TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Büyümeye fren yoksa seçim var demektir

 

Haziran enflasyonunun beklentilerin altında çıkmasında ve yıllık enflasyonu yüzde 10.90’a düşürmesinde asıl etkisi olan gelişme taze meyve ve sebze fiyatlarındaki gerilemeydi. Bu gruptaki fiyatların ortalaması haziran ayında yüzde 9.6 geriledi. Bu yıl tarım üretimi iyi. Mevsim koşulları iyi gitti. Geçen yılki daralmanın ardından bu yıl tarım büyümeye pozitif katkı veriyor. Yaz ayına girilmesiyle haziranda görülen fiyat gerilemesi eğilimi, temmuz ve ağustosta da devam edebilir. Merkez Bankası’nın beklentisi de bu yönde.

Ancak sonbahara gelince, kış mevsimine girince durum değişecek. Meyve ve sebzenin katkısı azalacak, enflasyonu düşürmek için başka önlemler almamız gerekecek. Eğer düşürmek istiyorsak.

- Türkiye’de enflasyonu etkileyen üç faktör var. Biri ekonominin içinde ithalatın ağırlığından dolayı ithalat fiyatları ve dolayısıyla döviz kurlarının seyri. Kurların yükselmesi doğal olarak enflasyonun bütün kalemlerini yukarı çekiyor. Tarım fiyatlarını ise hemen. Önümüzdeki aylarda da kurların seyrinde küresel sermaye hareketleri ve bu çerçevede Türkiye’ye yönelik ilgi belirleyici olabilir.

- Tarımdan sanayiye, ticaretten depolamaya ve ulaştırmaya kadar üretimin ve arzın yapısı da enflasyonu yükseltici yönde baskı yapıyor. Örneğin tarım üretimi yeterli değil. Sanayide yoğunlaşma veya tekelleşme var. Ticarette ve perakendede kartelleşme ve rekabeti bozucu pek çok yapısal bozukluk söz konusu. Verimlilik düşük ve nihai yük tüketicinin sırtına yükleniyor.

- Yüksek enflasyonun en önemli nedenlerinden biri de tüketim yani talep cephesi. Bir yandan ihracat canlandı diğer yandan yurtiçi talep. Geçen yıldan gelen yüzde 5 civarında hanehalkı nihai tüketimi ivmelenerek bu yıl da sürüyor. Sanayi sektörünün nabzını ölçen ve önümüzdeki haftalar ile aylarda büyümeye devam edip etmeyeceğini gösteren Satın Alma Endeksi Haziran’da 54.7’ye çıktı ve aralıkta başladığı yükseliş eğilimini sürdürdü. Bu oran aynı zamanda son 3.5 yılın en yüksek oranı. Ve sanayinin en güçlü dönemi demek. Ne bakımdan? Üretim, sipariş, satın alma, istihdam bakımından. Hatta yeni siparişler Şubat 2011 sonrasının en hızlı büyümesini yaşıyor.

- Çünkü vergisel teşvikler de söz konusu, tüketici güveni, sektörel güvenler ve reel sektör güveni yükseliyor. Yurtiçi ve yurtdışı talebin olduğu yerde şirketler fiyatlamalarını rahat yapar. Sadece şirketler değil, esnaf da, perakende ve toptan ticaretçi de, hatta taşımacı da.

Şu anda izlenen ekonomi politikaları da büyümeyi azamileştirici, dolayısıyla yurtiçi talebi artırıcı, ihracatı ve istihdamı destekleyen politikalar. Yılın ilk çeyreğinde yakalanan yüzde 5’lik büyümenin ardından ikinci çeyrek büyümesinin daha da yükselmesi beklenebilir.

FREN İÇ BORÇLANMA VE ENFLASYON İÇİN GEREKLİ

Son açıklanan veriler de yılın üçüncü çeyreğine güçlü başladığımızın işaretlerini veriyor. Bu tablo siyasetçisinden girişimcisine, tüketicisinden üreticisine kadar herkesin özlediği ve sürdürmek istediği tablo.

- Ancak büyümeyi sağlarken, tüketimi azamileştirirken bunun çok ciddi yan etkileri ortaya çıkıyor. Birisi enflasyon, diğeri ise bütçe açıkları. Bu açıkların elbette finanse edilme biçimi borçlanma. Hazine bu yılın ilk yarısında 2001 krizinden bu yana en yüksek iç borç çevirme oranına çıktı. Ödediği borcun yüzde 113’ü düzeyinde borçlandı. Bu da borcun yeniden artmaya başladığının göstergesi.

- Büyümede normal hıza çıkıldığına göre sırada enflasyon ve bütçe açıkları için, iç talebin frenine basma olmalı. Aksi taktirde yüksek enflasyona, bütçe açıklarını yükseltmeye, yüksek düzeyde iç ve dış borçlanmaya devam ederiz.

- Bunun kararını verecek olan da siyasi otorite. Bu karar normalde bir koşulda verilmez. Kısa zamanda seçim ihtimali varsa. Eğer büyümenin frenine basılmazsa bundan ya bu yılın sonuna doğru ya da gelecek yılın ilk aylarında seçime gidilmek istendiğini çıkarırım.

 

Yukarı