TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Reel tarafta parlak bilanço finansta negatif ayrışma

Büyüme performansı açısından Türkiye parlak bir yılı geride bıraktı. 2011 yılı da aynı tempoda devam ediyor. Geçen yılın son çeyreğinde ulaşılan yüzde 9.2 düzeyindeki büyümenin bu yılın ilk ve ikinci çeyreğinde sürmesi bekleniyor. İhracat, sanayi üretimi, ithalat ve iç tüketim rakamları bize bunu söylüyor. İstihdamda pozitif gelişmeler söz konusu. İşsizlik oranı şubat itibarıyla yüzde 11.5'e geriledi. Bu rakam geçen yılın aynı ayında 14.4 idi. Son bir yılda yaratılan istihdam 600 bin. Üstelik bu sonuçlar enflasyonun yüzde 4.4 ile gelişmekte olan ülkeler genel düzeyinin altına düştüğü bir dönemde gerçekleşiyor. Kısaca reel ekonomi tarafında cari açık dışında parlak bir bilanço olduğunu söylemek mümkün.
AYRIŞMA TABLOSU: Reel taraftaki parlak tabloya rağmen finansal tarafta Türkiye dünya piyasalarından negatif yönde ayrışıyor. Öncelikle bu ayrışmanın bulabildiğimiz göstergelerini ortaya koyalım.
■ Yabancı etkiye en açık yerlerden birisi borsa. Dünya borsaları ABD'nin ikinci parasal genişlemeye gideceğinin açıklanmasıyla geçen yılın ağustos sonundan itibaren net bir pozitif trende girdi. 25 Ağustos'tan 10 Kasım 2010'a kadar MSCI Dünya Endeksi yani
gelişmiş ülke borsalarının ortalama artışı yüzde 19.39 düzeyinde gerçekleşti. MSCI Gelişen Piyasalar Endeksi de yüzde 19.21 arttı. Aynı dönemde İMKB 100'ün performansı ise yüzde 23.71 oldu. Birbirine yakın performanslar ama bizimki biraz daha yüksek.

■ 10 Kasım küresel piyasalarda bir dönüşüm noktası. 12 Kasım aynı zamanda bizim yeni para politikasına geçtiğimiz tarih. İşte o zamandan 20 Mayıs'a kadar geçen altı ayı aşkın sürede MSCI Dünya Endeksi yüzde 4.39 artarken MSCI Gelişen Piyasalar Endeksi yüzde 1.67 düştü. İMKB-100'deki kayıp ise yüzde 11.67'yi buldu. Dünya pozitifken biz daha iyi durumdaydık, küresel piyasalar yataya geçtiğinde İMKB'nin durumu kötüleşti.

■ Yabancılara açık bir başka piyasa devlet iç borçlanma senetleri piyasası. Burada izlenmeye başlanan yeni para politikasının etkisiyle yabancı payı giderek arttı. 12 Kasım itibarıyla yabancıların DİBS stoku 34.3 milyar dolardan 13 Mayıs itibarıyla 41.2 milyar dolara yükseldi. 8 milyar dolarlık artış var. Ancak bu rakam 22 Nisan itibarıyla 44.2 milyar dolara kadar yükselmişti. Yani son üç haftada hem itfalarla hem satışla yabancıların elindeki DİBS miktarı 3 milyar dolar azaldı. Bir önceki hafta net satışları 1 milyar 90 milyon dolar olmuş. Bu satış aynı zamanda Merkez Bankası'nın yabancı portföyünü haftalık bazda yayımlamaya başladığı 8 Ekim'den bu yana en büyük haftalık satışları oluyor. Yani DİBS'te yabancıların hızlı alımları yerini son haftalarda satışlara bırakmış.

*

Şeytan bunun neresinde?
Bütün bunlar neden oluyor? Büyüme rekoru kırıldığı ve reel kesimin en iyi günlerini yaşadığı bir dönemde finansal taraftaki negatif eğilimlerin nedeni ne? Şeytan bunun neresinde?
■ Öncelikle belirtelim ki, 12 Kasım itibarıyla uygulamaya konulan yeni para politikası negatif ayrışmada önemli. Yeni politika, düşük politika faizine, likiditede geniş banda ve zorunlu karşılık artışına dayanıyor. Politika faizleri düşürüldü. Zorunlu karşılıkla bankalardan 45 milyar lira alındı. Genel piyasa faizi yükseldi. Banka kârları ve büyümesi düştü. Borsa da bankalara dayalı. Bankaların öncülüğünde düştü.
■ Yeni politika, faiz koridorunu genişletirken para piyasasındaki belirsizliği artırdı.
■ Cari açıktaki patlama da bu belirsizliğe eklendi. Sonuçta TL'nin değerlenmesi durdu. Bu da en başta yabancıları caydırdı. Yabancılar sadece faize değil aynı zamanda dövizin düşüşünden de kazanç elde etmeyi umarak geliyorlar.
■ Bu etkenlere Başbakan'ın "sıfır faiz" söylemi de eklendi. Yeni para politikası ile bu söylem birleştiğinde Merkez Bankası'nın politika faizini artıramayacağı inancı arttı. Politika faizinden yoksunluk, cari açıkta en etkili aracın devre dışı kalması demek. Bu da seçim sonrasında cari açık önlemleri alınsa bile, politika faizi artırılmadan etkili sonuç alınmasını zorlaştırıyor.
■ Kaldı ki, hükümet eline Kanun Hükmünde Kararname çıkarma yetkisi aldı. Bununla bakanlıklar ve bürokrasiyi yeniden düzenleyecek. Özerk kuruluşlar için söylem de sınırlayıcı. Merkez Bankası ve BDDK gibi kurumların yetki kısıtlaması ise yabancıların Türkiye'ye bakışını ve portföy yatırımlarını etkiler, kredi notu artışını da engeller. Böylece piyasaların seçim sonrası için en güçlü argümanı olan Türkiye'nin yatırım yapılabilir seviyeye yükselmesi ihtimali zayıfladı. Bütün bu nedenler piyasaları oynatmaya yeter de artar bile.

*

Piyasaların seyrini cari açık önlemleri belirler
Nedenleri alt alta koyduğumuzda sonuçlar kendiliğinden ortaya çıkıyor. Yeni para politikası, yüksek cari açık, kurun artık düşmemesi, özerkliklerin kısıtlanması, yatırım yapılabilir not seviyesine yükselmeyi suya düşürüyor ve Türkiye'yi küresel piyasalardan negatif yönde ayrıştırıyor. Küresel piyasalarda tam bu sırada risk alma iştahının düşmesi işin üzerine tuz biber ekti.
Denilebilir ki, Merkez Bankası para politikasını değiştirmezse, cari açık konusunda etkili olacak ve piyasalara inandırıcı gelecek önlemler alınamazsa, Türkiye piyasaları dünyaya paralel hareket etmesine eder ama negatif yönlü ayrışma da sürer. Dünya iyi olursa biz daha az iyi, dünya kötü olursa biz daha kötü bir performans ortaya koyabiliriz. Cari açık konusunda parasal, vergisel ve yurtiçi talebi azaltacak etkili önlemler alınması durumunda ise piyasaların gidişi de değişir. Türkiye negatif ayrışmadan pozitif ayrışmaya dönebilir. Karar ve kaderi belirleme bir kez daha hükümetin elinde.

SONUÇ: "Kaçınamadığınız şeyleri ağırlayın." Çin atasözü

Yukarı