TVRadyo
Abdurrahman Yıldırım
Abdurrahman Yıldırım

Kriz karşısında ekonomi ne kadar sağlam?

AK Parti Hükümeti'nden önceki hükümetin ekonomiden sorumlu bakanı Kemal Derviş "Bu dinamizm devam ederse Türkiye, hakikaten son 10 yılda kat ettiği mesafeden daha fazlasını önümüzdeki 10 yılda katedebilir. Belki uzun bir mücadele, uzun bir yoldan sonra cumhuriyetin 100. yılında umut edildiği gibi dünyanın en ileri ülkeleri ailesine katılabilir. Türkiye gelecek vaat ediyor" demiş.
IMF Başkanlığı'na adaylığı hükümet tarafından desteklenmese de Kemal Derviş hükümetin ekonomide aldığı sonuçları görmezlikten gelmiyor, fırsat düştükçe hükümetin hakkını teslim ediyor.
Küresel krizde ikinci dip ihtimali ortaya çıktığında Başbakan Erdoğan da "Göreceksiniz bu kez teğet bile geçmeyecek" iddiasında bulunmuştu. Başbakan'ın sözlerini "teğet çeyreklik bazda yüzde 14'ü bulan ekonomik daralmaysa bu kez elbette daha az etkileneceğiz" biçiminde algılamak mümkün. Çünkü Türkiye bu krize, küresel krizin ilk aşamasına yakalanmasından daha güçlü bir yapıda giriyor. Nedir bunlar sıralayalım.
■ Birincisi ekonomi yüksek büyüme, yüksek iç tüketim, yüksek beklentiler, artan gelir ve artan bir servetle giriyor bu yeni döneme. İç pazarın güçlü oluşu, Türkiye'yi dünyadan ayrıştıracak ve daha az etkilenmesini sağlayacak en önemli faktör.
■ İkincisi, yüksek büyümeyle de ilgili olarak bütçe açıklarının tarihi dip seviyelerine inmiş olmasıdır. Bu yılın ilk 8 ayında bütçe 28 yıldan sonra ilk kez fazla verdi. Bütçede bu sıkı gidişi tehlikeye düşürecek olağan bir gelişme de ufukta görülmüyor. Bütçe açığında rol oynayan en önemli faktör yüksek faiz ödemeleriydi. Faiz oranlarının reel olarak sıfıra düşürülmesinin etkisiyle bu giderler çok daraltıldı ve dörtte bir düzeyine indirildi. Vergi gelirleri de, yüksek ithalat ve yüksek büyümeden dolayı gayet iyi seyrediyor.
■ Üçüncü önemli gelişme, kamu borcu oranının makul sayılacak seviyelerde olmasıdır. Gelişmekte olan ülkelerin ortalama kamu borçlarının milli gelirlerine oranı yüzde 38 düzeyindedir. Türkiye'de de bu oran bu seviyelerdedir. Ve giderek düşme eğilimindedir.
■ Türkiye çeyrek asırlık aradan sonra tek haneli nominal faizi ve neredeyse sıfır reel faizi yakalamış durumdadır. Düşük faiz, iç tüketim ve yatırımlar için en büyük itici güçtür. Tek haneli faizin sürdürülmesi için de mevcut koşullar yeterlidir. Enflasyon tek hanelidir, kamu borcu düşüktür ve kontrol altındadır, Türkiye riski düşüktür.
■ Yakın zamanda enflasyon tehlikesinin olmaması da, ekonominin en önemli kazancıdır. Yüksek büyümeye rağmen, ithal mal ve girdilerin fiyatı kur artışına paralel artmasına karışılık, böyle bir tehlikenin ortaya çıkmaması yurtiçi rekabet ortamı ve kapasite artışı ile yakından ilgilidir. Özel sektör yatırımlarının 2010 ve 2011 yıllarında yüzde 30-40 arasında artış kaydetmesi kapasite artışının, arz artışının en önemli kaynağıdır.
Enerji fiyatlarına ve alkollü içeceklere zam yapılmaması veya bir yerde kamusal zamların
bütçenin rahatlamasından dolayı tutulması ya da sınırlı şekilde artırılması da, düşük enflasyona ulaşmada önemli rol oynuyor. Bu durum, bütçedeki başarıdan dolayı sürdürülebilir.
■ Bütün bu başarıların karşısında cari açığın yüksek olması gibi bir durumla karşı karşıyayız. Bu yılki cari açık 80 milyar dolara ve milli gelire oran olarak yüzde 10'a doğru gidiyor. Dünya konjonktürü böyle bir açığı finanse etmeyi bugün itibarıyla kolaylaştırıyor, ancak gelecek yılların garantisi yok. Tek başına cari açığın Türkiye ekonomisini yere serememesi ise bütçenin sıkı gidişi ile açıklanabilir. Bütçede iyi gidiş, dövizdeki açığı tolere ediyor.

SONUÇ: "Bu kadar kusur, kadı kızında da olur."Türk atasözü

***

Döviz 10 ayda yüzde 26 artış neye yol açar?

Dolar dün 1.8096'ya çıktı. 9 Mart 2009'daki 1.8250yi yakalamaya az kaldı.
Doların bu artışı 9 Kasım 2010'daki 1.4099 ile karşılaştırılınca yüzde 27.4'lük artış ortaya çıkıyor. Sepet döviz artışı da yüzde 26.1 düzeyinde gerçekleşti.
■ Bu kur artışı eğer kalıcı olacaksa en önemli sonuçlarından birini varlık fiyatları ve gelirler üzerinde gösterecek. Servetler ve varlıklar belli ölçülerde azalacak.
■ Bir başka olumsuz sonucu da enflasyona olacak. İthal mal ve girdi fiyatlarını artırmasından dolayı enflasyonu belli ölçüde yükseltebilir.
Bu yönleriyle kur artışı ekonomiyi olumsuz etkileyecek. Ancak bu durum madalyonun bir yüzü.
Madalyonun ikinci yüzünde ise hem ithalatı caydırıcı ve ihracatı teşvik edici hem de sermaye çıkışlarını engelleyici rolüyle pozitif etkileri söz konusu.
Kur artışına paralel son aylarda ihracatta belli bir hızlanma var. Ağustos ihracatı yüzde 29.5 arttı. İthalattaki artış da yüzde 40'dan yüzde 20'ye indi. Cari açık 7.5 milyar dolardan 5.3 milyara geriledi. Kur artışının dış \ ticarete pozitif yansıyacağı ve ihracata doping etkisi yapacağı açık. Bu yönüyle enflasyon riskini artırırken, cari açık riskini azaltacağı da kesin.

Yukarı