TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Enflasyonun yarısı beklenti, yarısı da kur gıda ve vergiden

 

Bugün açıklanacak nisan ayı verileri ile yıllık enflasyonun çift hanelerde kalacağı, hatta son 5-6 yılın en yüksek oranlarına çıkılacağı tahmin ediliyor. Mayıs ayından itibaren enflasyonun yükselişinin durulacağı, yılın ikinci yarısında ise gerileme olacağı ve tek haneli rakamlara ineceği bekleniyor. Son Enflasyon Raporu’nda TCMB’nin tahminleri bu yönde.

Tahminlerin bu yönde çıkmasının ilk şartı döviz kurunda yeni bir yukarı yönlü sıçrama görülmesine bağlı. Çünkü döviz kurundaki değişimler enflasyonu en çok etkileyen unsurların başında geliyor. TCMB’nin cuma günü açıkladığı yılın ikinci Enflasyon Raporu’nda “Enflasyon Dinamiklerindeki Değişim” bir kutu olarak ele alındı. 2006 ile 2016 arasındaki 10 yılı kapsayan rakamların analizinden ortaya çıkan tablo oldukça çarpıcı.

Bir kere enflasyonun yüksekliğinde rol oynayan ana etken yüzde 4’lük katkı ile “sabit terim etkisi” olarak geçen momentum yani yükseliş eğiliminin bizzat kendi ivmesi ve gücü. Ya da trend enflasyon diye kabullenilen oran. Bu 10 yıllık ortalama yüzde 8.2 olan tüketici enflasyonunun yarısını oluşturuyor, yüzde 8.2’nin yüzde 4.0’ını yapıyor. Bu sabit terim katkısının içinde beklentiler çok önemli, “Bu enflasyon zaten artar” diye düşündüğümüzde, hesabı buna göre yaptığımızda gerçekleşen enflasyonun zaten yarısını yapmış oluyoruz. Bu nedenledir ki raporun sonu “Önümüzdeki dönemde fiyat istikrarı açısından bir beklenti yönetiminin yanı sıra konjonktürel ve yapısal politikaların bir arada ele alındığı bütüncül bir yaklaşımın önemine işaret edilmektedir” ifadesiyle bağlandı.

Ortalama yüzde 8.2’lik enflasyona ikinci katkı yüzde 1.3 ile işlenmemiş gıdadan geliyor. 1.3 katkının enflasyondaki yüzde payı ise 15.8. Son 10 yılda işlenmemiş gıdanın eksi olduğu tek yıl 2012. en yüksek olduğu yıl da 2009.

Döviz kurundan gelen katkının payı da yüzde 1.3 ile işlenmemiş gıda kadar. Bu 10 yılın ortalaması. 2007 ve 2010 yılları döviz kurundan enflasyona katkı eksi olmuş. Bu yıllar aynı zamanda sermaye hareketlerinin en güçlü olduğu yıllar. Döviz kuru katkısının en fazla olduğu yıl yüzde 4 ile 2015. Bu yılda yüzde 8.8’e çıkan enflasyonun neredeyse yarısı döviz kurundan geldi. Hemen hatırlatalım ki 2015’te TL dolara karşı yüzde 25 değer kaybına uğradı.

Enflasyonu etkileyen diğer bütün kalemlerin katkısının toplamı yüzde 1’in altında. Üçüncü sırada yüzde 0.8 katkı ile vergi geliyor. Vergi denilince de içki ve tütünde yapılan vergi ayarlamalarını hatırlıyoruz. Son 10 yılda vergilerin enflasyonu yükseltmediği tek yıl 2006, diğer yıllarda hep artırıcı yönde olmuş.

İthalat fiyatları, çıktı açığı, reel birim ücret ve diğer bütün etkilerin toplam katkısı da 0.9 düzeyinde. Bütün bunlar da 10 yıllık gerçekleşmelerin bir ortalaması.

Düşük tek haneye yüksek bedel

Böyle bir tablo enflasyonu düşük tek hanelere indirmenin yolunun beklentileri değiştirmekten geçtiğini gösteriyor. Kurun kontrol altında tutulması, işlenmemiş gıdada yapısal önlemlerin alınmasının katkısı olabilir ama ana belirleyicinin enflasyonun yarısını oluşturan beklenti ve zihinlerdeki enflasyondan geçtiği gerçeğini değiştirmez. Sabitlenmiş bu beklentiyi kırarsak enflasyonun yarısını sileceğiz. Geriye yüzde 4’lük enflasyon kalacak ki, bu da yüzde 5’in altı demek ve bize yeter. n Ancak yüzde 4’lük sabit enflasyon katkısının kırılması ise öyle kolay değil. Sıkı para politikası ile kararlı bir şekilde ekonomiye şok vermek gerekebilir. Bunun bedeli ise çok yüksek. Çünkü büyümeyi durdurur ve işsizliği artırır. 

Gerçi böyle bir durumda yurtiçi talep de azalacağından ithalat düşer, dış ticaret dengesi kurulur, cari açık sorunu kalıcı olarak çözülür ama ortada birkaç sene büyüme de olmaz. Böyle bir önlemi de, normal siyasi ve ekonomik koşullarda hiçbir siyasetçi almaz.

 

Yukarı