TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Kredi artışı normale dönmüş

Merkez 'Bankası'nın yeni başkanı Erdem Başçı yardımcısını seçti ve işe koyuydu. Başçı yardımcılığına Turalay Kenç'i getirdi. Dün İstanbul'da ekonomistler ve yabancı yatırımcılarla bir araya gelen yeni başkan yeni bir uygulama da başlattı. Bundan sonra Merkez Bankası'nı ziyaret ederek bilgi almak yok. İster yerli, ister yabancı, isterse de ekonomist olsun. Bilgilendirme yılda dört kez yayımlanan Enflasyon Raporu'ndan sonra İstanbul'da ekonomist ve yabancı yatırımcılarla düzenlenecek toplantıda yapılacak. Kurumlar veya yabancılar tek tek Ankara'da Merkez Bankası'na giderek para politikaları konusunda görüş alamayacaklar.
Yeni uygulama eğer etkili bir şekilde realize edilebilirse bilginin eşit dağılımı açısından olumlu bir gelişme. Bundan sonra Merkez Bankası'ndan tek ses ve tek görüş çıkacağının göstergesi.
Dünkü ilk toplantıda Merkez Bankası Başkanı bankacıları en çok yoran kredi artışının yüzde 20-25'le sınırlandırılması kararına da netlik getirdi. Bunun katı bir kural olmadığını belirten Başçı, bankacıların kredi artışında izleyebileceği bir göstergeyi grafik halinde dağıttı. Bu grafik 2006-2010 yılları arasındaki ortalama kredi artışından oluşturulmuş. Grafikte mor çizgiyle gösteriliyor. 2010 yılı kredi artışı ise yeşil çizgiyle çizilmiş. 2011 yılındaki kredi büyümesini kırmızı çizgi temsil ediyor. Buna göre geçen yılın kasım ve aralık ayında ortalamanın önemli ölçüde üzerine çıkılmış. Ciddi bir sapma meydana gelmiş. Bir de bu yılın mart ayında benzeri yukarı yönlü bir sapma görülüyor. Nisan ayında ise kredi artışı normal seviyelere inmiş. Tüketici kredilerinde hızlı artış söz konusu ama toplam kredilerde gösterge kredi seviyesi ile paralel bir gidiş var. Bu durum kredi büyümesi nedeniyle bankacılık kesiminin üzerine daha fazla gelinmemesi gerektiğini bize söylüyor.

 

Sermaye girişi güçlü döviz ihtiyacı yüksek
Ortada sanki bir gariplik var. Hazine kâğıtlarına ilgiye bakınca Türkiye'ye yönelik küresel sermaye girişinin güçlü olduğunu söylemek gerek. Güçlü ki 5-6 milyar dolar bandına çıkan aylık cari açığı finanse ediyoruz. Hatta mart ayı ile birlikte bu miktar daha arttı. Yani her ay bu kadar taze dış kaynağa ihtiyacımız var. Bunun da büyük bölümü net hata ve noksan diye tanımlanan kalemden geliyor. Daha az bölümü hazine kâğıtları ile hisse senetlerinden olmak üzere portföy yatırımlarından.
Dışarıdan oluk oluk para gelirken içeride ne gariptir ki TL değer kazanmıyor. Gerçi bu durum arzulanan ve amaçlanan bir durum. Çünkü değerlenen TL ihracatımızı baltalıyor, ithalatı coşturuyor. Merkez Bankası da kasım ayından itibaren cari açık ve finansal istikrar temelli bu yönde önlem aldı. TL yaklaşık yüzde 10 değer kaybetti. İhracatartışı da yüzde 7'ye kadar inmişken yeniden yüzde 25'i yakaladı. TL'nin yüzde 10 değer kaybı ihracatta bir sıçrama yarattı.
Ancak görünen o ki, TL'nin değer kaybı ihracatı etkilemiş ama ithalata etki etmemiş gibi. Çünkü ithalat olanca hızıyla sürüyor. Mart ayı ithalatı 21.6 milyar dolar ile tüm zamanların aylık rekorunu kırdı. Benzer eğilimin nisan ayında da sürmesi beklenir. Yani ithalat çok yüksek, ihracat ise daha yavaş artacak. Sonuçta Türkiye mart ayından sonra nisan ayında yüksek cari açık vermeye devam edecek. Bunun aylık miktarının 5-6 milyar dolar bandından daha yukarılara gitmesi beklenir.
Bunun yarattığı sonuç ise Türkiye'ye sermaye girişi güçlü, buna karşılık sermaye çıkışı yok. Ama ithalatın yüksekliğinden dolayı reel döviz talebi yüksek. Sonuç ise Euro'nun 2.28 ile TL karşısında tüm zamanların en yüksek düzeyine çıkması.
Denilebilir ki, bu durum normal. Euro'nun dolara karşı değer kazanmasının yansıması. Ancak doların TL karşısındaki değer kaybı yok gibi. 1.53 düzeyinde.

SONUÇ: "Bir hedef var, ama yol yok. Bizim yol dediğimiz şey, bir duraksamadır." Kafka

Yukarı