TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Plaka rantının esir aldığı sektör

 

Türkiye içindeki ticari savaş taksicilerle uluslararası bir zincir olan UBER’ciler arasında yaşanıyor. Olay tartışmanın ötesine geçti, zorbalığa ve araç kurşunlamaya kadar gitti. Bu kez şiddete maruz kalanlar yabancı el diye tanımlanan UBER’cilerdi. Bir dönem taksiciler de günlük ciroları için soyguncular tarafından kaçırılır ve öldürülenler de olurdu.

- UBER bir dijital platform ve hiç taksisi yok. Araçlar kişilere ait. Her şey kayıtlı ve işin vergisi de ödeniyor. UBER taksicilere verdiği hizmetten yüzde 20 kesinti yapıyor. Türkiye’de yerleşik değil ve bu yüzde 20 komisyon gelirinin vergisini burada ödemiyor.

- Taksicilik ise daha çok kiralama yoluyla çalışıyor. Taksinin veya plakanın sahibi başka, kiralayıp kullanan başka. Bugün itibarıyla İstanbul’daki bir taksi plakası 1 milyon 680 bin liradan işlem görüyor. Oldukça güçlü bir piyasası var Oto Center’da. Plaka sahibi ayda 7.500 lira kira alıyor. Aracı ise iki şoför kullanıyor. Akaryakıt, araç bakım, sigorta, sürücü sigortasının aylık tutarı yaklaşık 3.500 lira ediyor. İki sürücü de aylık 7.500 lirayı paylaşıyor. İki sürücü kendi kazançları kadar bir kazancı plaka sahibine ödüyor.

- İyi konuşlanmış duraklara kayıtlı taksicilerin kazancı da, çalışma düzenleri de iyi. Ama bu paranın çıkarılması için kısa mesafeye yolcu almama, gidilecek yönü seçme, müşteri seçme, kavşaklarda turist bekleme, turisti gereksiz yere dolaştırma, müşteriye karşı kendini acındırma ve ekstra para koparma ile dolandırma gibi çabalara başvuranlar da var. Doğal olarak müşteri para veriyor ama alınan hizmetten hiç memnun değil. Buna kendim de dahil.

- Taksi şoförü de hiç memnun değil. Bütün risk ve yük sırtında, önce plakanın payını, sonra akaryakıt ve araç giderini çıkaracak ki, kendi kazancına sıra gelsin. Yıllarca süren bu kazanç baskısı altında trafikte araç kullanmayı da dikkatsizce yapmaya başladılar. Müşteriye karşı, trafikte diğer araçlara karşı saygısız davrananların sayısı gittikçe çoğaldı.

- Taksi plakası sahiplerini dinlerseniz onlar da kendilerine göre haklı. 1 milyon 680 bin lira ödedikten sonra bunun bir geri dönüşünün olması lazım. Bir taksi plakası aylık 7.500 lira üzerinden 224 ayda kendini amorti ediyor. Bu da 18.6 yıl demek. Aynı parayı konuta yatırsa İstanbul’da yaklaşık 25-30 yılda çıkaracak. Taksi plakasında süre yaklaşık 10 yıl daha kısa. Bu nedenledir ki zaman zaman taksi plakalarının değer artışı, altınla, emlakla, dolarla karşılaştırılır. En yüksek hangisi kazandırıyorsa onunla karşılaştırılır. Yeni plakalar ihale edilmediğinden, talep de nüfusa bağlı olarak yükseldiğinden plaka fiyatları yükseldikçe yükselir.

*********** 

SİSTEME YENİ DÜZEN GEREKLİ

- Taksicilikte vergi boyutu sadece taksicinin sırtında. Götürü usulde vergisini ödüyor. Ama plaka sahibi, bu plakayı kiralamaktan dolayı taksicinin ve müşterilerin sırtından elde ettiği gelirden bir vergi ödemiyor mu bilmiyoruz. Plakasının değeri arttığı için vergi ödüyor mu, hayır. Bu nedenledir ki en yüksek kazanç taksi plakalarında ve en büyük rant da burada yaşanıyor ama ortada vergi vereni pek göremiyoruz.

- Rantı yaratan asıl faktör hızlı artan talebe karşı arzın artmaması. İstanbul’da son büyük plaka ihalesi 1992 yılında yapıldı. Plaka sayısı aradan çeyrek asır geçmesine karşılık hâlâ 17.395’te sabit tutuluyor. Halbuki İstanbul’un nüfusu 8 milyondan 16 milyona çıktı. Gelen turist sayısı 2.2 milyondu, şimdi 10 milyonun üzerine yükseldi. Ancak ne hikmetse taksi plaka sayısı aynı tutuldu, hiç artırılmadı. Taksi başına 460 kişi düşerken bugün 920 kişi düşüyor.

- Üstelik 10 milyon turisti de ekstra. Artan kişi başına gelire paralel taksi kullanımına talebin yükselmesi de cabası.

- Mevcut yapıyla insanların taksi ihtiyacının karşılanması mümkün değil. Sayı mutlaka iki üç kat artırılmalı. Taksi plakasında ranta son verilmeli. Aracı kim kullanıyorsa plaka da onun olmalı. Taksi ihaleleri de yıldan yıla, nüfusa oranla artırılmalı. Bunu hükümet bir düzenlemeyle pekâlâ yapabilir. Yapılacak bir başka iş de, Uber’in Türkiye’den elde ettiği kazancın yine burada vergilendirilmesini sağlamak.

- Aksi ise değişen ve gelişen hayata uyum göstermeyi piyasanın insafına bırakmak olur ki, bu da çok sert, acımasız, yıkıcı şekilde gerçekleşir, maliyeti daha yüksek olur. Dünyadaki eğilimlerin tersine hareket etmek de, sadece rantçılara çalışan bir sistemi uzun süre ayakta tutmak da mümkün değil. Toplum yararına da, ekonomi yararına da değil.

 

SONUÇ:

“Yeni bir durum yeni bir mimari gerektirir.”

Jean Nouvel

 

ÖNE ÇIKAN HABERLER
Yukarı