TVRadyo
Cüneyt Başaran
Cüneyt Başaran

Seçimler ve piyasa realitesi

Kritik bir haftayı daha geride bırakıyoruz. Halkoyu ile seçilecek ilk Cumhurbaşkanı seçimi öncesinde son haftadayız. Adaylar, mitingler ve TV programları ile nasıl bir Cumhurbaşkanı olacaklarını anlatıyor. Yarışta günler azaldıkça adaylar ilerisi için daha net resim veriyorlar.

Başbakan Erdoğan eğer seçilirse daha öncekilerden çok farklı olarak kabine ve Başbakan’la daha sık bir araya geleceğini ve karar mekanizmasında aktif rol alacağını söylüyor. Bir nevi parlamenter sistemden yarı başkanlık sistemine geçişin ipuçlarını veriyor. Diğer adaylar ise daha önceki TC Cumhurbaşkanlarının kullandıkları görev ve sorumluluklar çizgisinde kalacaklarını belirtip, yasama ve yürütmenin işine karışmadan, son tahlilde denetleme ve onay verme görevini sürdüreceklerini belirtiyorlar.

Bu açıdan bakıldığında Türkiye Cumhuriyeti’nin 12. Cumhurbaşkanı kimin olacağı konusu Türkiye’de resmi olmasa da fiiliyatta vücut bulacak bir sistem değişikliği anlamına gelebilecektir.

Piyasanın Cumhurbaşkanlığı seçimlerini fiyatlamasında yukarıda anlattığım noktanın fiyatlandığını düşünmüyorum.

FED’i, ABD faizlerini, Avrupa’nın resesyonunu anlamaya çalışan, kısa vadeli düşünme ve karar almaya alışmış piyasa oyuncuları için Türkiye’de seçim sonuçları sonrasında ortaya çıkabilecek (gayri resmi de olsa) bir sistem değişikliği iyi midir? Kötü müdür? Fazla detay kalıyor. Piyasa oyuncuları için konu; mevcut iktidar ve onun adayının kazanıp kazanamayacağı bir seçim olarak görülüyor. Son durumda da ilk turda tamamlanacak bir sonuç büyük oranda fiyatlanmış görünüyor.

Bu sebeple Türkiye için yarı başkanlık uygun mudur? Anayasa’ya göre yaptığı işlerden dolayı “sorumlu tutulmayan” bir Cumhurbaşkanı’nın, Meclis’e karşı “sorumlu” olan Bakanlar Kurulu’nun kararlarına ortak olması/ yönlendirmesi bir kaos yaratır mı gibi sorular piyasanın bugün gündemine girmez. Ha, yarın girer mi? Girer. Peki nasıl girer? Onu da o gün göreceğiz.

HOUSTON WE HAVE A PROBLEM!

İngilizce ara başlık için özür dilerim. Ancak çoğumuzun ne anlama geldiğini bildiğimiz bu başlık Apollo 13 filminden hatırlayacağımız üzere, mekikte ortaya çıkan ve daha sonra uzay aracının büyük kısmının yanmasına neden olan teknik bir arızayı ABD’de Houston’daki üsse bildiren astronotların bir repliği.

Faizleri düşürüyoruz ama enflasyon düşmüyor.

Bilindiği üzere ülkemizde bir süredir “Faiz oranları enflasyonun bir sonucu mudur? Yoksa sebebi midir?” tartışması yapılıyor. Hükümetin özellikle de Başbakan Erdoğan’ın bu konudaki fikri net: “Faiz oranları yüksek olduğu için enflasyon yüksek kalıyor.” Bu fikri savunan diğer bir isim de Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci. İşte tam bu esnada yine ülkemiz sınırları içinde başka bir gelişme oldu. TCMB kendi istişaresi sonucunda olduğunu düşündüğümüz, 175 baz puanlık faiz indirimlerini son 3 ayda devreye soktu.

Yani yüksek faizin yüksek enflasyona sebep olduğunu düşünen iktidarın, görüşlerine denk gelen Merkez Bankası faiz indirimleri.

Sonuç?

Houston we have a problem!.. Merkez Bankası faizi % 8.25, enflasyon % 9.35 ve 10 yıllık faiz % 9.50.

Yukarı