Ülke yönetiminde ve siyasi hayatta meydana gelecek konsolidasyon sürecinin ekonomiye yansıması da kaçınılmaz. İki kurumun işleyiş tarzının ve yapısının değişecek olması ekonomiyi ve özel sektörü de etkileyecek. Hem ekonominin yönetimi konusunda hem de özel sektörün kendi içinde ve kamuyla ilişkilerinde bunu görebiliriz. Özel sektör ülke yönetimine bu uyumu sağlarken aynı zamanda verimsizliklerden kurtulmasının yolu da konsolidasyondan geçiyor. Birleşme ve satın almalar zaten özel sektörde yaygın. Bunun dikey ve yatay entegrasyon örnekleri önümüzdeki dönemde genel eğilime uygun olarak yaygınlık kazanabilir.

Kısaca ülke yönetiminde, siyasette ve ekonomide konsolidasyon dönemine giriyoruz.

İşsizlik ve bütçe için güçlü hamle gerekli

Referandumun ardından ilk gün açıklanan veriler de ekonomide genel bir toparlanmanın gereğini ortaya koyuyor. Dün açıklanan Ocak 2017 istihdam verileri işsizliğin yüzde 13 ile 2009 sonrasının en yüksek düzeyine çıktığını ortaya koydu. Nisan 2016’da yüzde 9.3’le başlayan tırmanış süratle yüzde 13’e çıktı. Bir yıla bile varmayan dönemde işsizlikte 3.7 puanlık artış veya üçte birlik artış meydana geldi ki, gerçekten hızlı bir artış.

Belki bundan daha kötüsü 15-24 yaş arasını kapsayan genç nüfustaki işsizliğin son bir yılda yüzde 19.2’den yüzde 24.5 düzeyine çıkması. Her dört gençten biri işsiz demek.

İşsizlikteki bu yakıcı artıştır ki, şubat ayından itibaren istihdam kampanyasını gündeme getirdi. Bu kampanya çerçevesinde 470 bin kişinin işe alındığı açıklandı. Dolayısıyla yüksek işsizliğin şubat ayında olmasa bile marttan itibaren düşmesini bekleyebiliriz. Ancak istihdam artışının kalıcılığı için ekonomik büyümenin hızlanması gerekiyor.

Yine dün açıklanan üç aylık bütçe sonuçları giderlerin daha çok arttığını, açığın büyüdüğünü gösteriyor. Ertelenen vergiler ve sosyal güvenlik ödemeleri, ekonomiyi canlandırmak amacıyla yapılan kamu harcamaları bütçe açığını büyütüyor. Mali disiplin çıpasını koruma adına bu durumun kalıcı olmaması gerekiyor. Her iki verideki kötüleşme bile ekonomide güçlü hamle yapma gereğini ortaya çıkarıyor.

SONUÇ: “Değirmen susuz öğütmez” Türk Atasözü

Yukarı