TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Yılın Ortası ile Birlikte Küresel Piyasaların da Havası Döndü

Geçen hafta hem yıl ortasını hem de küresel piyasalardaki dinlenme dönemini geride bıraktık. Küresel piyasalar iki aylık düzeltme hareketinden sonra yeniden harekete geçti. Borsalarda geçen hafta son iki yılın en yüksek artışlarının yaşanması bunun bir göstergesi kabul edilebilir. Risk alma iştahı yeniden artmaya başladı. Bu da hisse senedi borsalarından başlayarak bütün varlık fiyatlarına ve emtia fiyatlarına yansıyabilir.

DÖNÜŞTE 3 FAKTÖR ETKİLİ: Yıl ortası ile piyasalarda havanın dönmesinde etkili olan birkaç faktör sıralayabiliriz.
*Birinci faktör, elbetteki Yunanistan’ın kemer sıkma önlemlerini kabul etmesi ve yeni kredi dilimini almaya hak kazanması ile batmaktan şimdilik kurtulmasıydı. Tabii batarken bazı Avrupa, hatta Amerika bankalarını da beraberinde sürükleyebilecekti. Bu durumun sisteme ve piyasalara Lehman Brothers bankasının batmasından daha büyük zarar vereceğini savunanlar bile vardı. Sonuçta bu ihtimal rafa kalktı, piyasalar şimdilik derin bir soluk aldı. 29 Nisan’da başlayan risk almaya ara verme, dinlenme ve düzeltme dönemi de geçen haftaki hareketle son buldu.
*İkinci neden, görünüşte ABD ISM İmalat Sanayi Endeksi’ndeki artıştı. Endeks mayısta yüzde 53.5’ten haziranda yüzde 55.3’e çıktı. Bu ciddi bir artış değil. Ancak bu rakam, son haftalarda ABD ekonomisinin durgunluğa, hatta resesyona doğru gittiğine işaret eden verilerin ardından tersini söyleyen ilk veri. Bunu başka verilerin de izlemesi gerekiyor. Ancak piyasaların ABD ekonomisine yönelik endişelerini azalttığı, en azından resesyon ihtimalini iyice zayıflattığı bir gerçek.
*Üçüncü neden de, yılın üçüncü çeyreğine başlarken, Yunanistan gibi piyasaların gidişinde çok önemli pozitif gelişme yanında, ABD ekonomisinde işlerin o kadar da kötüye gitmediğine ilişkin veri ile takvim etkisinin çakışmasıydı. İkinci çeyrekle bir hesap kapatma dönemi sona erdi. Yeni bir hesap açma dönemi, alınan riskin gerçekleşmesi halinde bunu telafi edecek adımları atacak kadar zaman bulunması gibi avantajlar sunduğundan, risk alma iştahını kabartıyor. Geçen yıl da benzer gelişmeler olmuş ve piyasalar 25 Haziran’dan sonra düzelmeye başlamıştı. Bu yılki dinlenme dönemi de geçen yılkine çok yakın tarihlerde sonuçlandı.

KALICI TOPARLANMA ŞARTI: Ancak bu toparlanmanın daha kalıcı olması için, temmuz ve ağustos ayında bazı verilerin pozitif çıkmaya devam etmesiyle birlikte ABD’nin borçlanma limitinin genişletilmesi gerekiyor. Özellikle borçlanma limitinin genişletilmesi ABD başkanlık seçimi öncesinde siyasi bir karar ve zor bir süreç.

***


TL en çok düşen üçüncü para
Yılın ilk yarısında dolara karşı TL yüzde 5.4 değer kaybetti. 2001 sonrası uygulanan dalgalı kur rejiminde çoğu yıllarda dolar karşısında değerlenen TL, istisnai yıllarından birini yaşıyor. Bunlardan ilki 2006 yılında orta şiddetle bir piyasa dalgalanması ile yaşanmıştı. İkincisi ise küresel krizde, 2008 ve 2009 yıllarında gerçekleşti. 2011’de ise ne kriz yaşandı, ne de orta şiddetli bir piyasa dalgalanması oldu. Ancak Merkez Bankası’nın Kasım 2010’dan itibaren uygulamaya koyduğu yeni para politikası, TL’nin değerlenmesini durdurduğu gibi, değer kaybını da başlattı. Düşük politika faizine, geniş faiz koridoruna ve yüksek zorunlu karşılıklara dayalı yeni politika, çok kısa vadeli sıcak paranın daha uzun vadeye gitmesine yol açtı.Yılın ilk yarısında nisan sonuna kadar süren risk alma iştahının yüksekliğinin bir sonucu olarak emtia fiyatları son yılların en yüksek performansını gösterdi.


***

Risk alma kervanına Türkiye de katılır mı?
Yılın ilk yarısında Türkiye piyasaları dünya piyasalarından negatif yönde ayrıştı. Gelişmiş dünya borsalarının ortalamasını gösteren MSCI Endeksi yüzde 3.4 artarken gelişen ülkeler yarım puan kadar düşüş kaydetti. Ancak Türkiye Borsası’nın kaybı yüzde 4.5’e yükseldi. Bu açıdan Türkiye kaybedenler liginde yer aldı. Halbuki Türkiye ekonomisi bu dönemde büyüme açısından dünya rekoru kıracak kadar iyiydi. Daha geçen hafta açıklanan yılın ilk çeyreğine ait büyüme verileri yüzde 11’lik bir artışı ifade ediyor.

AYRIŞMANIN NEDENİ: Buna karşılık Türkiye borsasını dünya performansından ayıran ise Kasım 2010’da Merkez Bankası para politikalarında yapılan değişiklikti. Bu politika çerçevesinde bankalara getirilen yükler, banka kârlarını da, borsada hisse senetleri değerlerini de düşürdü. Beraberinde borsanın performansını etkiledi. Yine para politikası ile TL’deki değer kazanma süreci tersine döndü. Bu iki faktör kısa vadeli yabancı sermayenin girişini de zorlaştırdı.
TÜRKİYE’Yİ ETKİLER Mİ: Küresel piyasalarda risk alma iştahının yeniden kabarmaya başlaması Türkiye’yi elbette az veya çok etkileyecek. Yılın ilk yarısında gerçekleşmeyen dünyayla paralel gidişin yılın ikinci yarısında olabilmesi için, ya cari açıkta sonuç alıcı önlemlerin yürürlüğe konulması, ya da yabancıların bakış açılarının değişmesi ve faiz inatlarından vazgeçmeleri gerekecek. Bakalım ilk yarıda olmayan ikinci yarıda olacak mı?

SONUÇ: “Yeni bir durum yeni bir mimarı gerektirir.” Jean Novvel 

Yukarı