TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Başbakan'ın sıfır faiz hayali gerçekleşmiş bile

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bu hafta başında "Paradan para kazanma devri bitti, reel faizi sıfırlayacağız" dedi. Faizler ne kadar düşük olursa o ekonomi için o kadar iyidir. Maliyetleri düşürür, rekabet gücünü artırır, yatırımları, üretimi, tüketimi teşvik eder. Sonuçta ekonomik büyüme azamileşir, istihdam artar. Tıpkı içinde bulunduğumuz ortamdaki gibi. Yeter ki, o faizden sizi fonlayacak birileri bulunsun.
Başbakan'ın bu ideali zaten gerçekleşmiş. Hazine'nin dün yayımlanan mayıs ayı Kamu Borç Raporu'na göre, TL cinsi iç borçlanmaların ağırlıklı ortalama faizi yüzde 8'e inmiş. Yüzde 8 tüm zamanların en düşük rakamı. Bundan önceki en düşük rakam yüzde 8.1 ile 2010 yılına ait. Çok az bir iyileşme var.

KAZANÇ YOK: Gerçekleşen yüzde 8 Hazine faizine karşılık Merkez Bankası'nın yıl sonu için enflasyon tahmini yüzde 6.9. Bu kâğıtları alan bankalar veya şirketler faiz kazancından yüzde 20 kurumlar vergisi ödeyecek. Bu durumda yüzde 8 den alınan kâğıtların getirisi yüzde 6.4'e düşer ve yarım puan bir kayba uğrarlar. Reel kazanç yok, hatta kayıp söz konusu.
Kişisel yatırımcılar için vergi yüzde 10. Bu durumda yüzde 8'in getirisi yüzde 7.2'ye düşüyor. Enflasyondan arındırdığımızda geriye yüzde 0.28 kalır. Ancak bu kâğıtları bankalardan alınıyor. Bu da, komisyona gider. Elde kalır yine sıfır. Yani sıfır faiz gerçekleşmiş durumda.

Bono da, borsa gibi yabancılaşmasın?
Bu durumda yerli banka ve şirketler ile bireysel yatırımcılar devlet iç borçlanma senetlerini niye alsın? Almalarının herhangi bir ekonomik nedeni yok. Onlar da almıyor zaten. Fırsat düştükçe bono portföylerini azaltıyorlar da.
Yukarıda yer alan Hazine' nin tablosu bunun net sonuçlarını veriyor bize. 2010 yılı sonunda iç borç stokunun yüzde 62.9' u bankacılık kesimine aitken nisan sonunda bu oran yüzde 58.6'ya inmiş. 4 puan erimiş.
Bunun karşılığında payı anlamlı bir şekilde artan tek grup var. Yurtdışı yerleşikler. Yabancıların yüzde 12.5 olan DİSB'deki payları dört ay sonra yüzde 15.8'e çıkmış. Tarihsel olarak en üst düzeye yükselmiş. Yani devlet iç borçlanma senetlerinin yedi de biri doğrudan yurtdışı yerleşiklere ait hale gelmiş.

YABANCI NİYE ALIYOR: Peki onlar niye alıyor? Yerlilerin almadığı ve reel bir kazancının olmayacağı bir aracı yabancı niye alır? Elbette para kazanmak için. Ama yabancının yerliden farkı, bu işi döviz bozdurarak yaptıklarından dolayı sadece faiz getirisi için değil, aynı zamanda döviz kurunun düşmesinden de ek bir kazançlarının olmasında. Kaldı ki, bu kaynakları Türkiye'de kullanmayacakları için, enflasyon da onları ilgilendirmez. Onlar nominal faize ve kurun düzeyine bakarlar, kârlarını bu iki veri belirler.
Sıfır reel faizin ekonomi ve hükümet için yararı çok ama yerliler için bir cazibesi yok. Yabancı ise reel faize değil, faizin düzeyi ile birlikte kurun değişimine bakıyor. Sıfır faizde ısrar edilecekse, bunun önemli sonuçlarından biri, borsada yaşadığımız yabancı hâkimiyetinin bonoda da kurulması olacak, biline.

SONUÇ: "Gerçeğin en büyük düşmanı yalan değil, inançtır." Nietzsche

Yukarı