TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Krize de girsek cari açık düşmeyecek mi?

 

IMF'nin 9-10 Temmuz'daki G-20 toplantısı nedeniyle hazırladığı rapor herhalde en çok Türkiye ekonomisini ilgilendiriyor. Çünkü en çok Türkiye ekonomisine ait tahminlerinde değişiklik yapılmış. Hem de büyük değişiklikler.

IMF GÖZÜYLE TÜRKİYE: Yapılan değişiklik şöyle:
■ Türkiye 2011'de beklenenden daha yüksek yüzde 8.7 büyüyecek.
■ 2012 büyümesi ise yüzde 2.5 olacak. Yılın son çeyreğinde yüzde yarım daralma öngörülmüş. Zaten yüzde 8.7 büyümeden yüzde 2.5'e düşülebilmesi için, birkaç çeyrek eksi büyüme gerekiyor.
■ Büyümede keskin düşüşe rağmen IMF enflasyonda sıçrama ve cari açıkta düşüş öngörmüyor. Hatta bu yıl için enflasyonu yüzde 5.5 öngörmüş. TCMB bile yüzde 6.9 bekliyor. Gelecek yıl ise yüzde 6.4'e çıkarmış. Böyle bir sonuca varılması ilginç.
■ İkinci ilginçlik de, cari açığın bu yıl için 85 milyar dolar veya milli gelirin yüzde 10.5'ine varacağının tahmin edilmesinde. Bizim tahminimizin çok az üzerinde. Ama revizyonda oldukça cömert davranıldığı bir gerçek. IMF'yi hiç böyle görmemiştik.
■ Bunun yanında 2012'de büyüme yüzde 2.5'e iner ve 6 puan düşerken cari açıkta düşüş öngörülmüyor. IMF, 2012 için cari açığı milli gelirin yüzde 9.8'i düzeyinde tahmin etmiş. IMF'ye göre açık 2013'te yüzde 9.9 ve 2014'te yüzde 10.0 gibi yüksek düzeylerde kalacak. Demek ki, o yıllara kadar bu ölçüde bir açığı finanse edeceğiz, edeceğiz ki vereceğiz.
■ Bu karamsar rakamlara karşılık bütçede iyi gidişin süreceği öngörülmüş.
Bütçe açığının milli gelire oranı bu yıl yüzde 1.9'a. gelecek yıl yüzde 1.6'ya inecek. Dolaylı vergilere dayalı bir sistemde büyümenin düşmesi, vergi gelirlerini de düşürür. Bu nedenle IMF'nin Türkiye lehine görülen bu revizyonu da inandırıcı değil.
Rapor, dünya ekonomisinde kriz öngörmüyor. Bu yıl yüzde 4.3 ve 2012'de yüzde 4.5 büyüme tahmin ediyor. Kriz, sanki yüksek büyüme ve cari açıktan dolayı sadece Türkiye için öngörülmüş gibi. Burada negatif bir ayrımcılık var gibi.

***

O kadar da değil herhalde!
IMF'nin Türkiye revizyonunun bir kısmına katılmakla birlikte bir kısmını anlamakta zorluk çektiğimi belirtmeliyim. Hatta rakamların kafadan atılmış veya çok acemice hesaplandığı gibi bir izlenim edindim. IMF gibi bir kurumla da bunu bağdaştıramadım.
Ya önyargılılar, ya işi bilmiyorlar ya da bizim bilmediğimiz bazı bilgilere sahipler. Hükümet veya bürokrasiden öyle izlenimler edindiler ki, reel ekonomide daralma yaşanmasına karşılık kurun kendini düzeltmeyeceğini varsaydılar. Varsaydılar ki, böyle bir düzeltmede enflasyonu artırmadılar. Demek ki, krizin olacağını ama devalüasyonun olmayacağını varsaydılar. Bunun için ithalata bağımlılığın devamını öngörmüşler ve cari açığı kriz sırasında bile düşürmemişler. Ama bağımlılık devam etse bile, büyümeyle ithalat da aynı hızda olması bile düşer. Bu hesap edilmemiş. Eğer büyüme 6 puan düşüyor da, cari açık hiç yerinden kıpırdamıyorsa vay halimize. Ölmüşüz, kimsenin haberi yok.

TEK HAKLI TARAFI: Diyelim ki, IMF heyeti kur konusunda hükümeti katı buldu, elindeki araçlarla kur artışlarının önünü kesebileceğini varsaydı. Bu duruma uygun olarak yüzde 10 civarında bir cari açığın 2014 yılına kadar devam edebileceğini tahmin etti. Bu durumda açık finanse edilebiliyorsa neden düzeltme yaşansın ki? Türkiye'den sermaye çıkışı yaşanmadan düzeltme zor. Sermaye çıkarsa da, yüksek cari açığın finansmanı mümkün değil. Finansmanı yoksa cari açık da verilemez. Raporun haklı olduğu tek taraf ise cari açığın ciddi bir risk haline geldiğidir.

ASIL DÜZELTME: Çünç cari açığı durduramaz hatta makul seviyelere çekemezsek, bir aşamada düzeltme yaşayacağız. Bu düzeltmeyi, ya dünyanın iyileşmesi, ya da kötüleşmesinin tetikleyebileceğini düşünüyoruz. Bu düzeltme sırasında eğer devalüasyon yaşanmayacaksa, o düzeltme düzeltme sayılmaz. İthalata bağımlılıkla cari açık sürer ki, yeni düzeltmeler bizi bekler.

SONUÇ: "Her engel kendi içinde bir çözüm sunar." Leonardo da Vinci

Yukarı