TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

SERMAYE GELİRSE DÜŞÜK FAİZ UZUN SÜRE DEVAM EDECEK

Geçen hafta hem Merkez Bankası'nın yılda dört kez yaptığı enflasyon raporlarından ikincisi açıklandı, hem de yeni Başkan Erdem Başçı ilk kez Bakanlar Kurulu'nda sunum yaptı. Bu açıklamalar Merkez Bankası'nın yeni politikasını daha netleştirdi. Bunun da ötesinde, yeni politika bileşiminin daha uzun süre uygulamada kalacağı sonucunu çıkardık.

BAŞBAKAN'IN SÖZLERİ: Yine bu politika bileşimi ile paralellik gösteren bir açıklama da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'dan geldi: "Enflasyon, faizin neticesidir. Hedef nedir? Hedef inşallah faizle enflasyonu aynı seviyeye getirmektir. Faizi sıfırlamak için bunu yapmaya mecburuz. Bu adımları atacağız. Türkiye ona doğru gidiyor." Başbakan'ın açıklamasında vurgu enflasyonu düşürmek, büyümeyi artırmak gibi anlaşılmıyor. Hedef faiz, sıfır faiz şeklinde ortaya konuyor. İdeolojik yaklaşım öne çıkmış gibi.

EŞİTLİK SAĞLANDI BİLE: Başbakan'ın açıkladığı hedef sıfır faiz hedefi. Amaç buysa Merkez Bankası bunu şimdiden gerçekleştirmiş. Son Enflasyon Raporu'nda yıl sonu enflasyon tahmini ortalaması 1 puan artırılarak yüzde 6.9'a yükseltildi. Hedef ise yüzde 5.5. Bunun 1.4 puan üzerinde bir gerçekleşme olacağını tahmin ediyor Merkez Bankası. Üstelik bu rakam tahmin ortalaması. Tahminin alt düzeyi yüzde 5.2 ama üst sınırı da yüzde 8.2. Demek ki Merkez Bankası yüzde 8.2'lik enflasyona kadar politika faizine dokunmuyor, faizi artırmıyor. Daha uzun bir süreyle artırmayacağını da vurguluyor.

YENİ POLİTİKA BİLEŞİMİ: Neden acaba? Çünkü haftalık repo olarak belirlenen politika faizinin önemi azaldı. Yerini düşük politika faizi, yüksek zorunlu karşılıklar ve geniş faiz koridoruna dayanan yeni politika bileşimi aldı. Geniş faiz koridoru demek, Merkez Bankası'nın duruma göre likidite ayarlamasına gitmesi, her an her şeyi yapabilmesi, belli bir politikaya bağlı kalmaması demek. Ne yapacağına günlük, anlık ve karşı tarafın durumuna göre karar verecek. Bu durum, elbette kısa vadeli para politikasının öngörülebilirliğini, belirsizliğini artırıyor. Gücü kamu otoritesinin eline veriyor.

İPLER MERKEZ İN ELİNDE: Kötü bir şey mi? Hayır. Finansal piyasalarda istikrarı sağlama adına sermaye giriş çıkışlarına karşı kullanılan ve politika faizi yerine geçen araç. Dışarıdan sermaye akışı hızlandığında likiditeyi gevşetiyor, faiz oranlarının düşmesine yol açıyor ve sermaye girişini teşvik etmiyor. Sermaye akışı yavaşladığında ise bunun tersini yapıyor. Nihai sonuç ise sıkılaştırma yönünde. Ama bu daha çok zorunlu karşılıkla oluyor. Bu yolla zaten bankalardan 45 milyar dolar çekilmiş durumda. Bitişikte yer alan grafikte görüldüğü gibi, bankalar bu ödemeyi yapabilmek için ellerindeki devlet iç borçlanma senetlerini sattılar. Bir yerde gösterge faizin yükselmesi bundan. Yabancılar ise çok kısa vadeden daha uzun vadeye yöneldiler ve bankaların sattığı devlet iç borçlanma senetlerini aldılar.

GÜÇLÜ SERMAYE ŞARTI: Merkez Bankası son Enflasyon Raporu'ndaki değerlendirme yeterince açık: "Gelişmiş ülkelerde öngörülenden daha uzun süreli bir yavaş büyüme döneminin yaşanması, bir yandan dış talebimize ilişkin aşağı yönlü riskleri beslerken diğer yandan ülkemize yönelik kısa vadeli sermaye akımlarının güçlü kalma olasılığını gündemde tutmaktadır. Böyle bir senaryonun gerçekleşmesi durumunda düşük bir politika faizi, yüksek zorunlu karşılık oranları ve geniş bir faiz koridorundan oluşan politika bileşimi uzun süre uygulanabilecektir." Dışarıdan sermaye girişi sürdüğü sürece politika faizi artmaz, hatta daha düşebilir, zorunlu karşılıklar biraz daha artabilir, likiditenin miktarı da geniş bir koridorda azaltılıp çoğaltılabilir.

 

Yol açıksa seçim öncesinde gaza basmaya devam mı?
Faizin enflasyonla eşit olduğu ve politika faizinin artmayacağı bir ortam reel sektöre yarar. Ekonomik faaliyetler canlanır. Buna kişi başına gelir artışını, krizde finansal servet artışını ve kriz sonrasındaki güven artışını da eklerseniz canlanma doruk noktasına çıkar. Çuma günü açıklanan mart ayı verileri dış ticaret açısından gerçekten ürkütücü. Çünkü 21.6 milyar dolarla tüm zamanların aylık bazda en yüksek ithalatı gerçekleşmiş. Bundan önceki en yüksek rakam 20.6 milyar dolarla Aralık 2010'a ve Temmuz 2008'e ait. Aralık ithalat yüksektir. 2008'de temmuz sonrasında yaşananlar da belli.
Bu rakamlar bir yönüyle dış açık riskinin en yüksek noktasına çıktığını gösterirken diğer yönüyle ekonomik canlamanın da en üst noktasına vardığının kanıtı. Özellikle yatırım
malları ithalatı patlamış. Bu durum Borsada Sanayi Endeksi'nin rekor düzeye varmasını doğruluyor ve destekliyor. Devamı gelebilir.
Ekonomi bu kadar canlı iken bankaların karları korkulan kadar azalmayabilir. Bu hafta bankaların ilk çeyrek bilançoları açıklanacak. BDDK'nın sektöre ait verilerinden daha iyi rakamlarla karşılaşmak mümkün olursa bankalara yeni bir alım gelebilir.
Küresel risk alma iştahı sürüyor. Dolar değer kaybediyor. Borsalar ve varlık fiyatları yükseliyor. Gelişen piyasalar ile Türkiye piyasaları da yükseliyor. Bu koşullar seçim öncesi güçlü bir ralli olmasa da, belli bir piyasa canlanmasına uygun ortam yaratıyor.

SONUÇ: "Eğrilikten doğruluk, siyahtan beyaz çıkar." Latin atasözü

BU YAZIYA YORUM YAZ
 
03 Mayıs 2011 Salı, 10:57 Misafir türkiyenin büyük ekonomik krizini beklemeye başladık hamdolsun...
Yukarı