TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Dolara ikinci fren

 

ABD Başkanı Donald Trump’ın değersiz dolar amaçlı FED üzerinde baskı kuracağı kesin. Bir güç savaşı olacağı ve bunun dolara yansıyacağı açık. Küresel piyasalarda kâr realizasyonu kaynaklı yeni hareket yaşanmazsa, doların çıkışı dengelenebilir 

Bu yılki ekonomik performansı olduğu kadar finansal piyasalarda para kazanıp kazanılamayacağını ve varlık fiyatlarının düzeyini önemli ölçüde küresel sermaye akımları belirleyecek.

Küresel sermaye akışını azaltacak veya çoğaltacak gelişmelerden biri ise ABD’de enflasyonun düzeyi olacak.

- Eğer enflasyonun yüzde 2 hedefinin altında kalacaksa FED faiz artırmada elini ağırdan alacak, doların değerlenmesi zorlaşacak ve buna bağlı küresel risk alma iştahı devam edecek. Sermaye hareketlerinin canlılığından Türkiye de payını alacak. Bu durumda yılın finansman ihtiyacı olan 200 milyar doları aşkın dış kaynağı bulmak kolaylaşacak ve maliyeti de az artacak.

- Ancak enflasyonun yüzde 2’yi bulacağı anlaşılırsa FED para politikasında şahinleşir. Normalleştirme adımlarını hızlandırır. Faizi artan ve miktarı azalan dolar da değerlenir.

- Doların değerlenmesi, ABD faizlerinin yükselmesi ve şirketlerin yurtdışındaki varlıklarını yurda getirmeleri, küresel likiditeyi Amerika’ya doğru yöneltir. Doların değerlenmesi ile sermaye akışının birbirini beslediği bir süreç başlar. Bu durumda küresel risk iştahı kesilir, Türkiye’nin dış kaynak temini daha maliyetli hale gelir. Piyasaların oynaklığı artar.

- Fakat bu döngüyü bozacak başka bir gelişme ise diğer merkez bankalarının parasal sıkılaştırma yapması ve faiz artırması olur. O zaman sermayenin ABD’ye dönmesi de, doların değerlenmesi de, ABD faizlerinin artması da dengelenebilir.

- Tıpkı geçen hafta olduğu gibi. ABD’de açıklanan çekirdek tüketici enflasyonu yüzde 0.3 ile yüzde 0.2 olan beklentiyi aştı. Yıllık bazda çekirdek enflasyon yüzde 1.7’den 1.8’e çıktı. Faizler de yükselerek 10 yıllıklar yüzde 2.55’i, 2 yıllıklar yüzde 2’yi gördü. FED’in faiz artışına duyarlı 2 yıllık tahvilleri 2008 sonrası ilk kez yüzde 2 düzeyine çıktı. FED’in önümüzdeki mart ayı toplantısında faiz artışına gitme ihtimali güçlendi. Normalde bu durum doların değerlenmesini gerektirir. Ama olmadı. Dolar Endeksi 90.62’ye inerek son 3 yılın dibini gördü ve bir haftada yüzde 1.1, 2018’de yüzde 1.5 değer yitirdi.

- Doların değer kaybına iki neden gösterilebilir. Biri Japonya merkez bankası BOJ’un FED’den rol çalmasıydı. Parasal sıkılaştırmada beklenmedik bir adım atan Japonya’nın parası dolara karşı değerlendi, faiz oranları da arttı. Gelişmiş ülkeler arasında yıllardır en düşük faizi verdiğinden carry trade parası haline gelen Japon Yeni’ndeki bu beklenmedik adım piyasaları etkiledi. Önümüzdeki dönemde yaşanacakların da öncü işareti oldu.

- Avrupa Merkez Bankası ECB’nin ise yayımlanan tutanaklarında “ileriye dönük yönlendirmesi hakkındaki ifadelerini bu yılın başlarında tekrar değerlendirebileceği” ifadesi yer aldı. Bu da son 3 yılda 2.55 trilyon Euro’ya varan tahvil alım programını azaltmaya hazırlandığının işareti. Almanya’da büyük koalisyonun yeniden kurulmasında varılan anlaşma da Euro’ya destek verdi. Euro dolara karşı 1.2204’e ulaşarak son üç yılın en yükseğine çıktı.

