TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

GELDİK MAYIS AYI VİRAJINA

 

Dünya ve Türkiye piyasaları için mayıs ayları genelde kırılma aylarıdır. Geçen yıl ile 2009 yılı istisnadır. Kırılmaların yönü de aşağıya doğrudur. Mayıs aylarında hep bir gelişme veya gerekçe ortaya çıktı, piyasalarda genel kâr realizasyonları gerçekleşti ve yatırımcılar yaz aylarını tatilde geçirdiler. En keskin kırılmanın yaşandığı mayıs ayı da 2013’te oldu. FED’in parasal genişlemeyi durdurmaya hazırlanması 22 Mayıs’ı milat yaptı. Türkiye Borsası, TL faizleri, TL’nin değeri aradan 4 yıl geçmesine karşılık bir daha o değerlere ulaşamadı.

Bu yılın mayıs ayına girerken dünya Borsaları rekorda, Türkiye Borsası da TL bazında rekorda. Risk alma iştahı yüksek. Bunda da FED’in faiz artırmada kademeli bir yol izleyeceği, ABD’nin değerli dolar istememesi, ECB’nin ve BOJ’un parasal genişlemeye devam etmesi etkili.

Bir de küresel ekonomik toparlanmanın pozitif katkısını dikkate almak lazım.

Ancak bu faktörlerin çoğu fiyatlandı ve belli ölçüde satın alındı. Geriye kalan etkinin piyasaları mayıs ve sonrası yaz aylarında taşımaya yetmesi zor olabilir. Bu nedenle piyasalardaki canlılığın korunabilmesi, ortaya yeni genişlemelerin çıkmasına bağlı. ABD’nin vergi paketi şimdilik bu etkiye sahip olmadığını gösterdi.

Bitişikte gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarından görülebileceği gibi, kasım ve aralık aylarındaki sermaye çıkışları yeni yılla birlikte sermaye girişlerine döndü. Oldukça da güçlü ve geçen yılın üçüncü çeyreğinden sonraki en yüksek sermaye girişi bu yılın ilk çeyreğinde yaşandı. Nisan ayında da süren sermaye girişlerinin biraz daha devam etme gücü olabilir.

Ama belli bir aşamada, gelişmelerin “mayısta sat ve tatile çık” dönemine gelmesinin de etkisiyle sermaye hareketleri tersine dönebilir. Piyasalar dinlenmeye geçebilir ve yatırımcılar da tatile çıkabilir. Bu ihtimal bu yıl da var, zamanlamasını ise piyasa kendine göre yapacak gibi.

Mayıs ayı etkisinin ille de mayısın başında veya ortasında yaşanması kural değil. Bazen mayıs sonuna da kalabiliyor, hatta mayısın sonrasına da. Tıpkı 2013 yılında olduğu gibi. Ancak kabul edelim ki, kış ile yaz dönemi arasında mayıs tam bir geçiş ayı, piyasalar için önemli bir kavşak veya viraj özelliği taşıyor. Yılın ilk aylarında senenin tümüne ait pozitif beklentiler fiyatlanıyor, mayısla birlikte yıl ortasına doğru bir düzeltme yapılıyor ve yaz ayları rehavette geçiriliyor, sonbaharda yeni bir toparlanma bunu izliyor. Yılın son ayları yine satışla geçiyor. Bu döngü aşağı yukarı böyle işliyor.

Bu yıl da mayıs ayına küresel piyasalar belli bir hızla giriyor. Bu virajı alsak bile, hızımızdan dolayı devamında savrulacağımız ve zikzak yapma olasılığı yüksek. Buna razıyız, yeter ki yoldan altına savrulma olmasın.

Teşvikler yatırımı tetikleyemezse elimizdeki tek çıpadan da oluruz

Maliye Bakanı Naci Ağbal geçen hafta bugüne kadar aldıkları gerek harcama tedbirleri, gerek vergi indirimleri, gerekse istihdam desteklerinin bütçe açığı üzerindeki etkisinin milli gelirin yaklaşık yüzde 0.74’ü oranında olduğunu, oranın 2018’de yüzde 0.38’e, 2019’da ise yüzde 0.30’a düşeceğini söyledi.

