TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Faiz çıkışına üç neden

Piyasaların tansiyonu yüksek. Üstelik yeni para politikasında mola verme kararına rağmen. Sanki kur artışı ile faiz artışı birbirini tetikledi. Ancak Merkez Bankası da kura müdahale etmedi, 40 milyon dolarlık düzenli alımlarını sürdürdü. Demek ki, kurun çıktığı düzeyden rahatsız değil. Olsaydı alımlarını durdururdu. Bankanın böyle bir kararı kurun seyri açısından belirleyici. Çıkışın sürmesi halinde muhtemelen böyle bir karar gelecek. Çünkü yabancı girişi ufukta gözükmüyor. Yerli satışları da olmazsa döviz alımlarını durdurmaktan başka çare kalmayacak. Aksi takdirde kurun daha da yükselmesi enflasyon kanalıyla beklentileri bozacak ve faizlerin yükselişini sürdürecek.

NİYE ARTIYOR?:
Kurda yükseliş istenen bir gelişmeydi. Ancak Hazine faizlerinde çıkışın, para politikası değişikliği kararını alanlarca istendiğini söylemek zor. Faiz artışının üç nedeni var.
*Önemli bir nedeni izlenmekte olan yeni para politikası. Faiz indirirken ve munzam karşılıklar artırılırken varsayım netti. Gelişmiş ülkelerin parasal genişlemesi sonucunda Türkiye’ye de önemli bir sermaye akacak, piyasalarda balon yaratacak ve finansal istikrarsızlıklara yol açacaktı. Şimdi dönüp geriye baktığımızda yeni para politikası kararları yürürlükte, ancak güçlü bir sermaye akımı yok. Hatta alınan önlemlerle kısa vadeli sermaye artık Türkiye’den uzak duruyor. Bunda aralık ayından beri gelişen piyasalardan çıkıp gelişmiş piyasalara geri dönüşün de önemli payı var. Yabancıların Türkiye’ye ilgisini yansıtan eurobond fiyatları da düşüyor. 2030 vadeli gösterge eurobond 184 bin dolardan 162 bine geriledi. Sonuçta ne olursa olsun kararın varsayımı gerçekleşmemiş.
*İkinci varsayım da, enflasyonun düşeceğiydi. Enflasyon ilk çeyrekte düşecek ama ikinci çeyrekte yükselecek. Peki üçüncü çeyrekte ne olacak? Yükselme ihtimali yine çok yüksek. Çünkü seçim geride kalacak. Ertelenen zamlar yapılacak. Böylece iki çeyrek üst üste enflasyon yükselecek. Merkez Bankası 2011 için enflasyon tahminini gıda, petrol ve ithalat fiyatlarında artıştan dolayı yarım puan yükseltti. Buna geciktirilmiş kamu zamlarını eklemek gerekiyor. Enflasyon iki çeyrek üst üste yükselecekse o zaman faizler nasıl düşecek?
*Alınan önlemlerin net etkisinin parasal sıkılaştırma olacağı artık kesinleşti. Bankacılığa getirilen yükün taraflar arasında paylaştırılması gerekiyor. Bankalar yükün bir bölümünü almak zorunda. Kârlar düşecek. Banka hisselerinde dörtte bire varan değer kayıpları bunu yansıtıyor. Rekabetten dolayı henüz kredi faizlerinde anlamlı bir artış olmadı ama zaman içinde olacak gibi. Yükü paylaşacak bir kesim de Hazine. Bankalar enflasyonda artış ihtimalinden dolayı mevcut Hazine kâğıdı portföylerinde ayarlamaya gidiyor. Düşük faizli kâğıtları satıyorlar. Önümüzdeki dönemde enflasyona bağlı ve belki de dünyayla paralel Merkez Bankası’nın da faiz artırmasıyla Hazine faizlerinde meydana gelebilecek bir yükselmeye şimdiden hazırlık yapıyorlar. Bono piyasasındaki stres de buradan kaynaklanıyor.

Çıkış nereye kadar?
Faiz oranlarında başlayan yükselişin boyutu nereye kadar gider? Ekonominin temellerinde bir bozulma yok. Hazine’nin finansmanında da. Enflasyonda sınırlı bir yükseliş, kısa vadeli sermayede sınırlı bir hız kesmeye karşılık faiz oranlarında da sınırlı bir yükseliş olabilir. Gerçi faizin düzeyi döviz kurunun seviyesiyle de çok yakından ilişkili. Kurun enflasyon yoluyla faizi etkileyeceği bilindiğinden, finansal piyasalarda bunun kararı erkenden veriliyor. Kur ne kadar yukarı giderse faiz de o kadar gider. Ama bunu Merkez Bankası da bildiği için, eğer kuru yerlilerin döviz satışı dengelemezse veya dengelemeyeceğine inanılırsa, döviz alımlarını her an durdurabilir. Bu açıdan Hazine faizlerinin çift haneli rakamları yani yüzde 10’u görmesi zor. Ancak enflasyon beklentilerinde benzer bir yükselişin olması halinde mümkün. Bu da bu yıl için beklentiler dahilinde değil. Bu açıdan endişe edilecek bir durum da söz konusu değil. Hazine faizleri kısa vadede yükselebileceği düzeylere muhtemelen vardı. Beklentim yükselişin mola alması ve soluklanması yönünde. Ardından yeniden artmaya başlasa bile, oranların çift hanelere varmasını bu yıl için beklemiyorum.

MEVDUAT NE OLUR:
Alınan kararların yükünün paylaşılacağı bir kesim de mevduat sahipleri. Ancak orada marj kalmamış durumda. Bunu yukarıda yer alan tablodaki faizlerin seyrinden görmek de mümkün. 2010 yılında mevduat faizleri yüzde 7-8 arasında dalgalanıp durmuş. Düşüşün dibine gelinmiş sanki. Düşüş ise daha önceki yıllarda olmuş. Ocak sonu itibarıyla yüzde 7.05 ile tüm zamanların en düşük düzeyine inilmiş. Yıl sonu için tahmin edilen enflasyon yüzde 5.9. Mevduat faizinin yüzde 15’lik stopajı kesildikten sonra geriye kalan net getirisi yüzde 6. Yani ortada şimdiden reel bir getiri kalmamış. Enflasyonun birkaç ay sonra yeniden yükselebileceği bir süreçte mevduat sahiplerinin faiz indirimini kabullenmesini beklemek bir hayli zor. Bu açıdan yüzde 7.05 faiz, mevduatta uzun süre taban düzeyi olarak kalabilir. Olsa olsa mevduat faizi yükselir diyeceğim ama maliyetlerini artıracağından dolayı buna da bankalar yanaşmayacak. En muhtemel senaryo, belirli bir süre için mevduat faizlerinin yatay dalgalı bir seyir izlemesi gibi görünüyor.

SONUÇ: “Düşmeden yükselme doğar.” Victor Hugo

Yukarı