TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Negatif etki hemen, pozitif etki yarına

Dışarıdan bol para girecek, balon yaratacak, cari açığı daha büyütecek diye para politikasında kasım ayında ciddi bir değişikliğe gidildi. Çok kısa vadeli sermaye ülkeden kaçırtıldı. Ancak bu sırada küresel risk alma iştahı azalıp öngörülen parasal giriş de gerçekleşmeyince piyasaların tansiyonu yeniden yükseldi. Döviz kurları 2.5 ayda sepet bazında yüzde 12.7 arttı. Faiz oranları ocak ayı içinde 1.5 puandan fazla yükseldi. Borsanın kaybı yüzde 22’yi buldu. Bu performansıyla Türkiye dünyadan negatif yönde ayrışan piyasaların başında yer aldı. Ekonomisinde herhangi bir kötüleşme meydana gelmeden bunlar gerçekleşti.
Sadece döviz kurunun yüzde 10’un üzerinde kalıcı bir şekilde artması halinde bile, en muhafazakâr hesaplamalarla bunun enflasyona yansıması 1 puanı bulabilir. Yüzde 5.9 tahmin edilen 2011 enflasyonu yüzde 6.9’a çıkar. Kurlardaki bu ani yükselişin enflasyona, oradan da faizlere yansıması gibi zincirleme bir etkiyle karşı karşıya kalabiliriz. Ancak alınan önlemlerin finansal piyasalara ve enflasyona yapacağı negatif etkisi yanında dış ticarette pozitif sonuçlar doğurması beklenir. Çünkü kur yükseldi, ithalat daha pahalı hale geldi ve cazibesi azaldı, ihracatın çekiciliği arttı. Bunun da önümüzdeki aylarda dış ticaret rakamlarına yansıması beklenebilir. Dolayısıyla alınan önlemlerin bugün itibarıyla negatif yüzüyle karşılaşırken birkaç ay sonra pozitif yüzüyle tanışabiliriz.

Açığı düşürmeye nereden başlamalı?
Dış açık ekonominin en önemli riski. Piyasalarımızda yangını çıkartan olay diye de bakabiliriz.
2010 yılına ait veriler, dış açıkta en kritik dönemi yaşamakta olduğumuzu düşündürüyor. Eğer alınan önlemler birkaç ay sonra sonuç vermeye başlayacaksa dış ticaret açığındaki artış kontrol altına alınabilecek. Artacak olan milli gelire oranı ise en azından büyümeyecek.
Ancak geçen yıl sonu itibarıyla gerçekleşmeler, defalarca revize edilmesine karşılık son tahminlerin de üzerine çıktı. Bitişikte yer alan verilerden izlenebileceği gibi, tüm zamanların en yüksek dış ticaret açığını 71.5 milyar dolarla 2010 yılında verdik. 2008 yılında ithalatın 202 milyar dolara varmasına karşılık ihracatın daha yüksek olmasından dolayı dış ticaret açığı 69.9 milyar dolarda kalmış, cari açığın milli gelire oranı da yüzde 6.3 olmuştu.
2010 yılı, ihracatın ithalatı karşılaması açısından da yüzde 61.4 ile son 10 yılın en kötü ikinci yılı oldu. Daha önce 2006 yılında yüzde 61.3’e kadar inmiş ve 2007’de yükselen kurların ihracatı artırıcı etkisi olayı kısmen toparlamıştı.
Tablonun sondan ikinci kolonunda yer alan enerji ithalatının açığın ne kadarını oluşturduğu kısmı çok önemli. Cari açıkta yapısal ve kalıcı önlemlere nereden başlanması gerektiğini gayet iyi gösteriyor. Bunu yaptığımızda geçici önlemlere daha az başvuracağımız, kur artışlarına daha az bel bağlayacağımız da kesin.
SONUÇ: “Hiç kimse, kendi kendini aldattığı kadar başkalarınca aldatılmamıştır.” Graville

Yukarı