Maliye Bakanı Ağbal bu vurgusunun ardından şunları kaydetti: “Türkiye, mali disiplinden hiçbir zaman vazgeçmedi. Hükümet olarak hiçbir dönemde mali disiplini göz ardı etmedik. Her zaman ekonomimizin en temel itici güçlerinden bir tanesi sağlam kamu maliyesidir ve mali disiplindir. Türkiye’de mali disiplin bugüne kadar vardır ve bundan sonra da aynı şekilde devam edecektir.”

Bu söylemin gerçekleşmesi için, alınan önlemlerin arkasından başka yapısal tedbirler veya dış politika değişikliklerinin devreye girmesi, sanayi ve tarımsal yatırımların artırılması, ihracatın artırılması, turizmin ayağa kaldırılması, büyümenin devamının getirilmesi gereklidir.

Burada da özel sektörün aldığı moralle harekete geçmesi, risk alması, yeni yatırımlar için borç ve yükümlülük altına girmesi şarttır. Bunun için de geleceğe güvenlerinin sağlanması gerekir. Bu güvenin oluşmasında da Türkiye’nin yeni yönetim sistemi ile AB ile ilişkilerin düzelmesi kritik önemdedir.

KGF çerçevesinde verilen krediler ve teşvikler yatırıma dönüşmeyecekse, reel sektörün kan dolaşımını hızlandırmayacaksa, Avrupa’da, Amerika’da olanlar Türkiye’de de tekrarlanabilir. Para yine dönüp dolaşıp finansal sisteme yatar veya gayrimenkule ya da üretken olmayan yatırımlara gider ki, herhalde istenen bu değildir.

Eğer gevşetilen mali politikalar sonucunda istenen amaçlar sağlanamazsa, hesap da şaşar, vergi gelirleri de azalacağından bütçe açıkları ile baş başa kalırız. Çünkü üç yılın toplam harcaması Maliye Bakanı’nın açıkladığı oranlar üzerinden GSMH’nın yüzde 1.42’si kadardır. Bu da 857 milyar dolarlık 2016 yılı GSMH hesabıyla 12.2 milyar dolar eder. Bugünkü 3.55’lik kur üzerinden 43.3 milyar liralık bir kaynaktır ki, önemli bir mali gevşemedir.

Borçlanmalar üzerinde maliyet artırıcı etkisi yanında, cari açıkla birlikte ikiz açığa doğru gidiliyor spekülasyonlarına yol açacağı açıktır. Eğer bu teşvik hamlesi siyasi ve dış politika değişiklikleri ile desteklenip özel sektörü yeni yatırımlara yönlendiremezse ekonomi en önemli taşıyıcı sütunu olan kamu mali disiplinini kaybeder ki, ortada başka bir çıpa da kalmaz.

Gelişmekte olan ülkelere yönelen fon akımları kompozisyonu (3 aylık/milyar $)

 

Yeni yol haritası ve hükümet koruyucu olabilir

Türkiye piyasaları mayıs ayına yelkenlerini oldukça şişirmiş olarak giriyor. Referandumun geride kalması, erken genel seçiminin gündeme gelmemesi, ekonominin toparlanıyor olması, iktidar partisi içinde yaşanacak yönetim değişimi ve ardından hükümette revizyon toplamda belli bir pozitif etki yaratma gücüne sahip.

Küresel türbülansın gündeme gelmesi halinde belki ilk satılacak piyasalardan biriyiz ama bahsettiğimiz bu etki de bu dönemde Türkiye piyasalarının pozitif yönünü oluşturuyor. Bu etki muhtemelen Türkiye’den olası sermaye çıkışlarını da kısmen törpüleyebilir.

Oluşacak ekonomi yönetimi ve ekonomiye yeni bir yaklaşım ortaya konulup konulmayacağı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iç siyasette ve dış politikadaki yol haritası da, etkinin dozunda belirleyici olabilir. 

SONUÇ: “Geçmiş geleceğe suyun suya benzemesinden daha çok benzer.” İbni Haldun

Yukarı