TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Borç krizinde en kötü henüz yaşanmadı

2001 krizi sonrasında hem reel ekonomik hem de finansal piyasalar olarak dünyaya entegrasyon tamamlandı. Artık dünya nereye gidiyorsa Türkiye de oraya gidiyor. Sermaye
hareketleri bizi de etkiliyor. Paramızın değeri benzer ülkelere paralel hareket ediyor. Küresel büyüme bizi de büyütüyor. Enflasyon, faiz oranları birbirine artık çok yakın. Küresel kriz yaşandığında da bundan ayrışamıyoruz.
Küresel piyasalar 28-29 Nisan tarihlerinde belli bir kırılma yaşadı. Küresel sermaye akımlarının güçlendiği 2002'den itibaren hemen her yıl tekrarlanan eğilimi, bu yıl yeniden yaşadık. Mart, nisan veya mayıs aylarında finansal piyasaların aldığı mola bu yıl da kendini tekrarladı.
Küresel bazda bunun güçlü nedeni Yunanistan'ın borç yeniden yapılandırmaya gideceğiydi. Nasıl ki borçlarının çevrilmesinde yardım alma yolunu açan bu ülke peşinden İrlanda ve Portekiz gibi diğer AB ülkelerini sürüklediyse şimdi de, borç yeniden yapılandırmaya gitmesi halinde aynı domino etkisini yaratmasından korkuluyor. Beraberinde Avrupalı bankaların zora gireceği tahminleri yapılmaya başlandı. Hatta bu korku daha ileri taşınarak, 2008'de nasıl Amerikan bankacılık krizi yaşanmışsa şimdi de Avrupa'nın banka kriziyle yeni bir küresel krizin gündeme gelebileceği tahmin ediliyor. Örneğin Başbakan Yardımcısı Ali Babacan da Yunanistan'ın borç yeniden yapılandırmasının bir domino etkisi yaratacağını ve zayıf ülkelere sıçrayacağını düşünenlerden. Hatta bu görüş ağırlık kazandığından dolayıdır ki, Yunanistan'ın borç yeniden yapılandırma yerine Euro dışına çıkarılmasını savunanlar giderek artıyor. Avrupa'nın borç sorunu henüz dip yapmadı. En kötü yaşanıp geride bırakılmadı. Dolayısıyla bu etki sürecek ve belki piyasalar üzerindeki etkisini artırarak sürecek.
Dolayısıyla küresel piyasalar Avrupa borç sorununun nereye gideceğini görmeden veya bu sorun hafiflemeden kendine güvenli bir pozitif trend çizmesi veya bu yola girmesi zor. O zamana kadar molaya, yatay dalgalı, hatta negatif seyre devam edebilir. Türkiye piyasası da dünyanın yörüngesinde yoluna devam eder.

*

Neden negatif yönde ayrışıyoruz?
Ancak nisan sonundan itibaren Türkiye piyasaları dünyadan daha negatif bir performans gösteriyor. İMKB mayıs başında en yüksek düzeyine göre yüzde 12 değer yitirirken gelişmekte olan borsaların ortalamasını yansıtan MSCI EM Endeksi yüzde 5 düştü. Bizdeki düşüş dünyadaki düşüşün iki katı. TL karşısında dolar yüzde 5.7, euro 1.3, döviz sepeti ise yüzde 3 artış kaydetti. TL, değer kaybetti. Faiz tarafında da gösterge faiz yüzde 8.5 civarlarına kadar düşmüşken yüzde 9 civarına yükseldi. Mayıs ayında yabancılar devlet iç borçlanma senetlerinden çıkıyor. Kasım ayından bu yana her ay alıcı iken ilk kez satıcı oluyorlar. 6 ayda 10 milyar doları bulan net alımları mayısta 1 milyarlık satışa dönmüş durumda.
Peki bu negatif trende bizim daha negatif yöndeki ayrışmamızın nedenleri ne?
■ Cari açık ilk ve en önemli neden. Aylık bazda 10 milyar dolara kadar çıktık. Seçim öncesinde not artışının önündeki en büyük engel de cari açıktı.
■ Seçim meydanlarında özerk ve bağımsız kuruluşların yetkilerinin fazlalığı sık sık gündeme getirilmesi yabancıları ürkütmüş olabilir. Hükümetin elinde kanun hükmünde kararname yetkisi var. Bununla bakanlıkları ve özerk kuruluşları düzenleyebilir. Bağımsızlığın gittiği veya azaldığı bir dönemde not artışı da zor, yabancının ilgisinin artması da.
■ Nihayet not artışı finansal piyasalar için önemli bir çipaydı. Geçen yılın sonuna doğru bu faktör satın da alındı. Ancak hem cari açık hem özerk kurum söylemi not artırımını öteletti. Artık seçim sonrasında hemen Türkiye'nin yatırım yapılabilir not seviyesine yükselmesini beklemiyor. Bu da yeni bir durumdu ve yeni bir fiyatlamayı gerektirdi.
Bütün bunlar yabancıları satışa sürükleyen nedenler.

SONUÇ: "Talih oynaktır, verdiğini çabucak geri ister." Publiliu Syrus

Yukarı