TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

DÜŞÜK FAİZ, BOL PARAYA SELAM PİYASA TOPARLANMASINA DEVAM

Avrupa Merkez Bankası'nın (ECB) 7 Nisan'da yapacağı toplantıda faiz artırmaya hazırlandığı bir dönemde nereden çıktı bu düşük faiz ve bol para söylemi denilebilir. Evet ECB muhtemelen faizi artırmasına artıracak ancak bu bir kerelik ve küçük oranlı olacak. Arka arkaya seri artırım olmayacak. Bir niyet beyanı şeklinde, fiyat etkisinden değil sinyal etkisinden yararlanılacak bir artırım olacak gibi. Belki birkaç ay sonra bir artırım daha gelebilir. Ancak o da, çeyrek puanlık artırımdan gidilirse yüzde 1.5'e çıkacak demek. Fiyat etkisi yine çok sınırlı kalacak. Faiz artırımının bu sınırlı etkisine karşılık ECB borç sorunu yaşayan ülkelerden dolayı piyasadaki likiditeyi hemen geri çekemeyecek. Buna ihtimal verilmiyor. Sorunu büyütmenin ötesinde hemen patlatır. Bu durumda Avrupa bölgesinin yarattığı likiditenin küresel etkisi hemen azalmayacak.

ABD'NİN ETKİSİ: Küresel likiditeyi dönemde asıl ABD destekliyor. Emlak piyasasına ilişkin açıklanan veriler bu piyasada herhangi bir toparlanmanın olmadığına işaret ediyor. Toparlanmanın ötesinde bu piyasada ikinci dip olasılığı artıyor. Hem servetlere etkisinden hem de istihdam yaratma açısından emlak sektörü toparlanamayınca istihdamda da toparlanma olamıyor veya istenen düzeyde gerçekleşemiyor. Son aylarda küçük bir iyileşme var ve işsizlik oranı yüzde 8.9'a indi. Bu haftanın sonunda mart ayı tarım dışı istihdam ve işsizlik oranları da açıklanacak. Belki biraz daha iyileşme görülecek. Ama hemen piyasaya verilen bol parayı geri toplayacak ve faizleri artıracak kadar değil.
Bunu ABD Merkez Bankası ne zaman yapacak? İstihdamda kalıcı iyileşme ortaya çıkınca.
Buradaki düzelme de konut piyasasından dolayı yılları alabilir. Bu durumda paraları geri toplamaya ve faiz artırmaya daha süre var. Mevcut parasal genişleme haziran sonuna kadar uygulanacak. Ardından durulacak ve yarattığı sonuçlar beklenecek. Likidite çekme ve artırım daha sonranın işi. Dolayısıyla ABD nin küresel likiditeye katkısı azalmayacak.

DEPREMİN ETKİSİ: Japonya uzun yıllar düşük faiz ve bol likidite politikasını uygulayan bir ekonomi. Bu nedenle yen üzerinden borçlanıp başka piyasalarda ve diğer para birimleri ile finansal varlıklara yatırım, yani carry trade çok yaygın. Japonya'daki deprem nedeniyle beklentiler değişti. Şimdi bu carry trade pozisyonlar azaltılıyor veya kapatılıyor. Bu nedenle de Japon Yeni dolara karşı tarihinin en değerli düzeyine indi. Ancak G7'nin müdahalesiyle bu aşırı değerlilik durdurulabildi. Japonya Merkez Bankası da deprem nedeniyle artan likidite ihtiyacını karşılamak için piyasalara 350 milyar dolar para enjekte etti. ABD'nin krizdeki ikinci parasal genişlemesinin miktarı 600 milyar dolardı. Geçen yıl sonuna doğru başladı ve bu yıl ortasına kadar devam edecek. Japonya ise ABD'nin yaptığı parasal genişlemenin yarıdan çoğunu iki haftada yaptı. Bunun ne kadarının carry trade pozisyonlarının kapatılmasına gittiğini bilmiyoruz. Ancak çok ciddi bir parasal genişleme olduğu da bir gerçek.

 

Tehlike sınırına daha var mı?

Madalyonun ikinci yüzünde ne kadar para o kadar varlık fiyatı artışı kuralının hâlâ işlediği gerçeği var.
Bu nedenin yanına son iki haftadır doların değer kaybını da eklemek gerekiyor.
■ İki nedenin etkisiyle altın rekor kırdı, petrol ve bazı emtia fiyatları yükseldi.
■ Gelişmiş ülke piyasaları geçen hafta yüzde 3, gelişmekte olan ülke borsaları yüzde 4 arttı.
■ Küresel risk alma iştahı kriz sonrası ikinci en iyi durumunda.
■ Buna karşılık dünyada enflasyonun yönünü yukarı çevirdiğini görüyoruz. Gelişmekte olan ülkelerin enflasyon ortalaması yüzde 7'ye çıktı, gelişmiş ülkelerin de yüzde 2'ye yaklaştı. Sorun gelişmekte olan ülkelerde. Onlar da faizleri artırıyor ama dünya likiditesine etkileri çok sınırlı. Gelişmiş ülkeler de, yaşadıkları ve yıllarca yaşayacakları borç sorunu nedeniyle biraz enflasyona razı olacaklar gibi. Burada da, tehlike sınırına yaklaşmaya hâlâ uzun bir yol var gibi gözüküyor.
Dolayısıyla düşük faiz ve bol para politikasına devam edilecekse piyasaların dengesini ve rotasını bozmasına da gerek yok.

TÜRKİYE'YE ETKİSİ: Türkiye'nin küresel piyasalardan kalıcı ve çok
farklı şekilde ayrışması ise artık zor. Ancak belli bir süre ve küçük boyutlu olarak mümkün. İşte bunlardan birini farklı bir şekilde yaşıyoruz. Kasım ayından bu yana hisse senedi piyasasından yabancılar çıkıyor. Bu durum bitişikte yer alan Bloomberg HT'nin hazırladığı grafikte de görünüyor. Yabancıların bu sürede 1.8 milyar dolar net satış yaptığını biliyoruz. Buna karşılık devlet iç borçlanma senetlerinde yabancılar net alımda. Bunun da miktarı 7.3 milyar dolar kadar. Dört ayda meydana gelen fark bu. Bir piyasadan çıkıyorlar ki, banka kârlarında düşüş bunda etkili, başka bir piyasa giriyorlar. Endekslerin biri yukarı diğeri aşağıya hareketlenmiş ve ciddi bir makas oluşmuş. Çok nadir görülen bir eğilim bu. Grafikten de gözlemlenebileceği gibi, buna benzer bir durum faizin arttığı ve buna karşılık borsanın gerilediği 2006 yılında gerçekleşmiş.
Bu durumda sorun küresel likiditenin gelişmekte olan ülkelere uğrayıp uğramayacağında. Bu arada seçim öncesi Türkiye'ye karşı seçici olup olmayacağında da. Bunun yanıtları da bir başka yazı konusu.
SONUÇ: "Uçurtmalar rüzgâr kuvveti ile değil, o kuvvete karşı uçtukları için yükselirler." William Churchill

Yukarı