TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Paraya bir alternatif: Altın

Altın son 10 yıldır yükseliyor. 2002'den itibaren her yıl az veya çok değerlendi. Bu değer artışı son yıllarda hızlandı. 11 Eylül 2001'deki terör saldırısı, 20 yıldan beri uyumakta olan altını uyandırdı. Onsu 253 dolara kadar inen altın bu tarihten itibaren tırmanışa geçerek önceki gün 1.550 dolarla tarihi en yüksek kapanışı gerçekleştirdi. 10 yılda 5 katından fazla arttı. 1971'de 35 dolarla başlayan ve 1980'de 850 dolarla son bulan ilk tırmanışındaki artışı da 23 kat idi. Ancak öyle bir artışı 20 yıl süren ve yüzde 70'e kadar varan bir düzeltme izledi. Bugün izlemekte olduğumuz artış da geçmişteki bu uzun süreli fiyat düşüşünün bir düzeltmesi olarak değerlendirilebilir. Bu yükselişin de elbette bir gün düzeltmesi gelecek.

ALTIN NEDEN YÜKSELİYOR?:

■ Küresel kriz öncesi likidite bolluğu hem emtia fiyatlarını hem de altın fiyatlarını artırıyordu. Krize ilaç olarak sunulan düşük faiz ve bol para da, altın ve emtiaları desteklemeye devam etti.
Dünya parası olarak doların tahtının sallanması, ikinci en çok kullanılan para olan Euro'nun zayıf görünümü altına ilgiyi artırıyor. Özellikle kriz sonrası dönemde.
■ Dünya likiditesinin artması ve küresel krizin sonucu olarak kamu borçlarının artması da, altını yükselten faktörlerden biri. Yunanistan'la başlayan borç sorunu diğer ülkelere sıçradı ve son olarak İtalya ile devam ediyor. Borç sorununun aşılması parasallaşma ve enflasyon artışı ihtimalini yükseltiyor. Borç sorununun ve parasallaşmanın eninde sonunda yüksek enflasyon yaratacağı hesabıyla altına yönelim devam ediyor.

ALTIN İMDADA YETİŞTİ:
Altının değerinin yükselmesi bu emtiayı çok seven Türkiye için iyi bir şans haline geldi.
Yastık altında veya stoklarda 5 bin ton altın olduğu tahmin ediliyor. Sadece temmuz ayındaki artışla altın stokumuzun değeri 14 milyar dolar artmış. Her güne 1 milyar dolar artış demek. Türk halkının en yaygın tasarruf aracı da altın. Faiz ve diğer yatırım araçlarının yüksek getirileri geçmiş yıllarda kaldı. Altın imdada yetişti.

Paraya ikinci alternatif: Emlak

2004'ten itibaren yükselmekte olan emlak fiyatlarının artık iyice şiştiği görüşleri var. Gerçekten bazı projelerde ve yerlerde öyle olabilir. Ama belli bir ilin veya İstanbul'un bir semtinin dışına çıkıldığında, ille de belli projelere takılıp kalınmadığında durum böyle olmayabilir.
■ Türkiye'de henüz kentleşme tamamlanmadı. Nüfusun yüzde 24'ü köylerde yaşıyor. Bu oran yüzde 10'lara doğru inecek. Doğudan batıya göç sürecek. Göçlerin doğurduğu bir emlak talebi sürecek.
■ Bir de, binaların yenilenme ve daha güvenilir hale getirilme ihtiyacı bulunuyor.
■ Krediyle konut alımı daha yeni başladı.
■ Kişi başına gelir 10 bin doları yeni buldu ve artmaya devam edecek.
Bütün bu sayılanlar gayrimenkulün Türkiye'de uzun yıllar canlı kalmasını sağlayacak.
DÜŞÜK FAİZ KATKISI: Buna özellikle izlenmekte olan para politikasının katkısını eklemek gerek. Türkiye'de ilk kez faizler tek haneli rakamlara düşürüldü. Reel faiz artık yok. Döviz bir yatırım alternatifi olmaktan çıktı. Bizzat bu iki araç gündemden düşünce otomatik olarak gayrimenkul öne çıkar. Halkımız borsayı bilmese de, gayrimenkule yatırımı iyi bilir. Hem demokrafik özellikler, hem kişi başına gelirin artışı, hem de alternatifsizlik parayı gayrimenkule yönlendirebilir. Özellikle hükümet programında "Tek haneli rakamlara inmiş olan enflasyon ve faiz oranlarını kalıcı hale getireceğiz" cümlesi, bu durumu tetikleyecektir. Faiz konusundaki lobi tartışmalarını ve geçmişte Başbakan'ın yaptığı açıklamaları dikkate alırsak, bu cümlenin önemi daha iyi anlaşılacaktır. Faizden ve dövizden kazanamayanlara veya kazancı yeterli bulmayanlara, gayrimenkule yatırım yeni bir alternatif olarak ortaya çıkacaktır.
Faizin düşük kaldığı ve reel faaliyetlerin hızlandığı bir ekonomik ortam şirketlere de yarar. Düşük enflasyonist ortam ise temettü verimliliğini öne çıkararak uzun vadeli hisse senedi yatırımını teşvik eder. Böyle bir ortam TL faizli enstrümanların önünü kapatırken altın, arsa ve borsanın önünü açıyor.
SONUÇ: "Hergölge, eninde sonunda yine ışığın çocuğudur." Stefan Zweig

Yukarı