TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Enflasyon düşmeden ve sermaye piyasası gelişmeden asla

 

Ekonomi gazetecisi olarak mesleğe 1983’te başladım. 1980 ekonomik açılımını ve bankerler krizini biliyorum. 1984-85 yıllarından itibaren de iş dünyasını ve sanayicileri izliyorum. Her dönemde yüksek faizlerden yakınma vardır. Bu yakınma bazen “finansmana erişim” olarak da değişir. Son olarak 1976’da yapılan İstanbul’un simge binalarından Odakule onarılarak İSO’nun merkezi olarak açıldı. Açılışta sanayicileri de dinledim, Başbakan Binali Yıldırım’ı da. 30-35 yılın ardından değişen fazla bir şey yok.

- 1980’li yıllarda İSO Meclis Başkanı olarak İbrahim Bodur’u dinlerdik, bugün aynı koltukta kızı Zeynep Bodur’u izliyoruz. Yine İSO ve İTO’nun sıcakkanlı ve ateşli konuşmacısı Mecit Bahçıvan’ın izlerdik 1980-90’lı yıllarda, bugün oğlu Erdal Bahçıvan’ı İSO Yönetim Kurulu Başkanı olarak dinliyoruz. Kuşak farkı var, söylem farkı yok gibi. Mesela Zeynep Bodur, 500 Büyük Sanayi Kuruluşu’nun büyümesine, 2016’da kârını yüzde 32 artırmasına ve ekonomiyi büyütmesine dikkat çekti. Ancak sanayi aşırı borçlu. Kaynaklar içinde borcun oranı yüzde 61.8’e çıkarak, özkaynakların oranı yüzde 38.1 düşerek son 10 yılın en bozuk mali durumuna düşülmüş.

- Erdal Bahçıvan sözü aldığında “nitelikli finansmana erişim” istedi. Çünkü sanayinin ciddi bir döviz borcu var. Bunun uzun vadeli TL üzerinden olabilmesi için de, yeni nesil kalkınma bankacılığından söz ederek “Kredi faizlerinin yüzde 16-20 olmasının üretim ve ekonomik gelişmenin önünde ciddi bir engeldir” dedi.

- Başbakan Binali Yıldırım ise sanayiciden aldığı pasla bankacıların cephesine golü bıraktı. Mevduat faizi yarışına girmemeleri konusunda bankaları son kez uyaran Binali Yıldırım “Elimizde müdahale edecek araçlar var” dedi.

Anlaşılan bir hazırlık var. Zaten bakanlıkların altı aylık eylem planı da bayram sonrası ele alınacak ve kamuoyuna açıklanacak.

- Konuşmalarda enflasyonun çift haneli rakamlara çıkmasından hiç söz edilmedi.

- Faizden bunca yakınmaya karşılık alternatif piyasa olarak sermaye piyasasına da herhangi bir vurgu yapılmadı. Gelişmiş ülkelerin ekonomilerini sadece bankacılık sistemiyle finanse etmedikleri, tek bir bacağa mahkûm olarak yarışa devam etmediklerinden söz edilmedi.

- Halbuki sağlıklı finansman için kalıcı çözüm sermaye piyasasının geliştirilmesinde. Eksik olan taraf orası, bankacılık ise sınırlarına gelip dayanmış.

- Yabancı para kullanımının azalmasının, yerli para ile tasarrufların ve kredi kullanımlarının artmasının, TL ile uzun vadeli kredi verilmesinin anahtarı düşük tek haneli enflasyonda yatıyor.

- Enflasyonun düşürülmesinin yolu da öncelikle ticari hayatı yeniden düzenlemekte, gıdada aracılık zincirini azaltmakta ve ithalata bağımlılığı düşürmekte, sanayi ara malının ve tarım girdilerinin dövizle ilişkisini zayıflatmakta yatıyor. Sonuçta ortada fiyatları artıranlar ya üreticiler, ya aracılar ya da perakendeciler oluyor. Bu fiyat artışını da maliyetlerinin yükselmesinden, kârlarını artırmak istemelerinden veya eksik rekabetten dolayı yapıyorlar.

- Malını yüksek fiyattan sat, girdilerini ise düşük fiyattan iste, olamayacak olan şey de bu. 1981 öncesinde kredi faizleri mevduat faizlerinin yarısında, enflasyonun üçte birindeydi de ne oldu? Sanayici o dönemde de finansmana erişemiyordu.

 

Yukarı