TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Muğla'nın saraylısı var tatlı kebabı var sulu ve gece yenir

Turizm bölgelerinde yemek mekanlarını araştırmaya devam ediyoruz. Yerli turistin en fazla rağbet ettiği yer Bodrum, Fethiye, Marmaris, Datça, Akyaka, Gökova. Bu yerlerin bulunduğu ilin adı Muğla. Bazılarının yolu da Muğla'nın merkezinden geçer. Ya tatil dönüşünün ilk aşamasıdır ya da tatile gidişin son aşaması. Pek durak yapılmaz, geçilip gidilir. Ancak Muğla da kendine özgü, yerelliği olan, her ne kadar kent nüfusu 100 binin altında da olsa kültürel ve sosyal hayatı olan bir yerdir. Muğla saraylısı gibi orijinal bir tatlısı ve yemekleri vardır.
Muğla saraylısı bir tatlı. Bunun yanında Muğla kebabı da var. Ancak o da çorba ve buraya özgü. Kebabın çorbası olmaz demeyin, bu biraz sulu bir kebap. Kentte bu kebabı en iyi yapan da 85 yaşındaki Çimen Dayı. Sebahattın Çimen 1926 yılında doğmuş, 1937 yılından beri Muğla kebabını pişiriyor ve Muğla köftesi yapıyor. Ancak sağlık sorunları nedeniyle dükkanı kapatmış, İzmir'de tedavi görüyor. Yerine bırakacağı kimse yokmuş. Oğlak etinin fırınlanması ve içine kuyruk yağı konulmasıyla yapılan sulu bir yemek çeşidi bu kebap. Tam bir gece yemeği. Selahattin Çimen de gece saat 22 gibi gidermiş işine sabah gelirmiş. Muğla'ya dışarıdan gelenler de eğer bu kebabı biliyorsa, yemeden dönmezlermiş. Şimdi müdavimleri dört gözle Çimen Dayı'nın dönmesini bekliyor. Çimen Dayı, Muğla kebabı taş fırında ve toprak kaplarda pişiriyor. Şimdi ise Belediye Fırını'nın karşısında Çorbacı Burhan'da bu kebabı yapıyor. Kendisini İzmir'de tedavisi sürerken bulduk. Bir kaç güne kadar döneceğini belirterek "Hem kebap yaparım, hem cümbüş çalarım" dedi.
Muğla'nın geçmişten gelen bir lezzeti de Muğla köftesi. Bu köfte de Teke Bölgesi'nde rastladığımız yağlı köftenin yarım yağlısı gibi. Bu köftenin en iyi ve en eski temsilcisi Köfteci Kemal 1970'te işe el arabasıyla başlamış. Bugün üçüncü kuşağın elinde. Köftenin harcına un ve tuz dışında bir şey karıştırılmıyor. Izgarada pişerken eriyen yağlar bitişikteki yağdanlıkta toplanıyor. Pişen köfteler servis yapılmadan önce bu yağ haznesine sokulup çıkartılıyor. Ekmekler de bu yağdanlıkta hafifçe yağlanıyor. Köftenin lezzeti de buradan geliyor.

Kentte yayla havası

Muğla'nın yemek mekanları bakımından başka bir ayrıcalığı daha var. O da kentin hemen yanında yer alan ve arada sadece 3 km mesafede bulunan yayladaki mekanlar. Burada tarihi binalarda ve tarihi çınar ağaçlarının altında mekanlar yöresel yemek sunuyor. Bunlardan dört tane var bu yaylada. Biz ikisine yer verdik. Karabağlar yaylasının rakımı Muğla'dan daha düşük. Ancak en önemli özelliği serin olmasında. Hem çınar ağaçlarının etkisi var hem de zemin serin. Zeminin serinliğinin toprak altındaki su kaynaklarına bağlıyorlar. Ancak serin olduğu kesin. Dolayısıyla kentin seviyesinden daha düşük olmasına karşılık yayla özelliği taşıması da buradan geliyor. Muğla gibi güneşi ve sıcağı bol bir yerde kentin dibindeki serinlik elbette bir cennet. Bu nedenle butün Muğlalılar ya denize ya da yaylaya gidiyor. Yaylada geçmişteki en yaygın mekanlar kıraathanelerdi. Bunlardan ikisi bugün onarılmış ve restorana dönüştürülmüş. İkisinin bahçesinde 8 asra varan çınar ağaçları var. Biri Keyfoturağı diğeri Süpüroğlu.
Keyfoturağı kente daha yakın. Yaz kış açık. Biber kavurmasından sarmısaklı yoğurtlamaya, yaprak sarmadan iç baklaya, çingine pilavından ekşili bibere, bakla yaprağı sarmasından kuru börülce salatasına kadar pek çok meze çeşidi bulunuyor. Mekanı Tevfik ve Ferhat Girgin'e işletiliyor. Sucuk köfte, kiremitte kuzu göbeği mantarı gibi spesiyalleri de bulunuyor.
Süpüroğlu'nun avlusunda altı tane anıtsal ağaçlar var. Menüsünde tandır, döş dolması, köy tavuğu, saç kavurma, mumbar, ekşili tavuk, çökertme kebabı, sarma, bonfile ve ızgara çeşitleri bulunuyor. Süpüroğlu Konağı özellikle kapı ve tavan süslemeleri başta olmak üzere Muğla ahşap işlemeciliğinin çok güzel örneklerini sunuyor.

Akyaka'da Gökova Körfezi, sakinlik, Ula evleri ve Azmakbaşı'nda balık var

Muğla'ya en yakın deniz kıyısı Akyaka. Ula'dan geçilerek gidiliyor. Muğla'dan sonra Ula İlçesi'nde ünlü Ula evlerinin örnekleri daha göze batıyor. Ancak bu evlerin sıralı, en güzel ve en yoğun olduğu yer Akyaka. Hakikaten Gökoava'nın bu yakası evlerinin doğaya uyumu ve beyazlığıyla "ak" hale gelmiş gibi. Ünlü Ağahan Mimarlık Ödülleri'ni kazanan evlet de burada. Bu evlet özellikle dağdan Gökova Körfezi'ne doğru inişte ve Akyaka'ya girişte karşılıyor sizi.
Akyaka aynı zamanda Gökova Körfezi'nin ucunda. Azmak Deresi'nın koyun bu bölümünden denize dökülmesi Akyaka'ya ayrı bir hayat katmış. Derenin yanları ve üstü ağıçlarla kaplı. Her iki yanına balıkçı restoranları ve lokantalar sıralınmış. Sakin mi sakin, doğal mı doğal, yeşil mi yeşil, su da var. Suyun yarattığı serinlik yetmiyorsa ayakları dereye uzatmak da mümkün. Buradaki restoranların en eskisi ve en ünlüsü Halil'in Yeri. 1967'de kurulan restoranda 3. kuşak işbaşında.
Cennet Restaurant daha 1985'te kurulmasına karşılık Halil'in Yeri ile rekabete tutuşacak boyuta gelmiş. Azmakbaşı'nda suyun yanında, ağaçların altında. Lagos, sinarit, çipura, barbun ve mercan en çok servis ettikleri balıklar. Meze ve ot çeşitleri de zengin. Sahibi ise balıkçılıkla uğraşan Kemal Şahin.

Yukarı