TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Önce miktarsal müdahale

 

Son iki ayda yüzde 12.7 yükselen döviz kuruna Merkez Bankası’ndan ilk müdahale geldi. Bu anlamda parasal otorite 2017’nin başında olduğu gibi müdahalede fazla gecikmedi ve sepet bazında kurun yüzde 28 gibi bir artış göstermesi beklemedi. Merkez Bankası’nın müdahalesi ile dolar 3.89’dan 3.85’e, Euro da 4.52’den 4.46’ya geriledi. Müdahalenin açıklanma etkisiyle birlikte döviz kurundaki sepet bazında gerileme yüzde 1.1’i buldu.

- Müdahalede cuma günü açıklanan ekim ayı enflasyonunun beklenenden yüksek çıkmasının ve yıllık olarak yüzde 11.90 düzeyine varmasının etkisi de olabilir. Çünkü yukarı yönlü bozulmada kur artışı da etkili. Enflasyonda hedef tam anlamıyla bir kat şaşmışken ve çift haneli rakamlara çıkmışken, kurların sıçramasına seyirci kalmak, yeni fiyat artışlarına kapıyı açık bırakmak ve enflasyonda kontrolü elden bırakmak anlamına gelecekti.

- Bu yılın başında zaten kurdan bir vurgun yiyen borçlu reel sektör şirketlerinin döviz artışlarına karşı hassasiyeti yüksekti ve bu kez erken alarma geçtiler.

- Merkez Bankası bu kez müdahalede aracı olarak faizi kullanmadı. Fiyat yerine parasal miktarı ayarlamayı tercih etti. Bunun için piyasaya daha fazla döviz likiditesi bırakan ve TL likiditesini de azaltan bir karar aldı. Şubat ayına kadar 5 milyar dolara varan vadesi dolacak kredi ödemeleri için TCMB 3.70’ten dolar ve 4.30’dan Euro satacak. Bir anlamda döviz kurunu bu düzeyden sabitlemiş oldu.

- Merkez Bankası bu uygulamayla üç aya yaklaşan bu süreçte 5 milyar dolarlık bir talebi döviz piyasasından çekti. Ödemeyi yapacakları piyasaya girip döviz satın almaktan veya kurun yukarı gitmesinden dolayı endişeye kapılıp tedarikini erken yapmak istemelerinden alıkoydu. Şüphesiz ki etkili olacak bir araç. Geçmişte de kullanıldı ve etkisi görüldü.

- Ayrıca böyle bir önlemin açıklanmış olması, borç ödeyecek şirketlerin kur artışından dolayı bilançolarına zarar vermesini de önlüyor. Tıpkı ocak ayında yine bir kısım şirketlere borçlarını 3.53 dolar kuru üzerinden ödeme imkânı tanınmasında olduğu gibi.

- Önlem geçici ve sınırlı bir sürede uygulandığı takdirde fazla sorun yok. Dövizin ateşini düşürücü etki yapar. TL’nin değerlenmesini ilk gün sağladı ve ilk saatlerde yüzde 1’e kadar bir değerlenme gördük. Ancak bu etki daha çok açıklanma etkisiydi, devamını getirmeye gücü yetmeyebilir. Şirketler arasında ayrımcılığa da yol açar. Burada önemli olan uygulamanın sürekli kılınmaması ve genişletilmemesi.

- Bu yola gidildiğinde şirketlerin kur riskini bir yerde Merkez Bankası üstlenmiş olur. Tıpkı faizde riskin yüzde 7’sine garanti verilmesinde olduğu gibi. Kaldı ki TCMB’nin döviz rezervi de düşük sayılır.

Dolayısıyla açılan yolun giderek büyütülmemesi ve sürekli kılınmaması için, döviz kurundaki yükselişin bir an önce durulması, normalleşmesi ve gelişmekte olan diğer ülke paralarıyla paralel bir seyrin sağlanması lazım.

YETMEZSE FİYAT YOLUYLA MÜDAHALE

Döviz kurunu kalıcı ve doğal yollarla rayına sokmanın yolu, raydan çıkma nedenini ortadan kaldırmakla mümkün. Bu da Türkiye’nin ABD ile gerginleşen ilişkilerinin yaydığı korkudan kaynaklanıyor. Bu etkiye kısmen Almanya ile olan ilişkiler de dahil. Dolayısıyla bu iki ülkeyle ilişkiler normalleştikçe kurun üzerindeki etkisi de azalır. Bu açıdan Başbakan Binali Yıldırım’ın bugün başlayacak ABD ziyareti çok kritik bir öneme sahip. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da 13 Kasım’da Rusya’yı ziyaretinin ABD ile ilişkisini, ilişkiyi düzeltmede etkisi olup olmayacağını bilemem. Ama bölgesel olarak da zaten önemli bir ziyaret. Tansiyonu yüksek bir kasım ayı yaşıyoruz. Gelişmekte olan piyasalarda kısmen kâr realizasyonlarına gidilmesi de Türkiye’nin bu dönemdeki işini zorlaştırıyor. Böyle bir konjonktürde Merkez Bankası elindeki aletleri sırasıyla kullanmaya başlayabilir de. En önemlisi elbette faiz silahı. En zor zamanlarda bile işe yaradığını gördük.

SONUÇ:

“Acı acıyı keser, su sancıyı.”

Türk Atasözü

 

 

Yukarı