TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Servet etkisi ile büyümede dünya ikincisi

Küresel krizde yüzde 4.8'lik daralmanın ardından geçen yıl yüzde 9 büyümüştük. İkinci çeyrek büyüme verileri tahminlerin ve söylemlerin üzerinde geldi. Merkez Bankası'nın 'yavaşlıyoruz veya ekonomi durgunluğa giriyor' şeklindeki söylemine, ekonomi yönetiminin ihtiyatlı tutumuna rağmen ikinci çeyrek büyümesi yüzde 8.8 açıklandı. Bu oran Çin'den sonra dünyanın ikinci yüksek büyümesini oluşturuyormuş.
■ Büyümeyi yükselten asıl unsur iç talepti. Yüzde 8.8'lik büyümeye en büyük katkı 6.3 ile hanehalkı tüketiminden, yüzde 6.6 ile özel sektör sabit sermaye yatırımından geldi.
■ Sektörel bazda büyümeye en çok katkıyı sanayi üretimi yüzde 2.1 ile yaptı. Ticaret ile ulaştırma yüzde 1.7'şer düzeyinde katkıda bulundu.
■ Ekonominin bütün sektörlerinin canlı olmasında genel seçimin bu çeyrekte yapılmasının payı mutlaka var. Hem kamu harcamaları hem de özel sektör talebinin artırılması yoluyla bu etki gerçekleşti. Faizler tarihsel olarak en düşük düzeyindeydi. Enflasyon en düşük düzeyindeydi. Bu durum özel tüketim için ciddi bir teşvik haline geldi.
■ Ancak yeterli değil. Bu dönem aynı zamanda küresel krizden çıkışla da çakıştı. Ertelenen tüketim, yatırım realize ediliyordu. Büyüme bu etkiyle daha yüksek gerçekleşti.
■ Yine de yetmez. Hanehalkı ki, büyümeyi asıl onların harcamaları ve yatırımları gerçekleştirdi, son küresel krizden servetlerini büyüterek çıktılar. Ne dövizden, ne faizden darbe yediler. Altından çok iyi kazandılar. Borsadaki kayıplarını hızlı telafi ettiler. Gayrimenkulleri değerlendi. Bırakın servet kaybını ilk kez servet büyümesine şahit olduk. Bu durum Türkiye'de ilk kez gerçekleşti ve kriz sonrası iç tüketimin patlamasını beraberinde getirdi. En önemli belirleyici bize göre servet etkisiydi.

700 $'LIK ARTIŞ: Bu etkenlerle büyüme yılın ikinci çeyreğinde yüzde 8.8'e, yılın ilk yarısında yüzde 10.2'ye ulaştı.
■ Paylaşılan pasta büyüdü. Yıl ortası itibarıyla GSYH, 787.2 milyar dolara ulaştı ve geçen yıl sonuna göre 52.3 milyar arttı. Tüm zamanların en yüksek milli geliri. Buna göre kişi başına milli gelir 578 dolar arttı ve 10.645 dolara yükseldi.
■ Artan milli gelire ters orantılı olarak net kamu borcu, dış borç oranları ve benzer rasyolar geriledi.
■ Büyüme oranının çift haneli olmasına karşılık enflasyon tek hanelerde kaldı. Üstelik bu büyüme daha çok iç taleple sağlandı.
■ İşsizlik kriz sonrasında ilk kez yüzde 9.4 ile tek haneli düzeye indi. Büyümenin kişi başına gelir yoluyla yaptığı katkıdan daha çoğunu istihdam yaratmada yaptığını görüyoruz.
Bütün bunlar bize madalyonun parlak yüzünü gösteriyor.

***

Cari açıkta dünya dördüncüsü

Dün açıklanan temmuz ayı cari açık rakamları aslında net bir iyileşmeye doğru gidişi ortaya koydu. Aylık 7.5 milyar dolarlık cari açıktan temmuzda 5 milyara inildi. Yaz aylarında biraz daha gerileme söz konusu olabilir. Ancak bu rakamlar da yüksek. Aylık 5 milyar dolar da olsa, yıllık 60 milyar dolar eder. Konjonktür uygun, hadi bu yıl, gelecek yıl finanse ettik, ya sonrası ne olacak? Temmuz sonunda yıllık açık 74.5 milyar dolara yükseldi. Gelecek ayların eklenmesiyle 80 milyar doların üzerini herhalde göreceğiz. Bu durumda açığın milli gelire oranı çift haneyi bulacak. Çünkü haziran ayındaki 72.810 milyon dolarlık açığı dünkü milli gelire oranladığımızda karşımıza yüzde 9.25'i bulan bir oran çıkıyor. Bu oran bile Türkiye'yi dünyada dördüncü en yüksek cari açık veren ülke yapmaya yetiyor. IMF verilerine göre cari açığın milli gelire oranı Mozambik'te yüzde 12.7 ile en yüksek, Yunanistan'da yüzde 10.5 ile ikinci ve Portekiz'de yüzde 9.9 ile üçüncü sırada yer alıyor. Dördüncü sıradaki Tanzanya'nın yüzde 8.6'lık oranını ise şimdiden geçtik. En garantili şekilde Türkiye dördüncü sırayı alır. Hatta Portekiz'i de zorlar, yani üçüncülüğü alabilir. Bu da yüksek büyümedeki parlak madalyonun diğer yüzü ya da mevcut ekonomik yapıda yüksek büyümenin bir bedeli. Kısa vadede büyümeyi durdurmadan cari açığı çözmek mümkün değil. Hükümet de 'ne olursa olsun ama yüksek büyüme olsun' yaklaşımından yana. Küresel konjonktür ise büyümeyi aşağı çekerken cari açığı finanse etmeye daha elverişli. Bu şartlar altında dengenin sürdürülmesi biraz büyümeden biraz cari açıktan kırpılması şeklinde neden olmasın?

SONUÇ: "İnsanın gözü karanlıkta da iyi görmez, fazla ışıkta da."Montaigne

Yukarı