TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Bankalar sana söylüyorum...

Merkez Bankası’nın kasım ayından bu yana munzam karşılıkları yüzde 5.5 düzeyinden yüzde 13.3’e çıkarması ve bu karşılıklara faiz ödemesini durdurması üzerine başlayan bir tartışma var. Bunun tarafları şimdilik sanki Merkez Bankası ile ekonomi yönetimi ve bankalar olarak görünüyor. Çünkü alınan kararlar banka kârlarını şimdilik yüzde 20 düşürecek. Bu da geçen yılki 21 milyar liralık kâr üzerinden 4.2 milyar demek. Ciddi bir etki. Bu durum borsada da fiyatlandı. Banka hisselerinin değer kaybı yüzde 21’e vardı. Şu anki tabloya bakınca bu tartışmanın veya tablonun içinde reel sektör yok. Sanki alınan önlemlerin bu sektöre hiçbir etkisi olmayacak. Belki bugüne gelinceye kadar bankalar kendi aralarındaki rekabetten dolayı maliyet artışlarını kredi faizlerine yansıtmadılar. Bu nedenle reel sektör ve kredi kullananlar etkilenmedi ve sesleri onun için çıkmıyor. Ancak şimdilik.

DEVAMI GELEBİLİR: Bunun da nedeni, belli bir zaman sonra bankalar faizleri ister istemez yükseltecekler. Eğer yükseltmez ve maliyetleri sineye çekerlerse munzam karşılık oranları yeniden artırılacak. Bu da Merkez Bankası’nın dün açıkladığı son Para Politikası Kurulu özetinde yer aldı. Alınan önlemlerin etkilerinin yakından izleneceği kaydedilerek “gerekli görüldüğü takdirde aynı doğrultuda ilave tedbirler alınacağı” belirtildi. Munzam karşılıklar neden artırılıyor? Kredilerin kısılması yoluyla iç tüketimin ve ithalatın kısılması ve cari açığın dizginlenmesi için. O halde bankalar müşterileri tarafından pahalı bulunmasına ve talebini azaltmasına kadar kredi faizlerini artırmak durumunda kalacaklar. Artırmazlarsa zorunlu karşılık oranları daha da artırılacak. Bu durumda kârlarından ve öz sermayelerinden yiyecekler. Bankalara net olarak “miktar kısıtlaması veya faiz artırımı yoluyla kredi talebini düşürene kadar senin kaynak maliyetini artıracağım” deniliyor. Madalyonun birinci yüzündeki resim bu.

 

...reel sektör sen anla

Madalyonun ikinci yüzündeki görüntü ise alınan bu önlemlerin bankaların faiz artırmasıyla reel sektöre de yansıyacağıdır. Bankalar aracıdırlar. Ya yeni kredi vermeyecekler, ya verilen bazı kredileri geri çağıracaklar, ya da ellerindeki hazine kâğıtlarını satacaklar. Maliyet artışları henüz kredi faizlerine yansıtılmadığından, bugün için bağıran sadece bankalar. Yansıtıldıktan sonra reel sektör de, tüketici de, banka müşterileri de ayağa kalkacak. O zaman işin sadece bankalar ile Merkez Bankası arasında geçmediği anlaşılacak. Aslında seçim öncesinde olunduğundan ekonominin canlılığına doğrudan müdahale edilmiyor. Dolaylı, sınırlı, utangaç bir müdahale yoluna gidiliyor. Büyümeyle hükümet ve ekonomi yönetimi övünüyor. Bugün açıklanacak 2010 yılı rakamları da Türkiye’nin Avrupa’da en hızlı büyüyen ekonomi olduğunu ortaya koyacak. Öyle anlaşılıyor ki, hükümet bir yandan büyümeden memnun ve bununla övünüyor ama diğer yandan da, aldığı kararlarla cari açığı, dolayısıyla büyümeyi sınırlandırma zorunluluğu ile karşı karşıya.

HERKESİ ETKİLER: Büyümenin hız kesmesinin veya yavaşlamasının da, herkese ve her kesime etkisi olacak. Hükümet de bankalar yoluyla reel sektörü ve ekonomiyi etkilemeye veya soğutmaya çalışıyor. Kaynak kullanım maliyetinin yükselmesiyle şirketler yeni yatırımlarını ve üretimlerini gözden geçirecekler, sınırlandıracaklar. Kredi taleplerini düşürecekler belki. Şirketlerin satışları da, üretimi de, kârı da düşecek. Buna bağlı olarak istihdamdaki iyileşme de zayıflayacak. Alınan önlemlerin ekonomiye etkisinin yılın ikinci çeyreğinde görülmeye başlayacağını belirtiyor Merkez Bankası. Haziran’da seçimlerin yapılmasıyla ikinci yarıda zorunlu karşılık önlemlerinin yanına diğer önlemler de eklenebilir. Dolayısıyla ekonomi son zamanların en canlı dönemini geçtiğimiz aylarda veya şimdi yaşadı ve yaşıyor. Önümüzdeki aylarda daha yavaş bir seyir ortaya çıkacak gibi. Bankalarla birlikte reel sektörün kârlılığı da elbette etkilenecek ve belli bir gecikmeyle düşüşe geçebilecek.

SONUÇ: “Kızın adı Kamile, altı aylık hamile.” Türk atasözü

Yukarı