TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Fırtınalı iki ayın biri geride kaldı

 

Ardı ardına gelen negatif gelişmeler çakıştı ve Türkiye piyasaları dünyadan ayrışmaya başladı.

- ABD ile gerginlik yaşıyoruz.

- Almanya ile benzer durumdayız.

- Gelişmekte olan ülkelerde yaşanan yıl sonu kâr realizasyonu bizde daha şiddetli geçiyor.

- ABD’de FED’e başkan ataması, vergi indirim paketi, büyümenin yüksek çıkması ile faizler artıyor ve dolar yükseliyor.

- Avrupa Merkez Bankası da parasal genişlemeyi aylık bazda yarı yarıya azaltma kararı verdi. Küresel likidite yoluyla gelişmekte olan ekonomilere bir olumsuz etki de buradan gelecek.

- Türkiye’nin etrafındaki jeopolitik riskler yüksek seyrini koruyor.

- Yurtiçinde bütçe açığına paralel iç borçlanma arttığından paraya talep yükseldi. Yabancı satışları ve ABD faizlerinin artmasına yurtiçinde enflasyonun yüksek seyretmesi de eklenince faizler yükseliyor.

- Bu yıl için Türkiye’nin yüksek büyümesi, üçüncü çeyrekte çift haneli büyüme rakamlarına ulaşacak olması, şirket kârlarının buna paralel patlama göstermesi ise bu kadar olumsuzluğu nötralize etmeye yetmedi. Açıkçası şirket kârlarının patlaması Borsayı ilgilendirir ve son hafta Türkiye Borsasının negatif gelişmeler karşısında oldukça dirençli çıkmasında bunun belli bir payı var.

- Ancak büyük resme baktığımızda eşdeğer piyasalardan negatif ayrılmaktan kurtulamadık. Faizle başlarsak 2009 sonrasının en yükseğine ulaştık. 2 yıllık gösterge tahvil faizi yüzde 13’e dayandı. Bunda birden çok faktör etkili oldu. Net bazda yabancı satışlarının artması, programlanandan fazla borçlanmaya gidilmesi, ABD’de faizlerin yükselmesi, kurların artmasıyla enflasyonun yüksek seyretmesi, muhalefetin yerel seçimlerin öne alınmasına destek vereceğini açıklamasıyla seçimlere kapı aralanması hep faizlere baskı yapan gelişmeler.

- Nitekim yılın ikinci yarısında ve özellikle son dönemde yükseliş ivmelendi ve faizlerde yüzde 20’lik değişim meydana geldi. Son bir yıllık değişim ise yüzde 42 düzeyinde. Geçen yılın aynı tarihinde faiz yüzde 9.14 iken 27 Ekim 2017’de yüzde 12.98’e tırmandı.

- Doların büyük paralara karşı son 1.5 aylık değer artışı yüzde 4.3 oldu. Gelişmekte olan ülke paralarına karşı aynı dönemdeki artışı da yüzde 4.5’e vardı. Arada pek bir fark yok. Asıl fark ise TL ile. 11 Eylül’de 3.3835’e kadar düşen dolar cumayı 3.7875’ten kapattı. Bu da yüzde 11.9 artış demek. Ancak TL açısından bakarsak yüzde 10.6 kayıp var. Dolar karşısında diğer gelişmekte olan paralar yüzde 4.5, TL ise yüzde 10.6 değer kaybetti. Risklerin asıl fiyatlandığı yer galiba TL.

- Borsada benzer bir fiyat makası ve olumsuz ayrışma meydana geldi. MSCI Endeksi ile gelişmekte olan borsalar son bir yılda yüzde 22.6, yine aynı endeksle Türkiye borsası yüzde 9.7 prim yaptı. İkisi de dolar bazında ve Türkiye diğer ülkelerin yarısı düzeyinde. Son döneme bakarsak Borsa İstanbul eylül başından beri yüzde 12.6 değer yitirdi, diğer borsalar ise 16 Ekim sonrası düşmeye başladı ve yüzde 2 değer kaybetti.

- Piyasalardaki bozulmanın Türkiye’den kaynaklanan kısmı daha çok dış politik gelişmelere ve risklere bağlı. Çözümü kolay değil ama mümkün ve zaman alabilir.

- Bu sırada yıl sonu kâr realizasyonu için yapılabilecek pek bir şey yok. Piyasanın teknik işleyişi diyelim. Kasım ayının da geçmesi beklenmeli. Zaten bu eğilim eylül ayının ikinci yarısında başlamıştı, ekimde hızlandı, kasımla birlikte son bulabilir. Bu açıdan zor bir ayı geride bırakırken, zor bir aya daha giriyoruz ve arka arkaya iki fırtınalı ay yaşamaya adayız denilebilir.

- Fırtınalı havalarda yapılacaklar bellidir: Sığınmak. Önleyici tedbirler ise büyük ölçüde merkez bankası ve hükümetten gelir. Henüz sahaya çıkılmamış olması, çıkmayacağı anlamına gelmez. Çünkü merkez bankaları hep arkadan gelir. Bu açıdan fırtınalı dönemin oynaklığı da yüksek olabilir.

SONUÇ:  “Baktın kar havası, eve gel kör olası.”

Türk Atasözü

 

 

Yukarı