TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

2001 krizini neden bir daha yaşamayız?

2001 krizinin 1 0. yıldönümünde konuşan bazı işadamları böyle bir krizin bir daha
olmayacağını söylemiş. Gerekçeleri ise ekonominin geçirdiği değişiklik ve yapısının sağlamlaşması. Biz de bu görüşe katılmakla birlikte daha farklı gerekçelerimiz var.
■ 2001 bizim kendi kendimize yarattığımız bir krizdi. Dışarıdan herhangi bir etki yoktu. Sonuçları da hem ekonomik açıdan hem siyasi açıdan ağır oldu. Siyasi açıdan ağır olmasını belirtmemin nedeni, basiretsizlik gösterip de böyle bir krize yol açacak olan siyasi sınıfın toptan tasfiye edileceğini artık kesin olarak bilmesidir. Bu da, bizzat ülkeyi yönetenleri daha basiretli davranmaya itecektir.
■ 2001 sonrası dönemde hem küreselleşmenin etkisi hem de krizden çıkmak için yabancı sermayeye duyulan ihtiyaç, Türkiye ekonomisini dış dünyayla bütünleştirdi. Sanayide, bankalarda, hizmetlerde yabancı sermayenin payı yaklaşık üçte bir diyelim. Sermaye hareketleri ve dış ticaret serbest. Yabancı varlığı veya dış dünya ile bütünleşme, Türkiye ekonomisinin dünyadan bağımsız hareket etmesinin önündeki en büyük engel.
■ 2001 krizinin bizzat yaşanması, bütün kesimlerin canının fena halde yanması, yine böyle bir kriz yaşamamamız için, önemli bir güvence.
Krizin yaşanması herkesi tedbirli, ihtiyatlı ve yığınaklı yapıyor. Tıpkı küresel krize girerken yerlilerin yapmış olduğu döviz yığınağı, bazı patronların yurtdışı zulalarında servet biriktirmesi ve krizde bunu şirketlerine kullandırmasında olduğu gibi.
■ 2001 de öyle kolay unutulacak gibi değil. Böylesine derin ve büyük krizlerin hafızalardan silinmesi ancak bir nesil sonra oluyor. Yani krizi yaşayanların ölmesiyle. Döviz hesaplarının Türk Lirası'nın en çok değerlendiği yıllarda bile azalmaması, tersine artmasının sebebi bundan. Sütten ağzı yananın yoğurdu üfleyerek yemesinde olduğu gibi. Nitekim bu tutum son küresel krizde Türkiye'yi epeyce korudu. Asıl etkilenme dış ticaret kanalıyla oldu.
■ Kriz sonrası ekonominin yeniden yapılanması, kamu kesiminin yeniden yapılanması, Merkez Bankası'nın bağımsızlığa kavuşturulması, Hazine borçlanmasının denetim altına alınması, bankacılık kesiminin geçirdiği değişim, sanayinin aşırı değerlenmiş kurlara rağmen hâlâ ayakta kalması ve rekabet gücünün zorlanması iyi birer test. Acı patlıcanı kırağı çalmaz misali yeni krizlere dirençli bir yapı oluşturmuş durumda.

Büyük kriz gelirse artık dışarıdan gelir
Krizin üzerinden geçen 10 yılda enflasyon ve faiz tek haneli rakamlara, bütçe açıkları Maastricht kriteri olan yüzde 3'ün altına, kamu borcunun milli gelire oranı gelişmekte olan ülkelerin seviyesi olan yüzde 40'ın altına indirildi. Borçluluk oranlarının, faizin ve bütçe açığının düşmesi, devletin sağlık, eğitim ve diğer kamusal yatırımları daha etkin ve hızlı bir şekilde yapmasına yol açıyor. Bugünkü hükümet böyle bir yapıyı oluşturdu ve bu yapıya da alıştı.
Ekonomik yönde güçlü olmak siyasi açıdan güçlü olmayı da beraberinde getiriyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın seçimlerdeki başarısının yüzde 70 oranla ekonomiden geldiğini söylemesi de bunu doğruluyor. Bundan sonra bu iktidar değişse bile, yeni hükümet ya benzer şekilde ekonomiyi götürmek durumunda kalacak, eğer götüremezse de önce dünyayla birleşmiş finansal piyasalardan dayak yiyecek, sonra da eğitim sağlık, kamusal yardımlar gibi alanlara harcayacak kaynağı bulamayacak. Bunun sonuçlarını da ilk seçimde görebilecek. Yani 10 yılda ekonomide alınan mesafe ve elde edilen sonuçlar, kendi kendini koruyabilecek ve yeniden üretebilecek duruma geldi. Bu açıdan da 2001, hem ekonomik yapıyı, hem siyaset yapma biçimini hem de zihniyet ve alışkanlıkları değiştirdi. Nasihat ve musibet meselesi burada çalışmış.
Bütün bu gelişmelere rağmen Türkiye ekonomisinde krizler elbette yaşanacak. Türkiye ekonomisi artık dış etkilere çok daha açık.
En başta da dışarıdan gelecek şoklarla yaşanacak krizler olacak. Ama hiçbiri 2001 kadar büyük ve kendi yarattığımız kriz olmayacak.

SONUÇ: "Bazen kaybetmek en iyi kazançtır." İngiliz atasözü

Yukarı