TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Gelişenlerin farkı düşük borçta ve yüksek büyümede

Dün yayımladığımız altı ayrı grafik risk alma iştahının artması ile doların değer kaybettiğini, emtia ve varlık fiyatlarının yükselişe geçtiğini gösteriyordu. Küresel kriz sonrası borsaların en yüksek düzeyine varıldı. Emtia fiyatları da en yüksek seviyelerine çıktılar. Dolar yine kriz öncesi düzeyine geri geldi.
Emtia fiyatları arasında yer alan altının durumu biraz daha farklı. Tüm zamanların en yüksek fiyatına ulaşıldı. Bunda risk alma iştahının yanında doların zayıflamasının da etkisi var, spekülatif etkilerin de, enflasyonist beklentile de. Bu nedenle altın her koşulda yükselmiş. Kriz öncesinde de yükseliyordu, krizde de yükseldi, kriz sonrasında da yükseliyor. Yükselişe geçeli de 10 yıl oldu. 2001 'den bu yana altın tırmanışta.
■ Diğer emtialarda ise aynı artış yok. CRB Emtia Endeksi halen kriz öncesi zirvesinin yüzde 22 altında bulunuyor. Endeks en yüksek 473 puana çıkmıştı. 21 Nisan itibarıyla geldiği düzeyi ise 367. Mart 2009'dan bu yana artış oranı yüzde 83'e vardı.
■ Dünya borsalarındaki fiyat hareketlerini yansıtan MSCI Dünya Endeksi kriz öncesinde 473'e kadar çıkmıştı. 172'ye kadar düştü. Son değeri 351 puan. Mart 2009 a göre yaptığı prim yüzde 103. Ancak henüz kriz öncesindeki rekor düzeyinin yüzde 18 altında. Mart 2009'dan bu yana borsaların primi ise emtialara 20 puan fark atmış. Biri yüzde 83, diğeri yüzde 103 artmış.
■ MSCI
Gelişen Piyasalar Endeksi ise 21
Nisan'da 1.206 puana çıkmış. Kriz öncesi en yüksek noktası 1.338 puandı. Mart
2009 da 475
puandan 1.206 ya gelirken yüzde 154 prim yaptı. Bu anlamda gelişen piyasaların 50 puan üzerinde bir getiri elde etti. Emtiaların getirisine ise daha büyük fark attı. Biri yüzde 83, diğeri yüzde 154. Aradaki getiri farkı 71 puan.
FARKI YARATAN: Gelişmekte olan piyasaların açık ara önde oluşu, kriz ve kriz sonrasında küresel bazda paranın nereden kazanıldığını da gösteriyor. Hatta gelişmekte olan ülkelerin neden yatırım tavsiyelerinde yıldız haline getirildiğini de iyi açıklıyor. Kamu borcunun milli gelire oranı yüzde 40'ın altında bulunan gelişmekte olan ülkeler bu açıdan gelişenlerin yarısı düzeyinde bir borçluluğa sahip. Borç sorunları ve bütçe sorunlarıyla uğraşmıyorlar.
Yine gelişen ülkelerde ortalama büyüme oranı yüzde 3, buna karşılık gelişmekte olan ülkelerin ortalama büyüme oranı yüzde 6.5. Bir taraf bir büyürken diğer taraf iki büyüyor. Bir tarafın bir borcu varsa diğer tarafın iki var. Gelişmişler yüksek borçlu ve düşük büyüme hızına sahip, gelişenler yüksek büyüme ve düşük borçluluğa sahip. Para ve sermaye de tercihi gelişenlerden yana koyuyor. En azından gelişmiş ülkelerde faizler düşük düzeylerde kaldığı sürece.

 

Türkiye'nin dışarıya göre ne eksiği ne fazlası var
Yukarıdaki tablo içinde Türkiye'nin yeri nerede? Büyüme ve borç stoku verilerinde gelişen ülkeler düzeyinde. Bir ayrışma yok. Buna paralel varlık fiyatlarında da çok büyük bir ayrışma olduğu söylenemez. Enflasyona göre faizler daha düşük veya reel getiriler düşük, ama bu Türkiye'deki yerleşikleri daha çok ilgilendirir.
Hisse senedi piyasasında İMKB 100 Endeksi kriz öncesinde en yüksek 58.884 puana çıkmıştı. 21 Nisan itibarıyla 68.692 puandaydı. Burada kriz öncesindeki en yüksek düzeyinin yüzde 16.7 üzerinde bir performans söz konusu. Ancak bu yerel parayla böyle. İMKB Endeksi dolara çevrildiğinde 4.92 Centten 4.53 Cente inmiş. Yani dolar bazında halen kriz öncesi düzeyinin yüzde 8 aşağısında bulunuyor. Gelişen ülkeler yüzde 10, Türkiye de yüzde 8 aşağısında. Birbirlerine çok yakın. En azından Türkiye'de benzer ülkelere göre şişme yok denilebilir.
Gelişmiş ve gelişen ülkeler arasındaki büyüme farklarının finansal piyasalarda belirgin farkları da getirmesi normal. Yeter ki içinde yer aldığımız gelişen ülkeler grubunda reel ekonomide kopmayalım. Reel ekonomi gelişen ülkelerle rekabet edebildiği sürece, finansal piyasaların da negatif ayrışması için bir sebep yok. Büyüme hızını düşürecek gelişmelerin ise finansal tarafa yansıması da beklenmeli.
 

SONUÇ: "Gelecek şimdiyle aynı malzemeden yapılmıştır." Simone Weil

Yukarı