TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Ne kadar sermaye girişi o kadar enflasyon düşüşü

 

Gıda fiyatları ekimde yüzde 1.79 artıştan sonra kasımda da yüzde 2.11 yükseldi. Üst üste iki aylık artışın temelinde döviz kurlarındaki yükselme var. Gıda dediğin enflasyon sepetinin beşte birinden fazla ve en büyük paya sahip. Kasımdaki yüzde 1.49’luk enflasyonun 0.45 katkısı buradan geldi. Dışarıda petrol, içeride kur arttı ve ulaştırma fiyatları da aylık yüzde 2.01 yükseldi. Ulaştırmadan gelen katkı da enflasyonu yüze 0.32 yukarı taşıdı. Gıda ile ulaştırma bir arada aylık fiyat artışının yarısını yapıyor.

- Kur artışlarının son dönemde en hızlı yansıdığı alan tarımsal ürünler oluyor. Çünkü tarımsal üretimin ortalama yüzde 60’ı ithal girdilere bağımlı. Ya mazot, ya gübre ya da tohum ve ilaçta ithalat gereği yüksek. Bu yıl gıda fiyatları son iki aya kadar düşük seyrediyordu ama kur artışı ile yükselişe geçti. Kurlar sepet bazında eylülde yüzde 2.1, ekimde yüzde 5.5, kasımda yüzde 5.3 arttı.

- Tarım sektörünün eski yapısı yok. Geleneksel yöntemlerle ucuz emeğe, yerli doğal gübreye, daha çok yerli girdiye, yerli tohuma dayalı üretimin alanı artık çok kısıtlı. Yerini makineleşmiş ve çoğu yerde modernleşmiş çiftliklere, yeterli suni gübrenin ve bir kerelik kullanımlık tohumlarla yapılan üretime ve bütün bu sistemi özel bankaların normal piyasa koşullarında yaptığı finansmana bıraktı.

- Üreticilerin hesap kitap işini artık bankacılar yapıyor. Bu anlamda ürününü ucuza satacak köylü pek kalmadı. Ne kadar kur artışı o kadar gıda ürünlerine zam belli bir süreden beri yürürlükte. Zaten üreticiler malını ucuza satsa bile perakendeciler üzerine fazlasıyla zammı yapıştırıyor. Bitişikte yer alan tablo da kur artışı ile enflasyonun arasındaki ilişkiyi gösteriyor. Son 5 yılda kur artışı hızlanırken enflasyon da hızlandı.

- Talep olduğu sürece gıda fiyatlarında ucuzluk zor. Çünkü bir dönem kurlar artıp fiyat artışlarına yol açarken, kurun düştüğü dönemlerde ya kuraklık devreye giriyor ya da ağır kış koşulları ve doğal afetler.

- Bir de petrol fiyatlarının artmasından kaynaklanan sorunumuz var. Petrol fiyatlarındaki artış da fiyat artışlarını daha ivmelendirdi.

- Kurdan geçişkenliğin özellikle gıda fiyatlarında hızlı olması kasım ayında enflasyonun beklenenden yüksek çıkmasına yol açtı. Ekim ayına kadar yaşadığımız talep kaynaklı bir enflasyon idiyse şimdi kur nedeniyle maliyet kaynaklı bir enflasyonla karşı karşıyayız. Kasımın yüksek rakamları ile de artık yılı tek haneli rakamlarda tamamlamak mucizelere kaldı. Aralık ayında öyle bir şey olacak ki, fiyatlar yüzde 1.1 gerilesin ve yılı yüzde 9.9’luk enflasyonla kapatalım.

- Normal koşullarda bunun imkânı yok. Üretici fiyatları tüketici fiyatlarının yaklaşık yüzde 50 üzerinde seyrediyor. Henüz buradan yansımamış bir enflasyon söz konusu. Perakende fiyat düşüşlerinin olması yansıtma için iyi bir fırsattır. Bu nedenle fiyatlar aşağı gelse bile yeniden yükselir.

- Bir zorluk da para politikasında. Merkez Bankası’nın para politikası yoluyla yönlendirebildiği ve hâkim olabildiği çekirdek enflasyon son 15 yılın en yüksek düzeyinde, tüketici enflasyonu ile başa baş gidiyor. Ya para politikası yeterince sıkı değil ya da izlenen genişlemeci maliye politikaları para politikasını ezip geçiyor, sistem nette yüksek enflasyon üretir duruma geliyor.

- Yine de kurlardaki artış durulursa gelecek yılın ocaknisan dönemini kapsayan 4 ayda enflasyonun yüzde 10’un altına inmesi söz konusu olabilir. Tamamen baz etkisinden kaynaklı dört aylık fırsat penceresi var. Tek hane aralıkta olmasa ocakta olur. Ancak sorun bu da değil. Enflasyonu 4 aylığına baz etkisiyle tek haneye düşürmenin fazla bir getirisi olmayabilir.

- Önemli olan fiyat istikrarını düşük tek haneli rakamlarda sağlamak. Bunun için de öncelikle TL’nin değeri veya kurun istikrarına ihtiyaç var. Son 5 yılda TL yüzde 51.6 değer kaybetti. Bunun enflasyon yaratmaması mümkün değildi. 10 yıllık değer kaybı da yüzde 65.3. Aynı dönemin enflasyonu ise yüzde 123. Tam olarak birbirine denk geliyor. En başta istikrar burada lazım.

- TL’nin değeri de en başta Türkiye’ye yönelik sermaye girişlerinin istikrarına bağlı. Sermaye hareketlerinin serbest olduğu ve dalgalı kur rejiminin uygulandığı serbest piyasa ekonomisinde dövizin fiyatını ise daha çok sermaye hareketleri belirliyor. Bu durumda bizim enflasyonumuz sermaye girişlerine bağlı oluyor.

SONUÇ:

“Paralı olmak korku, parasız olmak üzüntü doğurur.”

İngiliz Atasözü

 

Yukarı