TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Faizle toplayıp faizsiz veriyorlar

Küresel krizde Türkiye ekonomisi iki kritik testten geçti. Biri reel sektörün dış borçlarını ödeyip ödeyemeyeceğiydi. İkincisi de bankaların yara alıp almayacağıydı. İki testi de başarıyla atlattık. Bir büyük krizi, üstelik küresel krizi, ilk kez IMF ile anlaşma yapmadan geçtik. Türkiye ekonomisi kendi ayakları üzerinde durduğunu ispat etti. Bunun sonucu kredi notunda artışla tescil edildi.
Reel sektörün krizi geçmesinde özellikle yurtdışı zula paraları devreye girdi. Faizlerin düşmesi, devalüasyonun olmaması ve kriz sonrasında ekonominin hızlı toparlanmasıyla şirket batışları da asgari düzeyde kaldı. Bankalar ise devlet güvencesi bile istemedi.
KÂR KAYNAKLARI: Bunda da, düşen faizlerin kâr artışına bir kerelik yaptığı katkı etkili oldu.
Sermayelerinin güçlü olması ve son iki yıldır BDDK tarafından temettü dağıtımının kısıtlanarak kârın öz sermayeye eklenmesi de kârı artırdı.
Güçlü sermaye yapısı ile krizin en kötü dönemi atlatılınca kredilere ağırlık vermesi de sektörün kârlığını büyüttü. İşte bu kârlılıktır ki, BDDK Başkanı'na "Kâr iyi bir şey ama bunu kamuoyuna anlatmakta zorlanıyoruz" sözünü söyletti. Sanki bankalar yüksek kâr elde etmenin cezasını çekiyor gibi.
Kasım ortasından itibaren yürürlüğe konulan zorunlu karşılık oranlarının artırılmasıyla likiditenin kısılması ve kredi artışının sınırlanmak istenmesi ise bankaların gidişini ve kimyasını bozdu.
MERKEZ'İN FAİZ TUTUMU: Kamu otoritesi hem zorunlu karşılıklara faiz ödemesini durdurdu hem de bu karşılık oranlarını ağırlıklı ortalama yüzde 5.5 düzeyinden yüzde 13.3'e çıkardı. Yani bankalar ortalama yüzde 8.5 faiz maliyetiyle topladıkları 100 liralık mevduatın 13.3 lirasını karşılıksız, sıfır faizle Merkez Bankası'na yatırmak zorunda.
Aynı bankalar dönüp haftalık vadede repo yoluyla Merkez Bankası'ndan kaynak kullanmak durumunda kalıyorlar. Bunun için Merkez Bankası'na ödedikleri faiz ise yüzde 6.25. 15 Nisan'da yatırılacak 19.1 milyar lira ile bankacılık kesiminden çekilen para 41.5 milyar liraya yükselecek. Bankalar ise Merkez Bankası'ndan 30 milyar liranın üzerinde borçlanıyor. Topladığı paraya faiz ödüyor, bunun yüzde 13'ünü zorunlu olarak kamu otoritesine faizsiz veriyor. Buradan kaynaklanan yükün banka karlarını en azından beşte bir düzeyinde azaltması bekleniyor.
VERGİ NEREDE?: Öz sermayenin vergilendirilmesi de burada başlıyor. Yerli ve yabancı 10'larca kurum ve kişi banka patronu yanında sayıları yarım milyonu aşan yerli ve yabancı bireysel hissedarlara ise kârdan pay ödenmiyor. Kamu otoritesi tarafından sermayesini güçlendirmek amacıyla izin verilmeyen kâr payı dağıtımı, bugün zorunlu karşılık olarak devlete gidiyor. Bir yerde bankalar geçmişe yönelik vergilenmiş oluyor. Bankalara kâr payı dağıtımı yasaklanırken gerekçe de, 2011'de bankaların zor bir yıl yaşayacağıydı. Gerçekten öyle oluyor. Bankaları güçlendirdiğimiz gibi, bugün zayıflatıyoruz. Tıpkı sermaye piyasasını kurmada öncülük eden kamu kesiminin, 2001 krizinde banka ve iştiraklerinin hisselerini karşılıksız müsadere ederek, bu piyasayı temelinden sarsması gibi.

 

Bankaların kârı düşecek sanayinin kârı çıkacak mı?
Madalyonun ikinci yüzünde ise kamunun müdahalesiyle bankaların kârı düşecekken, ekonominin en canlı döneminde reel sektörün kârlılığını koruyup koruyamayacağı var.
Yarın açıklanacak 2010 yılı büyümesinin yüzde 8'in üzerinde çıkması bekleniyor. Yılın ilk çeyreği de aynı hızla devam ediyor ve canlılığın seçime kadar sürmesi de bekleniyor. Bu koşullarda reel sektörün kârlılığını bankalara göre bir veya iki çeyrek daha koruması beklenebilir. Ama daha uzun vadeli de değil. Bu yılın ilk yarısı sanayi için kârlı kapansa da, yılın ikinci yarısı farklı olmaya aday. Cari açık için kemer sıkmaya başlayacağımızdan, tüketiminin öne çekilmiş olmasından, faizler artacağından dolayı ilk yarıdaki ciro ve kâr artışının ikinci yarıda sürdürülmesi zor görünüyor. Sonuçta orta ve uzun vadede banka kârları ile reel sektör kârlarının paralel ve birbirine yakın gitmesi gerekir. Reel sektörün kârlılıkta tek başına yola devam etmesi mümkün değil.

SONUÇ: "Oyunu kurallarına göre oynama isteği, izleyicilerin erdemidir;

Yukarı