TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Finansman darboğazı en aza indi

Bütçe açıklarını daraltan ve kamu borcunu makul boyutlara indiren Türkiye küresel etkilerle düşük, hatta negatif faiz düzeyini yakaladı. Düşük faiz ortamının en çok kamu kesimine yaradığını gördük. Ödenen faiz milli gelirin yüzde 17'sinden 4'ün altına indi.

SON 10 YILIN EN DÜŞÜĞÜ: Düşük faizin etkisini bir de sanayide görüyoruz. İSO'nun yaptığı Ekonomik Durum Tespit Anketi ilk kez finansman darboğazı içindeki işletmelerin oranının yüzde 50'nin altına indiğini gösterdi. Yüksek faiz döneminde sanayi kuruluşlarının en başta gelen sorunu finansmandı. Bunlar içinde elbette küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin sayısı çok. İşletmeler finansman darboğazını en çok 2001 krizinde hissetti. Şirketlerin yüzde 73'ü finansman sorunu yaşadı. 2001 faizlerin de, tüm zamanların en yüksek düzeyine çıktığı yıl.
Krizden çıkışla finansman sorunu hafifledi ve 2004'te yüzde 51.6'ya geriledi. Oran, küresel krizin en şiddetli aşaması olan 2008'in ikinci yarısında yüzde 69.9'a kadar çıktı. Oranın iyileşmesi ekonomik büyümeyle paralellik arz ediyor. 2011 yılında finansman darboğazı yaşayan şirketlerin oranı yüzde 48.9'a inerek son 10 yılın en düşük düzeyine geriledi.

EMTİA DARBESİ: Bu durumun sanayinin rekabet gücünü artırması beklenirdi. Ancak finansman maliyetleri önemini yitirirken bu kez hammadde maliyetlerinin yüksekliği sanayinin rekabet gücü açısından temel sorun haline geldi. Bu da düşük faiz ve bol para dönemin getirdiği bir sorun. Yani madalyonun diğer yüzü. Küresel bol ve ucuz paranın bize hediyesinden sonra bir de yüksek emtia fiyatları ile faturası oldu. Çünkü yüksek emtia fiyatları bol ve ucuz paranın bir sonucu.
İşletmeler rekabet gücü açısından ikinci temel sorun olarak, kayıtdışılık ve haksız rekabeti gösteriyor. Bu aşamaya gelmek de önemli. Sanırım rekabet gücünü artırmada asıl yapılması gerekenlere de buradan başlamak lazım.
Kârlılık oranlarının düşmesi ise sanayinin rekabette zorlandığının göstergesi. Buna karşılık değerli TL'yi sorun olarak belirtenler yüzde 2.9 ile ihmal edilebilecek düzeyde. Bu da reel sektörün dövizdeki açık pozisyonuna ve ithal girdiye bağımlılığına yorumlanabilir.
Finansal yapısı sağlamlaşırken sanayinin rekabet gücünü yitirmesi ise sorunun yer değiştirmesinden ve geçmiş dönemde TL'nin aşırı değerlenmesinden olsa gerek.

SONUÇ: "İşler ne kadar değişirse değişsin, bir o kadar aynı kalıyor." Alphonse Karr

Yukarı