TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Euro ile doların arasına şeytan girdi!

Avrupa ile ABD ekonomileri karşılaştırıldığında ve hangisi güçlü denildiğinde, cevap net biçimde Amerika’dır. Gerek bankacılık sektörünün sorunlarını çözmede gerekse kriz sonrası canlanmada ABD daha ileride bulunuyor. Borsaların seyri de bu yönde.
Ancak para birimleri dolar ile Euro’nun hareketi bunun tersini söylüyor. Bitişikteki grafikten izlenebileceği gibi, geçen yıl sonuna kadar dolar yükselirken yeni yıldan itibaren Euro çıkışa geçti. Neden acaba?

FAİZ FARKI BELİRLEDİ: Bu eğilimin nedeninin faiz artırımı beklentisi olduğunu görüyoruz. Avrupa Merkez Bankası (ECB) geçen hafta artırım yapmadı ama Başkan Trichet öyle bir açıklama yaptı ki, faiz artırımından daha etkili oldu. Trichet dedi ki; “ECB nisan ayı toplantısında muhtemelen faiz artıracak.” Böylesine tarih vererek merkez bankaları uygulamalarında nadir görülen bir şekilde adını koydu bu işin.

TEK ARTIRIM MI?: Faiz artırımının temel gerekçesi enflasyonist baskı. Zaten hedef seviyenin üzerine çıkılmış. Buna, artan ve daha da artabilecek enerji fiyatları, petrol fiyatları ve gıda fiyatlarından gelecek baskı da eklenmeli. Bu nedenlerle faiz artırımına gidilmesine gidilecek ama artırım seri bir şekilde yapılmayacak. Bir kez ve muhtemelen çeyrek puan şeklinde olacak. Sonra duracaklar. Böyle bir davranış, hem ECB’nin geçmiş uygulamalarına hem de rekabet etmekte zorlanan ve ekonomileri yeterince canlanamayan AB ülkelerine uyuyor. Enflasyon göz ardı edilmemiş ve faiz artışı ile de ekonomilere şok yaşatılmamış oluyor.

FARK NEREDE: Buna karşılık Euro dolar paritesinin yükselmesinin ya da doların değer kaybının asıl nedeni de, Amerikan merkez bankası FED’in ECB’ye hemen ayak uyduramayacak olması. FED, enflasyonun biraz daha artmasına izin verecek. Enflasyon artsa bile, hemen faiz artırımına gitmeyecek. Bir süredir bunun mesajlarını veriyor. Faiz artırımı için istihdam verilerine ve konut fiyatlarına bakacak. ABD’nin enflasyona karşı toleransı daha yüksek olmasına karşılık enflasyonu daha düşük. Daha alabileceği yol var ve faiz artışına gitmesini zorunlu kılan bir neden şimdilik yok. Artırım için pekala 2012 yılı beklenebilir.
İki kıtanın enflasyona karşı yaklaşımı ve enflasyon düzeyleri arasında Amerika lehine fark, faiz konusunda farklı davranmayı beraberinde getiriyor. Bu durumda daha güçlü ekonominin daha zayıf parası, daha zayıf ve sorunlu ekonominin daha güçlü parası olabiliyor. Fazin gözünü seveyim, nelere kadirmiş. Parite kurulan dengenin arasına nasıl da giriyor.

SONUÇ: “At yarışlarını olası kılan tek şey, farklı görüşlerin olmasıdır.” Mark Twain

Cari açık uzun vadede ancak yavaş yavaş düşer

Haftasonu ekonomi yazarlarıyla bir araya gelen Başbakan Yardımcısı Ali Babacan en çok cari açık üzerinde durdu. Bunun için kısa vadede alınan önlemlerin sonuçlarına bakılacak. Bu yetmezse yıl ortası gibi, maliye politikalarına başvurulabilir. Ancak ne olursa olsun Babacan’ın deyimiyle “Türkiye bir süre daha cari açıkla yaşayacak ve bunu dışarıdan finanse edecek. Belki beş yıl, belki daha fazla.” Çünkü cari açığı yapısal olarak düşürecek önlemler hemen sonuç vermeyecek. Bu önlemler alınsa bile etkisini yavaş yavaş gösterecek. Başbakan Yardımcısı Babacan’ın ağzından cari açık konusundaki bu önlemleri sıralayalım:
“1-Enerji yatırımları: Bugün Karadaniz’de petrol bulsak dahi, bunun çıkarılıp satılması 7 yıl alır. 7 yıldan önce dış açığa katkısı olmaz.
Nükleer enerji yatırımlarını yapmamız bizi dışa bağımlılıktan önemli ölçüde kurtarır. Nükleer en yararlı, en kestirme yol. Ancak bir nükleer santral yapmak da, en az petrolü çıkartıp satmak kadar zaman alacak.
2-İnsan kaynağı yatırımı: İnsani gelişmede 83. sıradayız. Bu sıralamada bizi 25 yaş üstü nüfusun okulda geçen süresinin 6.5 yılda kalması aşağı çekiyor. Nüfus ne kadar eğitimliyse o kadar katma değerli ürün üretebiliyor ve rekabet gücü artabiliyor. 2009 yılında ilk defa ilkokula başlayan öğrenci sayısı düştü. Yani en çok öğrenci sayısı şimdi olacak ve devamında aratmayacak. Bundan sonra fiziki yatırımdan daha çok eğitim kalitesini artırmak için yatırım yapacağız. Bir süre sonra dersliklerde okuyan öğrenci sayısı azalacak. Ancak eğitimdeki bu değişmenin de uzun zaman alacağı kesin.
3-Ar-Ge ve inovasyon: Bunlar da rekabet gücü kazanmamız için önemli. Yine ilk defa Ar-Ge yatırımları milli gelirin binde 8.5’ine çıktı. Başladık, ama bunun da sonuç vermesi zaman alacak.”

Yukarı