TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Küresel konjonktürün getirdiği altın fırsat

 

*Brexit ve Trump’ın seçilmesi piyasaları ters köşeye yatırmıştı. Ancak Trump’ın seçilmesi beklenenin tersine piyasalara doping etkisi yaptı. Kasımdan bu yana küresel piyasaları sürükleyen ana gelişmelerden biri buydu.

*Diğeri de FED’in faiz adımlarının yumuşak olacağını işlemeye başlaması marttan beri piyasaları ve küresel risk iştahını destekliyor.

*Bu arada Hollanda’da yapılan seçimler piyasa dostu denilebilecek şekilde sonuçlandı. Risk alma iştahına destek olmaya devam etti. Bunun sonucudur ki yılın ilk çeyreğinde küresel sermaye akımları en yüksek dönemlerinden birini yaşadı.

*Dün de Fransa seçimlerinin ilk turu ile küresel piyasalar için kavşak noktası atlatıldı. AB’nin ve Euro’nun ikinci büyüğünün AB’yi ve Euro’yu dağıtması riski düştü. Yerleşik düzeni reform yaparak sürdürme yanlısı Macron ile AB, göçmen-İslam karşıtı aşırı sağcı Le Pen ikinci tura. kaldı. Macron'un favori olması küresel piyasalarda pozitif etki yarattı.

*Fransa seçimlerinin ardından dün Borsalar coştu, Euro yükseldi, dolar geriledi. Küresel risk iştahının yükselmesiyle portföy yatırımları hızlandı, gelişmekte olan ülke kurları değerlendi, faiz oranları geriledi.

*Bunun Türkiye’ye yansıması da aynı şekilde, hatta daha pozitif oldu. Borsa 93.481 puanla rekor kırdı. 4 yıllık aradan sonra ilk kez 22 Mayıs 2013’te gün içindeki 93.398 puan aşılmış oldu. Ancak bu yerel bazda rekor. Reel veya dolar bazına getirdiğimizde Borsa 2.60 dolar endeksiyle en son Mayıs 2013’teki rekor düzeyinin yarısında bulunuyor.

*Dolar ise 3.5812’ye kadar indi ve TL karşısında yüzde 1.6 geriledi. Sepet bazındaki kur da 3.7345’e kadar inerek bir günde yüzde 1 düştü. Referandum sonrasında ise sepet bazındaki kurun düşüşü yüzde 2.3’e vardı.

*TL değerlenirken Hazine faizleri de geriliyor. 2 yıllık tahvil yüzde 10.84’e 10 yıllık tahvil yüzde 10.58’e kadar indi. 5 yıllık Türkiye CDS’i de risk alma iştahının artması veya ülke riskinin düşmesi sonucu 224.99’a düştü.

*Küresel konjonktür hükümete zaman kazandırıyor ve referandum sonrası ara dönemin hasarsız atlatılması, reformların yapılarak piyasalar ile ekonominin toparlaması için altın bir fırsat sunuyor. Ancak siyaset ve ülkenin yönetim yapısı yeniden şekillenirken, ekonominin yine geri planda tutulması ve gelen fırsatın kullanılamaması riski de mevcut.

Faizi artırmanın gereği yok

Dün Merkez Bankası’nın genel kurulunda konuşan Başkan Murat Çetinkaya, “Enflasyon düşene kadar sıkı parasal duruşa devam” dedi. Bu da yarın ki TCMB Para Politikası Kurulu’nda faiz düşüşüne gidilmeyeceği anlamına gelebilir.

Ancak son gelişmeler ve Fransa seçimleri ile yakalanan pozitif rüzgâr sermaye hareketlerini hızlandırdı. Bizim gibi ülkelere sermaye girişleri arttı. Dünkü piyasa hareketleri ve dolardaki düşüş bunun sonucu.

Eğer faiz artışı döviz kurunu kontrol amacıyla yapıldıysa şimdilik böyle bir önleme ihtiyaç yok. Geç Likidite Penceresi faizinin ihtiyaten yukarı çekilmesine de gerek kalmadı.

Hatta bu durumda kurun daha fazla düşmesini önlemek lazım ki, havanın değişmesiyle sert şekilde yükselmesin.

Madem ki Merkez Bankası’nın eli rahatladı, o zaman “Faiz indirsin de ekonomik canlanmaya destek olsun” denilebilir. Ancak buradaki kısıt enflasyon. Malum çift hanelerde devam eden bir seyir var.

Kaldı ki faiz indirimi de şu anda yangına benzinle gitmek anlamına gelir.Çünkü ekonomi zaten canlı. Kredi artışları almış başını gidiyor. Bankalar yeni kredi vermek için mevduat faizlerini artırıyor. Nisan ayının ilk yarısında mevduat faizleri ortalama yüzde 10.42’den yüzde 10.64’e çıktı. Artış 22 baz puan. Ama konut kredi faizlerindeki artış 37 baz puan.

Konut kredilerindeki bu artıştır ki, zaten mart ayında konut satışlarını yüzde 10 yükseltti ve 129 bin adede çıkardı. Ancak diğer ve ipotekli satışlar ayrımı daha anlamlı. Diğer konut satışları 78 bin ile yerinde sayarken ipotekli satışlar 38 binden 50 bine çıkarak yüzde 30 büyüdü. Daha ne olsun?

SONUÇ: “İşte evren karşımızda duruyor ve hepsi bu.”

 

Yukarı