TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Seçim sonrası trendler değişir mi?

Seçim öncesi faizler ve enflasyon en düşük düzeyde olacak. Tüketim ve kamu yatırımları ile harcamaları da maksimum düzeye çıkacak. Geçen yılın son çeyreğinde ortaya çıkan yüzde 9.2'lik büyümenin tempo düşürmeden seçime kadar sürmesi beklenir. Canlı ekonomi ile yüksek ithalat ve dolayısıyla cari açık artmaya devam eder. Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz da, dün "açığın kısa vadede süreceğini" söyledi. Cari açık sürecekse finanse edilmesi, yanı dışarıdan kaynak akışı da devam edecek. Daha doğrusu önce finansmanı bulunup sonra cari açık veriliyor. Cari açık süreceğine göre dış kaynak ve bu arada portföy yatırımları da artacak.
Portföy yatırımlarının artışı piyasaları destekleyen, dışarıdan pozitif ayrışmasına yol açan bir faktör. Hafta başında ele aldığımız borsanın geçmiş seçimlerdeki seyrinde, seçim öncesinde daha güçlü olan seyrin seçim sonrasında zayıflamakla birlikte sürdüğünü, kısa vadede bazı dalgalanmalar yaşandığını, ancak uzun vadeli trendinin pek değişmediğini görmüştük.
Bu seçimde farklı olur mu? Seçim öncesindeki trend seçim sonrasında tersine döner mi?

SANDIK BELİRLER Mİ?: Tersine dönmesinin ilk koşulu, sandıktan beklenenin tam tersi bir sonucun çıkmasına bağlı. Yani koalisyon seçeneği, beklentilerin şaşmasının etkisiyle birleşerek kısa vadeli bir sarsıntı yaratır. Ekonomik icraatlarda yavaşlama beklentisi fiyatlara yansıtılır. Ancak bu durum tek başına piyasaların ana trendini değiştirmeye yetmez.
Siyasi şok yanında yeni hükümetin, piyasa karşıtı, büyümeyi düşüren, riskleri artıran ekonomi politikaları olduğu, Türkiye'yi kötü yöneteceği algılanmasının oluşması gerekir ki, piyasaların ana trendi değişsin. Bu seçeneğe pek ihtimal vermiyoruz. Olsa olsa iktidar değişmesi durumunda uygulamaya konulacak ekonomi politikalarını piyasalar önce anlamaya çalışacak, sonra bu politikalara kredi açmaya, zaman tanımaya ve muhtemelen satın almaya çalışacak. Madalyonun bir yüzü bu.

 

Yerel etki sınırlı, dünya belirleyici
Seçimden mevcut iktidarın devamının çıkması ise madalyonun ikinci yüzünü veriyor bize. Bu durumda piyasalar öncelikle ekonomide yeni adım atılıp atılmayacağına, frene ne ölçüde basacağına, maliye politikalarında nasıl bir sıkılaştırmaya gideceğine odaklanacak. Bütün bunların da, ülkenin kredi notunu yükseltip yükseltmeyeceğine bakacak. Cari açık konusunda alınabilecek önlemlere bağlı olmak üzere yeni not artışı ve yatırım yapılabilir seviye fiyatlanabilir.
İktidarı değiştirse de değiştirmese de seçimin piyasaları ana trendinden çıkarmayacak olmasında en önemli faktör ise yabancı etkisi. Yani Türkiye piyasalarının küresel piyasalara bağımlılığı ve birlikte hareket etmesi. Yabancıların ağırlıklarından dolayı Türkiye dünyadan uzun süreli kopamıyor veya tersine hareket edemiyor. Bu durum 2007 seçim öncesinde dünya ile birlikte yükselmek ve seçim sonrasında dünya ile birlikte krizi yaşamak şeklinde kendini ortaya koydu. Yerel siyasi gelişmelerin etkisi minimumda kaldı.
Piyasaların seçim sonrasındaki yönünde küresel piyasaların seyri yine belirleyici olmaya aday. Tıpkı seçim öncesini belirlemesinde olduğu gibi. Yerel faktörler ikincil rolde ve kısa vadede etkili ama uzun vadede ve başrolde yabancılar var artık. Bu açıdan Türkiye piyasaları zaman zaman pozitif veya negatif ayrışabiliyor ama hep dışarının yörüngesinde kalıyor.

DÜNYADA DURUM:Dünyada beklenenler konusunda ise IMF'nin yeni yayımladığı Dünya Ekonomik Görünüm raporu bizi aydınlatıyor. Petrol ve emtia fiyatlarındaki artış dünya ekonomik toparlanmasını yoldan çıkarmayacak. Küresel büyümenin bu yıl yüzde 4.4 ve gelecek yıl yüzde 4.5 olması bekleniyor.
ABD, AB, Japonya'daki gelişmeler ve enflasyon düzeyleri bize küresel likidite bolluğunun ve düşük faiz oranlarının bu yıl da süreceğini düşündürtüyor. Avrupa'da arada bir küçük oranlı faiz artışları ise ana gidişi değiştirmeye yetmez. Büyümede, bol likiditede ve düşük faizde değişiklik yoksa küresel piyasaların trendinde niye değişiklik olsun ki.

SONUÇ: "Kuvvetli sebepler, kuvvetler doğurur." Shakespeare

Yukarı