TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Bankalardan ne isteniyor?

Bankacılık sektörü son olarak rekabet soruşturması ile gündeme geldi. Geçmişten gelen bir şikâyetin 2009 yılında değerlendirmeye alınmasında son olarak 8 büyük bankanın genel müdürleri bir masa etrafına toplanarak dinlendi.
Olaydan medyanın da haberi oldu. Henüz Rekabet Kurulu'nun görüşü ortaya konmadı. Son alarak tarafların dinlenmesinin ardından 10 Mart'ta karar açıklanacak. Kurul un kararını da, görüşünü de o zaman öğreneceğiz.
Ancak olayın soruşturma safhasının bir gösteriye dönüştürülmesinden dolayı, bankalar yeterince yara aldı. Hem bizzat genel müdürleri çağrılarak hem de medyaya açık bir toplantı yapılarak. Bu da bir anlamda asıl karardan önce sektöre teşhir cezası verilmesi gibi bir sonuç doğurdu. Türkiye'nin son küresel krizden daha az etkilenmesinde en önemli rolü oynayan sektör, düzlüğe çıktığımız bir dönemde cezalandırılıyor. Hem vergi salınarak, hem büyümesi sınırlandırılarak, hem rekabeti engelledikleri savunularak. Sanki kriz döneminde reel sektörün borçlarını yeniden yapılandırırken can yakan ve tepki çeken bankalara şimdi bunun bedeli ödetiliyor. Krizde elde ettikleri yüksek kârların hesabı soruluyor.

ORTA ŞİDDETLİ BİR KRİZ: 10
Mart ta Rekabet Kurulu nun kararı bankaların lehine de, aleyhine de çıksa borsada piyasa değerlerinde ciddi dalgalanmalar görülebilir. Çünkü karar çıkana kadar bu dalgalanma devam edebilir. Ya lehte ya da aleyhte karar çıkacağına yönelik belli pozisyonlar alınabilir. Nitekim haberin gündeme düştüğü ilk gün bankaların yüzde 6 değer yitirmesi ve borsayı yüzde 4 düzeyinde aşağı çekmesinin nedeni buydu. Bu düşüşle birlikte 9 Kasım'dan bu yana bankacılık endeksinin kaybı TL bazında yüzde 27'ye, dolar bazında yüzde 36'ya vardı. Hatırı sayılır orta şiddette bir kriz yaşanmış gibi bir durum var ortada. Karar tarihine kadar belki her iki yönde de fiyatlama yapılmaya devam edilecek. Karar ise bir yönlü çıkacak ve bir tarafı kârlı çıkartacak. Oynaklık da buradan doğacak.

Rekabetçi sektörün rekabetten çektiği
Ancak asıl tehlike doğuracak sonuç ise bankaların rekabete aykırı davranmasına karar verilmesi olacak. İşte o zaman ayıkla pirincin taşını. Ne kadar geçmişe gidilecek, ne kadar para cezası uygulanacak, bu cezalar nasıl ödenecek, hiç belli değil. Altından kalkılamayacak cezaların gündeme gelmesi halinde, ekonominin kilit sektörü kilitlenecek. Kendi ayağımıza durup dururken kurşun sıkmış olacağız. Muhtemelen bankalara yeni satışlar gelebilecek. Böyle bir satış dalgasının ve düşüşün altından ise kısa zamanda kolay kolay kalkılamayacak. Borsadaki düşüş kısa vadeli bir eğilim olmaktan çıkıp orta vadeli bir eğilime dönüşebilecek.
Üstelik ne için? Bazı kamu kuruluşlarının maaşlarını ödemeyi üstlenebilmek için kendi aralarında yarışta promosyon önerirken, bunda aşırıya kaçtıkları ve önleyici bir centilmenlik anlaşmasına gittiklerinden dolayı. Yani aşırı rekabetçi sektör bir yerde rekabet kurbanı olmuş olacak. Bankalara maaş ödemeleri yapabilmek için, promosyon yapılması yasak değil. Promosyonu bankalar kendi aralarındaki aşırı rekabetten dolayı başlatmışlar. Sonra bundan vazgeçiyorlar. Soruşturma konusu yapılan ve rekabetten kaçındıkları durum da, bu vazgeçme aşaması. Ne ilginç bir durum. Türkiye'nin en rekabetçi ve tümüyle kayıt altındaki öncü sektörü rekabetten kaçınmakla suçlanıyor. Suçlu bulunurlarsa da, hayati bir yara alacaklar. Aşırı rekabet içindeki bankalar yaptıkları bir hatadan dolayı bu yarayı alacaklar.
Kasım ortasından itibaren Merkez Bankası ve ekonomi yönetimi bankalardan kredileri kısmasını, bunun için faizleri artırmasını istiyor. Hatta zorunlu karşılıkları bunun için artırıyorlar. Bankalar ise kendi aralarındaki rekabetten dolayı bir türlü kredi faizlerini artırmıyorlar. Birbirinin gözünü çıkartırcasına rekabet eden bankalara böylesine bir suçlama, belki şekil yönünden mümkün ama özü itibarıyla doğru mu acaba?

SONUÇ: "Atın ölümü arpadan olsun."Türk atasözü

Yukarı