TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Döviz mevduatını rekora, yerliler değil yabancılar taşıdı

 

Bir haftada 2.5 milyar dolar artarak 164.8 milyar dolara çıkan döviz mevduatındaki artışın gerisinde yabancı sermaye girişlerinin hızlanması yatıyor. Yılbaşından bu yana net 7.2 milyar dolarlık sermaye girişinin olabilmesi için, öncelikle dövizin TL’ye çevrilmesi ve yerlilerin hesabına geçmesi gerekir

Döviz mevduat hesapları 2 Haziran ile biten önceki haftada 2.5 milyar dolar birden sıçradı ve 162.3’ten 164.8 milyar dolara çıktı. Herhangi bir olağanüstü gelişmenin olmadığı, Türkiye’ye sermaye girişlerinin devam ettiği, gelişen ülke paralarının değerlendiği, faizlerinin gerilediği bir haftada döviz mevduatındaki bu rekor sıçrayış çoğu kişiyi şaşırttı. Riskin arttığına ve yerlilerin bir türlü dövizden vazgeçmediğine, hatta faizlerin yüzde 8’lerden yüzde 15’lere kadar yükselmesiyle yabancıların Türk Lirası’na olumlu bakmasına karşılık Türklerin TL’ye güven duymadığına yorumlandı. Görünürde durum böyle.

- Gerçekte ise değil. Çünkü döviz piyasası kategorik olarak iki taraftan oluşur. Alanlar ve satanlar. Her iki taraf için de en önemlisi fiyattır. Burada dövizin fiyatı 11 Ocak sonrasının en düşüğüne indi. 2 Haziran’da dolar 3.50’ye düştü. 11 Ocak’taki 3.94’lük düzeyine göre doların TL karşısındaki değeri 5 aya yakın zamanda yüzde 11 geriledi.

- Yabancılar yükselen döviz kurundan ve yükselen faizlerden Türkiye’ye döviz getirdi, bozdurdu ve TL varlıklara 7.2 milyar dolar yatırım yaptı. Yabancı bu parayı getirip bozdurmaları için, karşı tarafta alıcı olarak mutlaka yerlilerin olması gerekir. Yerliler almazsa yabancılar nasıl döviz satacak ki? Yerli de alıyor ama dövizin fiyatını düşürerek alıyor.

- Bu nedenle dolar kuru 2 Haziran’da 3.50 düzeyine indi. Yerlilerin aldığı dövizler de bankalarda mevduata dönüşüyor. Rekor, yabancının getirdiği dövizle oluyor. Burada belirleyici olan yabancıların döviz satma isteği. Küresel risk iştahı canlanınca, gelişmekte olan ülkelere sermaye hareketleri hızlanınca Türkiye’ye döviz girer ve genel ortam olumlu olmasına karşılık döviz mevduatları yükselir. Döviz kuru da geriler.

- Atmosfer olumsuza döndüğünde ise yabancı Türkiye’den net bazda sermaye çıkartır. Yerliler yükselen kur üzerinden yabancıya döviz satar, satmak durumunda. Bu nedenle de mali piyasalarda havaların bozduğu dönemlerde yerleşiklerin döviz mevduatı, kurun yükseleceği korkusuna rağmen, azalır. Durum budur. Dileyelim döviz mevduatları rekor kırmaya devam etsin, çünkü bu, Türkiye’ye sermaye ve döviz girişi demektir.

YABANCILAR DA YARDIMCI OLUYOR YERLİLER KURDA DOĞRUYU YAPIYOR

Ne zaman Türkiye’ye yabancı sermaye girişi artmış, döviz tevdiat hesapları aynı paralelde hareket etmiş.

- En büyük hareket 2016 ortasından başlayıp 2008 ortasına kadar süren dönemde 47.5 milyar dolar ile oldu.