GÜÇSÜZ DOLAR RİSK İŞTAHI VE TÜRKİYE’YE PARA DEMEK 

- Son haftada yaşananlar gösterdi ki, ABD’de enflasyon artsa, faizler yükselse de bu otomatik olarak doları değerlendirmeyecek ve küresel para musluğunu aynı şekilde kesmeyecek. ABD karşısında diğer gelişmiş ekonomilerin ve merkez bankalarının atacağı adımlar da belirleyici olacak. BOJ adımını attı bile. ECB hazırlığını yapıyor ve bunun etkisi şimdiden görülmeye başlandı, Euro değerleniyor.

- Kaldı ki, ABD’de Başkan Trump’ın tutumu da dolar üzerinde belirleyici oluyor. Geçen yılın başında dolar hızla değerlenirken ve Trump daha koltuğa oturmamışken, Twitter’dan “değerli dolar istemem” diye duyurdu. Dolar Endeksi de ulaştığı 103.82 düzeyinden düşüşe geçti ve geçen yılı yüzde 9.8 kayıpla bitirdi.

- Bu yıl da Trump dolar üzerinde hâkim rolünü sürdürebilir. Kasım ayında ara seçimlere kadar faizlerin mümkün olduğunca az artması işine gelir. FED’in yeni başkanını atadı, başkan yardımcısını da atayacak. Kurum içinde üçüncü güçlü koltuk olan FED New York’a da bu yıl başkan atayacak. Böylece FED’in ilk üç tepe yöneticisini değiştirecek. Yönetim tarzı belli olan Trump’ın FED üzerinde baskı kuracağı kesin. Bunda başarılı olur mu, olamaz mı bunu göreceğiz. Bir güç savaşı yaşanacağı, bunun da dolara yansıyacağı açık.

- Sonuçta net bir galibiyet çıkarmasa da Trump’ın baskısının FED’in adımlarını frenleyici bir etki yapacağı söylenebilir. Diğer büyük merkez bankalarının hamleleri de devreye girecek. Eğer küresel piyasalarda kâr realizasyonu kaynaklı yeni bir fırtına kopmazsa, doların çıkışı dengelenebilir ve kurlar arasında büyük değişiklikler olmayabilir.

- Küresel risk iştahının korunması, gelişmekte olan ülkelere sermaye akışının devam etmesi, para musluğunun otomatik bir şekilde kesilmemesi de net bir şekilde Türkiye lehine gelişmeler.

SICAK PARA ARTIYOR, DOĞRUDAN YATIRIMLAR AZALIYOR

Kasım ayı ödemeler dengesi yılı en az 45 milyar dolarlık cari açıkla kapatacağımızı ve bunun GSYH’ya oranının yüzde 5.3’e çıkacağını gösteriyor. Yüzde 4.6 olarak öngörülen rakamdan önemli bir sapma söz konusu olacak.

Burada milli geliri, programda olduğu gibi 847 milyar dolar aldık. Her ne kadar büyüme tahmin edilenden daha yüksek gelecekse de, dolar kuru da öngörülenden yüksek çıktı ve birbirini karşılayabilir.

- Dolayısıyla cari açığın GSMH’nın yüzde 3.8’ine kadar inmişken yeniden yüzde 5’in üzerine çıkması, göze batacak gelişmelerden biri.

- Cari açığın büyümesi yanında finansmanında bozulma da devam ediyor. Doğrudan yatırım yoluyla gelen sermaye azalırken kısa vadeli portföy yatırımları yani sıcak parayla finansman artıyor. Bitişikte de yer alan verilerden izlenebileceği gibi, geçen yılın 11 ayında Türkiye’ye 23.3 milyar dolar sıcak para gelirken doğrudan yatırım tutarı 7.4 milyar dolarla bunun üçte biri düzeyinde gerçekleşti.

- 2016 yılının 11 ayında ise 8.3 milyar dolarlık sıcak paraya karşılık 8.1 milyar dolarlık doğrudan yatırım gelmişti. Yani yarı yarıya bir denge söz konusuydu. Küresel sermaye akımlarının güçlü olmasıyla sıcak para gelmiş ama yatırım yapılabilir ülke notunu kaybettiğimiz ya da yatırım ortamını düzeltemediğimiz için de doğrudan yatırımlar gerilemiş.

- Sevindirici taraf ise turizm gelirlerinin 3.8 milyar dolar artmasında.

SONUÇ:

“Çiçeğin dikeni var diye üzüleceğimize, dikenin çiçeği var diye sevinelim.”

Goethe

 

Yukarı