TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Duvara toslayana kadar devam

Mart ayında dış ticaret açığı kadar cari açık verdik. Bunun da Garanti'de yabancı ortağın hisse satışından kaynaklandığı belirtiliyor. Getirilen sermaye ile çıkarılan arasındaki 1.4 milyar dolarlık fark sermaye maliyeti olarak yansıtılmış. Bir kerelik bu artış dışında mart ayı verisinin beklentiler civarında geldiğini söylemek mümkün. Ancak yine de 9.8 milyar dolarlık aylık cari açık tüm zamanların en yüksek cari açığı. Üç aylık cari açık 22 milyar dolar. Gelecek aylarda aynı seyrin sürmesi 88 milyar dolarlık açığa götürür bizi. Yaz aylarında artacak turizm gelirlerini bundan düştüğümüzde 70 milyar dolara yakın bir rakamla yılı tamamlayabiliriz.

EN ÖNEMLİ RİSK: Zaten açığın aylık bazda sıçraması ile yıllık cari açık 55 milyar dolardan 60.5 milyar dolara geldi. Bu açık 2010 yılı sonuna göre 12 milyar dolar daha fazla. İlk çeyrek sonunda cari açığın aynı dönemdeki milli gelire oranı da yüzde 7.5-8 bandına çıkacak gibi görünüyor. Bu da dünyanın sayılı yüksek cari açıklarından biri.
■ Yurtiçi talebe paralel cari açığın patlaması ekonominin en önemli riski.
■ Ancak finanse edildiği sürece de sorun yok. Dünyada para bol, faiz oranları düşük, gelişmekte olan ülkelere sermaye akışı var. Zaten böyle elverişli bir ortam olduğu için cari açık bu kadar büyüyebildi.
■ Buna karşılık finansman biçimi riskin boyutunda belirleyici durumda. Maalesef bu konudaki gelişmeler de negatif. Çünkü küresel krize kadar cari açığın yarıdan çoğunu doğrudan sermaye girişleri ile finanse ederken, son dönemde portföy yatırımları ve net hata noksan kaleminden gelen sermaye öne çıktı. Kaliteli sermaye ile finansman oranı çok düştü.
Hem cari açık büyümesi hem de açığın finansman kalitesinin bozulması nedeniyle Türkiye çift riskle karşı karşıya. Madalyonun ilk yüzündeki gerçek bu.
Madalyonun ikinci yüzünü ise alınan ve alınabilecek önlemlere ayırıyoruz.

 

                                                                      *

Cari açıkta çözümün kendisi de bir sorun
Kasımdan bu yana alınan önlemler öyle anlaşılıyor ki, ne kredileri durdurabildi ne de cari açığı. En azından şimdiye kadar.
Peki buna karşılık bankalardan zorunlu karşılık yoluyla neden 45 milyar lira para faizsiz biçimde alındı? Bunu da Başbakan Yardımcısı Ali Babacan "kara gün" hazırlığı olarak açıkladı.
Cari açığa seçime kadar müdahale beklenmiyor. Seçim sonrasından da kuşkuluyum. Tamam seçimden sonra geciktirilen kamu zamları yapılacak. Bunun kısmen etkisi olabilir. Belki cari açık odaklı bazı vergi oranları da artırılabilir. Ancak bunun da katkısı sınırlı kalabilir.
Cari açığın önlenmesi için, büyümenin daralmaya dönmesi, bunun için de dramatik bir parasal daralma ve faiz oranlarında sıçrama yapmak gerekir. Faizlerin şok artışına pek ihtimal vermiyorum. Bu konuda siyasi bir engelle karşılaşılacağını düşünüyorum. Ancak cari açığa faizi sıçratıp ekonomiyi krizdeki gibi daraltmaktan başka çare de yok.
Bitişikteki tablo bunu ortaya koyuyor. Cari açığın çözümü aslında başlı başına bir sorun.

HÜKÜMET YAPAR MI?: Bu daralmayı faiz oranlarını artırarak yapmak, kamuoyu ve seçmen nezdinde hükümetin krizi tetiklediği görüntüsünü yaratacak. Bu nedenle hükümetler krizleri önleyici tedbirlerden kaçınırlar ve "Krizi tetikleyen durumuna düşeceğime varsın kriz ortaya çıksın, ben kurtarıcı olayım" yaklaşımını benimserler. Suçlanmak yerine alkışlanmayı hangi siyasetçi istemez? Bu nedenle hükümetin seçim sonrasında da cari açık sorununu çözmek için ekonomide daralmaya gitme yerine, cari açığın finansmanına ağırlık vereceğini tahmin ediyorum.
Dış dünya finanse ettiği sürece de, bu konuda sıkıntı olmayacak. Ama eninde sonunda küresel gelişmelere veya Türkiye'nin risk algılamasına bağlı olarak finansmanda durulma veya kesilme olacak. Bu da ekonomide duvara toslama etkisi yaratacak.
Siyasi yarar açısından hükümet için en ideal davranış tarzı ise cari açığa müdahale etme yerine, finansmanı zora girdiğinde ekonominin hızla toparlanmasına hazırlık yapmak olabilir.

SONUÇ: "Sel haline geldikten sonra suyun önü alınmaz." Sadi

Yukarı