TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Ekmekteki hataya AVM’de de düştük

 

Perakende sektörünün önde gelenlerinden Abdullah Kiğılı inovasyon forumunda konuşurken perakende sektörünün durumunu şu çarpıcı sözlerle dile getirdi:

“Sektörün geleceği tehlikede. Bu inovasyonla, bilmem ne ile olmuyor. Türkiye’nin bugünkü durumu itibarıyla bu sektör 6 ay sonrasını göremiyor. Nasıl yapacağız... İnovasyon aşağı, inovasyon yukarı diyorsunuz. Mecidiyeköy, Maslak, Levent üçgeninde 10 tane AVM var. Son yıllarda çok sayıda AVM açıldı. Hangi inovasyondan bahsediyoruz. Önce kendimizi terbiye etmemiz lazım. Sistem çökmek üzere. Türkiye’de gidecek yer kalmadı. AVM bitti, yapacaksanız açık AVM, cadde AVM’ciliği yapacaksınız. Yıllık cironun yüzde 58’i iki büyük şehirden geliyor. Geri kalan 79 ile bu cironun yüzde 42’si düşüyor. İstanbul yüzde 36 ciroya sahip, yüzde 22 de Ankara. Hâlâ AVM yapılıyor el insaf ya, ülkenin parasına yazık. Bizim gibi markaların tek bir çıkış yolu var, kısa sürede yurtdışına açılmak.”

- AVM’ler kentlerin en kalabalık ve gözde yerlerinde kuruldu. Bu anlamda arsa maliyetleri ve işletme giderleri yüksek, kiraları da. Dolayısıyla yüksek kiraları ödeyen perakendeciler doğal olarak bundan şikâyetçi. Maliyetleri artırıyor.

- Aynı durum meyve ve sebzede de söz konusu. Alışverişin otopark ve diğer avantajlarından dolayı AVM’lerde yoğunlaşması, gıda maddelerinin de AVM’lerin içine taşınması, bu gruptaki fiyat artışlarını hızlandırdı. Son yıllarda hep şikâyet edilen yüksek gıda fiyatlarının arka planında yatan en önemli unsur bu. Durum, Merkez Bankası’nın raporlarıyla da tespit edildi.

- Ancak Abdullah Kiğılı’nın asıl vurgusu AVM açılması yönünden Türkiye’de denizin bittiğidir. Kendilerini hemen her şehirde 100’lerce mağaza işletmesiyle Ziraat Bankası’na benzetiyor. Çıkış yolu da söylediği gibi, yurtdışına açılmadır. -Bu konuda perakende sektörü önemli bir yol da aldı. Yurtdışı mağaza sayısı 3 bini geçti. Dışa açılmayla giyim eşyası, ayakkabı, çanta, deri giyim Türkiye’de üretilecek ve yurtdışı mağazalarda tüketiciye ulaştırılacak. Perakende noktalarını elinde tutanlar var olmaya devam edecek, diğerleri ise ya yurtiçinde kalacak ya da yurtdışına fason üretime devam edecek. Olmazsa da konsolide olacaklar.

- Sektörün ilerleyişi bu yönde ve geleceğini ancak böyle kurtaracak. Ama bu arada 2018’i de aşması ve ayakta kalması gerekiyor. İç tüketim açısından 2018 zor geçmeye adaydır. Çünkü 2017’de vergi indirimleri ile tüketimin gazına basıldı. Son Tüketici Güven Endeksi de 65 düzeyi ile küresel kriz ortamının bir tık üzerine kadar indi. Yani tüketim önemli ölçüde karşılandı.

- Ayrıca faiz oranları da yükseldi. Tüketici kredisi faizleri yüzde 20’ye dayandı. Yüzde 20 faizle kredi kullanıp tüketim yapacak birisinin kazanç artışının bunun da üzerinde olması gerekir. Tüketimin önündeki zorluklar ortada.

*************

AŞIRI YATIRIMLAR DA ZARARLI SONUÇ DOĞURUR 

- Böyle bir ortamda AVM’lerdeki perakendeciler sorunu büyümeye adaydır. Sadece talepteki durgunluk veya geri çekilme değil, ondan daha fazla arz yönündeki artış en büyük sorundur. AVM’ler alan olarak her yıl yüzde 10 artıyor. İçerideki oyunculara düşen pasta buna paralel giderek daralıyor. Bizim ticari hayatta kurduğumuz yapı ve ticaretteki tecrübesizliğimiz böyle hataları sık sık tekrarlamaya müsait. Bu kadar arz bolluğuna, bu kadar AVM’ye gerek var mıydı, bunun hesabını kitabını geçmişte de, bugün de yapmadık.

- Bakın, toplum olarak en çok tükettiğimiz gıda maddesi ekmek. Dünyanın en çok ekmek tüketen ülkelerinden biriyiz, hatta en başındayız. Ama tükettiğimiz ekmek hem pahalıdır, hem de kalitesi düşüktür. Nedeni de fırın sayısının aşırı biçimde fazla oluşudur.

- Bu fazlalık içinde insan rekabet bekler, bunun sonucunun da fiyat ve kalitede görülmesi gerekir. Ama tersi oluyor. Rekabet Kurulu’ndan bugüne kadar en çok soruşturmaya uğrayan ve ceza alan sektörlerden biri fırıncılıktır. Kartel oluşturup fiyatı belirledikleri ya da fiyat düşüşlerine izin vermedikleri için.

- Maliyetlerin yükselmesindeki en büyük faktör de fırınların düşük kapasite ile çalışmasıdır. Fırınlar küçüktür, buna karşılık düşük kapasiteyle çalıştıkları için de maliyetleri yüksektir. Bu nedenle Türkiye ekmeği ucuz yiyemez ya da kaliteli yiyemez.

- Aşırı ve yanlış yatırımların yol açtığı sonuç tüm çıplaklığı ile fırıncılıkta ve ekmekte ortadadır. Aynı durum başka sektörlerde de var. Buna rağmen aynı hataya defalarca neden düştüğümüzün yanıtı ise pazarı ele geçirmek ve köşe başlarını tutmak isteğinde yatmaktadır. Devlet tarafında eksik olan ise düzenleyici, gözetleyici ve denetleyici bir kurumun olmayışıdır.

SONUÇ:

“İyi bir oyun için oyuncular yetmez, iyi kurallar da gerekir.”

İngiliz Atasözü

Yukarı