TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

ARTIK PARA, FİNANSAL DEĞİL REEL KESİMDEN KAZANILIYOR

Aracı Kuruluşlar Birliği'nin yaptırdığı tasarruf eğilimi anketi halkın en çok altın, mevduat, döviz ve gayrimenkulu tercih ettiğini ortaya koymuştu. Diğer finansal araçlara ise sınırlı bir ilgi vardı. Bizim de aylık bazda yayımladığımız yerlilerin portföy dağılımı bunu doğruluyor. Bitişikteki veriler üzerinden gittiğimizde şöyle bir tablo çıkıyor ortaya:
■ TL mevduat en yaygın ve en büyük ölçekli yatırım aracı. 757 milyar liraya varan toplam tasarruflar içindeki payı yüzde 52. Tasarrufların yarıdan fazlasını oluşturuyor ve rakipsiz sayılır.
■ İkinci sırada 153 milyar lira ve yüzde 21 payla döviz tevdiat hesapları geliyor.
■ Sonraya kalan bütün yatırım araçlarının payı yüzde 10'un altında. En yakını yüzde 9.5 ile son çeyrek asırda Türkiye'nin en istikrarlı ve en
yüksek getirilerinden birini sağlayan Hazine bonosu ve devlet tahvili...
■ Hisse senetlerinin değeri artmış biçimde toplam tasarruflardan aldığı pay ise yüzde 8. Bu pay, borsadaki değer kayıplarıyla birlikte zaman zaman yarı yarıya düşebiliyor.
■ Ne yazık ki gayrimenkule ve altına yönelik hacimsel veriler elimizde yok. Buna karşılık Türkiye'de 5-6 bin ton dolayında altın stoku olduğu tahmin ediliyor. Bu miktar
1.5 yıllık dünya altın üretimine eşit. Ayarı da yüksek, 24 ayarın altı bizi kesmez. 5 bin ton altın üzerinden hesap yapılırsa, 356 milyar lira veya 250 milyar dolar eder. Bu rakam neredeyse TL mevduat rakamına yakın. Eğer altın bir yatırım aracı olarak kabul edilirse, burada durumuz iyi. Hatta kişi başına düşen altın miktarı olarak hesap edilirse dünyada dördüncü sıraya bile çıkıyoruz.
■ Gayrimenkulde veri çok daha az. Fiyatlar standart değil. Ancak gayrimenkul fiyatlarının tüm zamanların en yüksek düzeyine çıktığı tahminini yapmak mümkün. Hem 10 yılı bulan bir fiyat artış dönemi yaşamamız ve kentleşme oranının yüzde 76'ya çıkması, hem de bu süreçte kişi başına gelirin 2.500 dolardan 10 bin dolara yükselmesi gayrimenkule talep artışının en büyük nedeni. Başka bir nedeni de konut kredilerinin devreye girmesi, faizlerin tarihsel olarak en düşük düzeyine inmesi. İhtiyaç ve spekülasyon finansman olanakları ile birleşince, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, Türkiye'de ekonominin en canlı ve en büyük sektörü ortaya çıkıyor.
■ Altın da, gayrimenkul de reel bir varlık. Finansal bir varlık sayılmaz. Altın likit ama gayrimenkulün likiditesi çok az. Son yıllarda ikisinden de Türk halkının genelinin iyi kazanç sağladığını tahmin ediyoruz. 2001 yılında altının onsu 250 dolara kadar inmişti. Son olarak 1.479 dolarla rekor kırdı. 10 yılda dolar bazında 5 kat artış kaydetti. Zaten son iki yıldır ki, bu artışları yeterli bulup satanların varlığı Türkiye'nin altın ithalatını dörtte üç azalttı.

 

Faizlerle tasarruflar dipte, tüketim, büyüme ve cari açık dorukta

Faiz, döviz ve borsa üçgeni artık paraya para kazandırmıyor. 2011 'deki eğilim bu. Bu yılın ilk çeyreği itibarıyla toplam finansal varlıklar 736 milyar liradan 757 milyar liraya yükseldi. Artış oranı yüzde 2.9 düzeyinde kaldı. Faizin geliri anaparaya eklenseydi bu kadar artış ortaya çıkardı. 3 ayda yüzde 2.9 artış bizi yıllık bazda yüzde 10'luk artışa götürür. Gerçekleşecek enflasyon bundan düşüldüğünde geriye pek artış filan da kalmaz.
Bunun anlamı, elde edilen yeni gelirlerden finansal tasarruf artışına gidilmiyor. Var olan finansal varlıklardan da reel bir getiri sağlanamıyor ve üzerine eklenemiyor.
Küresel krizden finansal yatırımcılar olarak güçlü çıkılmasına karşılık kriz sonrasındaki durulmanın bir nedeni getirinin olmayışı. Ama bir nedeni de ekonomik aktivitenin çok canlı, tüketimin, üretimin, yatırımın çok yüksek olması. Çünkü para faiz, döviz ve borsa üçgeninde kaybolmaya, artmamaya başlayınca, üçgenin dışına çıktı, reel ekonomiye yöneldi. Şimdi oradan kazanıyor ve oradan büyüyor. Geçen yılın son çeyrek büyümesi yüzde 9.2, bu yılın ilk ve ikinci çeyreğinde buna yakın düzeylerde bir büyüme ortaya çıkabilir. Ekonominin reel tarafı enflasyondan sonra ortalama bazda yüzde 10'a yakın büyürken, parasal tarafı ancak görünüşte yüzde 10 büyüyecek gibi. Gerçekte ise yıllık enflasyon ne kadar olacaksa, o kadar aşağıda kalacak. Bir tarafta yüzde 10'luk büyüme, bir tarafta yüzde 2-3'lük. Faizlerle tasarruflar dibe vurmuş, buna karşılık tüketim, büyüme ve cari açık tepeye çıkmış. Paranın paradan değil de reel ekonomide kazanılması elbette özlenen bir tablo, ancak kısa vadede sürdürülebilir.
 

SONUÇ: "Dünyada her şeyi bir gün acıyla kaybetmek için kazanıyoruz." Friedrich Schiller

Yukarı