- En büyük azalma da küresel krizin en şiddetli anına rastladı. Ağustostan 21 Kasım 2008’e kadar 24.7 milyar dolar azaldı. İlk bakışta eşyanın tabiatına aykırı geliyor. Krizin en şiddetli aşamasında döviz kuru yükseliyor ve yerleşikler döviz satıyor.

- Satmasaydılar ne olurdu diye düşünmek lazım. Herhalde kurun seviyesi daha yukarıda, muhtemelen yerlileri satmaya razı olacağı düzeye kadar çıkardı. Yerliler döviz kurundan ticarette genelde doğru yapıyorlar ve para kazanıyorlar ama işin tabiatı gereği, yabancılar da yerlilere yardımcı oluyor.

BorsaNIN ALACAĞI EPEY YOL VAR AMA HÜKÜMETE VE DIŞARIYA BAĞLI

Türkiye Borsası yılbaşından bu yana MSCI’nın dolar bazındaki endeksiyle yüzde 26.4 artarak dünyanın en çok kazandıran piyasalarından biri oldu. Gelişmekte olan ülke Borsalarının ortalaması MSCI endeksiyle yüzde 18.1 arttı. Türkiye borsası negatif ayrışmadan pozitif ayrışmaya döndü.

- Bu yükseliş döneminde borsanın BİST 100 Endeksi 99.278’e kadar çıkarak 100 bine dayandı. Böyle bir endeks yüksek enflasyonla yaşayan bir ekonomide fazla bir şey ifade etmiyor. Mesela 22 Mayıs 2013’teki 93.393 puanın üzerindeyiz ve rekordayız ama gerçekte o düzeyin yaklaşık yarısındayız. BİST’i dolar bazında izleyen MSCI Türkiye Endeksi ile duruma baktığımızda gerçek tabloyu görüyoruz. 11 Ocak’tan bu yana olan yükseliş yüzde 42’ye vardı.

- Ancak 9 Haziran itibarıyla geldiğimiz 399.820 düzeyi de, Mayıs 2013’teki 736.525 puanlık tepe noktanın yüzde 45.7 aşağısında bulunuyor. Bu anlamda eğer koşullar uygun olmaya devam ederse BİST’in gideceği epey yol olabilir.

- Çünkü aynı dönemde eşdeğer diğer gelişmekte olan borsaların ortalaması MSCI Endeksi ile 4.3 aşağıda bulunuyor. Yani Türkiye’nin kaybının 10’da biri kayıp söz konusu. MSCI EM Mayıs 2013’te 1.065’ten 1.018’e geldi. Yani arada geçen yaklaşık 4 yılda Türkiye’de yaşanan siyasi ve ekonomik tüm olumsuzluklar hisse senedi fiyatlarına yansıtıldı gibi görünüyor.

- Son yüzde 42 yükseliş aslında 4 yıl süren ve yüzde 61.7’ye varan düşüşe verilen bir tepki. 11 Ocak’ta başlamasının nedeni de devalüasyonun getirdiği ucuzluğun farkına varılmasından. Siyasi risklerde biraz azalma, şirketlerin durumunda kısmen düzelme, böyle bir pozitif tepkiye neden oldu.

- Reformların yapılması, ekonominin yol haritasının piyasalarca da kabul edilecek şekilde belirlenmesi ve yeni bir atılım yapılması ise Türkiye piyasasını dünya ile aynı potaya sokar ki, bu da yüzde 45’lik aleyhteki farkın en azından bir kısmının geri kazanılması anlamına gelir. Bu anlamda borsanın gideceği yol öncelikle dış piyasalara ve sonra da hükümete bağlı.

- Farkın tamamı ortadan kalkar diyemiyoruz, çünkü kısa sürede yatırım yapılabilir kredi notu geri gelmeyecek, OHAL kalkamayacak ve turizm sektörü de düzelmeyecek.

SONUÇ: “Hayat içinde siyah rengi de barındıran bir gökkuşağıdır.”

Yevtuşenko

 

Yukarı